Kavalalı Mehmed Ali Paşa (1769–1849), 1805'ten 1848'e kadar Osmanlı Devleti'nin Mısırvalisi olarak görev yapan ve Mısır'da kurduğu hanedan 1952'ye kadar hüküm süren devlet adamıdır. Bugünkü Yunanistan sınırları içindeki Kavala'da doğan Mehmed Ali, Fransızların Mısır'dan çıkarılması için gönderilen Osmanlı birlikleriyle Mısır'a geldi; kısa sürede valiliği ele geçirdi, Memlük beylerini tasfiye etti ve Mısır'ı modern bir orduya, okullara, fabrikalara ve sulama kanallarına sahip güçlü bir eyalete dönüştürdü. Arabistan'da, Sudan'da ve Mora'da İstanbul adına savaşan Mehmed Ali, 1831'den sonra padişaha karşı ayaklandı ve oğlu İbrahimPaşa'nın orduları iki kez Osmanlı ordularını yenerek Anadolu'nun içlerine kadar ilerledi. Avrupa devletlerinin müdahalesiyle 1840–1841'de çözülen kriz, ona Mısır'ın veraset yoluyla yönetimini kazandırdı. Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın Auguste Couder tarafından yapılmış portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Auguste Couder. Dosya sayfası
Kavala'dan Kahire'ye
Mehmed Ali, 1769'da Osmanlı Rumelisi'ndeki Kavala'da doğdu. Gençliğinde tütün ticaretiyle uğraştığı ve yerel yöneticilerin hizmetinde bulunduğu bilinir. 1801'de Fransız ordusunu Mısır'dan çıkarmak için gönderilen Osmanlı kuvvetleri arasındaki Arnavut birliklerinden birinde komutan yardımcısı olarak Mısır'a geldi. Fransızların çekilmesinden sonra Mısır'da Osmanlı valileri, Memlük beyleri ve Arnavut birlikleri arasında süren çekişmelerde ustaca hareket etti. Mayıs 1805'te Kahire'nin ulema ve esnaf önderleri onu vali olarak istedi; İstanbul da bu durumu kabul ederek Temmuz 1805'te onun valiliğini onayladı.
İlk sınavlar ve Kahire Kalesi
Valiliğinin ilk yıllarında Mehmed Ali, hem Memlüklerin direnişiyle hem de dış müdahalelerle uğraştı. 1807'de İngiltere'nin İskenderiye'ye çıkardığı kuvvetler Reşid (Rosetta) yakınlarında yenildi ve kısa süre sonra Mısır'dan çekildi. 1 Mart 1811'de Mehmed Ali, Kahire Kalesi'nde düzenlediği bir tören sırasında Memlük beylerinin büyük kısmını ortadan kaldırdı. Bu olay, Mısır'da Memlük gücünün sonu oldu ve Mehmed Ali'yi eyaletin tek hâkimi hâline getirdi.
Ek bilgi
Arabistan seferi: II. Mahmud, Hicaz'da kutsal şehirleri ele geçiren Vehhabi hareketine karşı Mehmed Ali'den yardım istedi. 1811'de oğlu Tosun Paşa komutasında başlayan sefer, Mekke ve Medine'nin yeniden Osmanlı yönetimine alınmasıyla devam etti. 1818'de İbrahim Paşa, Necid'deki Dir'iyye'yi ele geçirdi; hareketin önderi Abdullah bin Suud İstanbul'a gönderildi. Bu başarı, Mehmed Ali'nin İstanbul'daki itibarını büyük ölçüde artırdı.
