Bir gazete yazısının yankısı
8 Şubat