Yeni bir Mısır
Mehmed Ali, Mısır'ı kaynakları merkezden yönetilen bir eyalete dönüştürmeye girişti. Toprağın büyük kısmı devlet denetimine alındı; tarım ürünlerinin alım satımında devlet tekelleri kuruldu. 1820'lerde uzun lifli pamuğun yetiştirilmesine başlandı ve pamuk kısa sürede Mısır'ın başlıca ihraç ürünü oldu. İskenderiye'yi Nil'e bağlayan Mahmudiye Kanalı 1820'de tamamlandı. Bulak'ta bir matbaa kuruldu; burada askerî, bilimsel ve edebî eserler Türkçe ve Arapça olarak basıldı. Mısırlı öğrenciler Avrupa'ya, özellikle Fransa'ya eğitim için gönderildi; bu öğrencilerin imamı olarak Paris'e giden Rifâa et-Tahtâvî, daha sonra Mısır'ın önde gelen aydınlarından biri oldu.
Nizam ordusu
Mehmed Ali'nin en büyük yatırımı, Avrupa usulünde eğitilmiş yeni bir orduydu. 1820'lerin başında kurulan bu orduda, ilk kez geniş ölçüde Mısırlı köylüler asker olarak kullanıldı; subayların büyük kısmı ise Türkçe konuşan bir kadrodan oluşuyordu. Ordunun eğitiminde, sonradan Müslüman olarak SüleymanPaşa adını alan Fransız subay Joseph Sève önemli rol oynadı. 1820–1822'de Sudan'a yapılan sefer, Hartum şehrinin kuruluşuna yol açtı. Yeni ordu ve donanma, Mehmed Ali'yi kısa sürede Osmanlı Devleti içindeki en güçlü askerî güç hâline getirdi. Mehmed Ali Paşa'yı İskenderiye'deki sarayında gösteren David Roberts litografisiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: David Roberts / Louis Haghe. Dosya sayfası
Mora ve Navarin
1821'de başlayan Yunan isyanını bastırmakta zorlanan II. Mahmud, 1824'te Mehmed Ali'den yardım istedi. Karşılığında Girit'in ve Mora'nın yönetimi ona vaat edildi. İbrahimPaşa, 1825'te Mora'ya çıktı ve isyanı büyük ölçüde bastırdı. Ancak 20 Ekim 1827'de Navarin'de İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Osmanlı-Mısır donanmasını yaktı. 1828'de İbrahim Paşa'nın kuvvetleri Mora'dan çekildi. Mehmed Ali, bu seferde büyük kayıplar verdiği hâlde, karşılığında ona yalnızca Girit'in verilmesini yetersiz buldu ve Suriye'yi talep etmeye başladı.
Padişaha karşı: 1831–1833
1831'de Mehmed Ali, Akka valisi Abdullah Paşa ile yaşadığı bir anlaşmazlığı gerekçe göstererek İbrahim Paşa'yı Suriye'ye gönderdi. İbrahim Paşa, 1832'de Akka'yı aldı, Şam'a girdi, Humus ve Belen'de Osmanlı kuvvetlerini yendi. Aralık 1832'de Konya'da sadrazamReşid Mehmed Paşa'nın ordusu yenildi ve sadrazam esir düştü. İbrahim Paşa Kütahya'ya kadar ilerledi. II. Mahmud, Rusya'dan yardım istedi; Rus donanması İstanbul Boğazı'na geldi. Mayıs 1833'te imzalanan Kütahya Antlaşması'yla Suriye ve Adana Mehmed Ali'ye bırakıldı.
Dikkat: yanlış bilinen
Bir valinin niteliği: Mısır'da Mehmed Ali, modern Mısır'ın kurucusu olarak anılır; heykelleri ve adını taşıyan yapılar bunu yansıtır. Türk tarih yazımında ise onun padişaha karşı ayaklanması ve Osmanlı ordularını yenmesi, devletin en ağır iç krizlerinden biri olarak ele alınır. Mehmed Ali'nin kendisi ise hiçbir zaman açıkça bağımsızlık ilan etmedi; resmî olarak her zaman bir Osmanlı valisi olarak kaldı. Bu üç bakışı birlikte görmek, onun karmaşık konumunu anlamamızı kolaylaştırır.
Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti'nin çözülmesinin ve Mehmed Ali'nin Fransa ile yakınlaşmasının güç dengesini bozacağından endişe ediyordu. Temmuz 1840'ta İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya, Osmanlı Devleti ile Londra'da bir antlaşma imzaladı. Mehmed Ali şartları reddedince İngiliz ve Avusturya donanmaları Beyrut'u ve Akka'yı bombaladı; İbrahimPaşa'nın kuvvetleri Suriye'den çekildi. 1841'de yayımlanan fermanlarlaMısırvaliliği, Mehmed Ali ve onun soyundan gelenlere veraset yoluyla bırakıldı. Buna karşılık Mısır ordusunun sayısı sınırlandırıldı ve Mısır, Osmanlı Devleti'ne yıllık vergi ödemeye devam etti.
Son yıllar ve miras
Mehmed Ali, ilerleyen yaşında sağlık sorunları nedeniyle yönetimden çekildi; 1848'de oğlu İbrahimPaşa kısa bir süre valilik yaptı, ancak babasından önce öldü. Mehmed Ali, 2 Ağustos 1849'da İskenderiye'de öldü ve Kahire Kalesi'nde yaptırdığı büyük camiye defnedildi. Osmanlı mimarisinin İstanbul camilerini andıran üslubuyla yapılan bu cami, bugün Kahire'nin simgelerinden biridir. Kurduğu hanedan, 1867'den itibaren "hıdiv" unvanını kullandı; 1914'te İngiltere'nin Mısır üzerinde himaye ilan etmesiyle Osmanlı bağı resmen koptu. Hanedan 1952'deki devrime kadar Mısır'ı yönetti. Mehmed Ali Paşa'nın Nablus valisine gönderdiği bir fermanGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1769: Mehmed Ali Kavala'da doğar. 1801: Osmanlı birlikleriyle Mısır'a gelir. Temmuz 1805: Valiliği İstanbul tarafından onaylanır. 1807: İngiliz kuvvetleri yenilir. 1 Mart 1811: Kahire Kalesi olayı; Memlük gücü sona erer. 1811–1818: Arabistan seferi. 1820–1822: Sudan seferi. 1825–1828: Mora seferi; 1827'de Navarin. 1831–1833: Suriye seferi; Konya ve Kütahya. 24 Haziran 1839: Nizip. 1840: Londra Antlaşması. 1841: Veraset fermanları. 2 Ağustos 1849: Mehmed Ali vefat eder.
Bir valinin kurduğu devlet
Mehmed Ali Paşa'nın hayatı bize, XIX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti'nin içinden bir "modernleşme yarışı" çıktığını gösteriyor. II. Mahmudİstanbul'da yeniçerileri kaldırıp yeni bir ordu kurarken, Mehmed Ali Kahire'de aynı işi daha hızlı ve daha sert bir biçimde yapıyordu. Her ikisi de Avrupa usulünde eğitilmiş ordular, okullar, matbaalar ve merkezî bir yönetim kurmak istiyordu. Ancak bu iki modernleşme, sonunda birbirine karşı savaştı.
Bizim gözümüzde Mehmed Ali'nin en dikkat çekici yanı, kendisini hiçbir zaman Osmanlı dünyasının dışında görmemesidir. O, Türkçe konuşan, Osmanlı kültürüyle yetişmiş bir paşaydı; sarayında Türkçe yazışmalar yürütülüyordu. Onun ayaklanması, bir ulusal bağımsızlık hareketi değil, Osmanlı Devleti'nin içinde güç ve meşruiyet mücadelesiydi. Bu mücadele, Avrupa devletlerinin Doğu Sorunu'na doğrudan müdahalesinin de başlangıcı oldu. Mehmed Ali'nin hikâyesi, bir valinin hırsının bir imparatorluğu nasıl sarsabileceğini ve aynı zamanda nasıl yeni bir devletin zeminini hazırlayabileceğini birlikte anlatıyor.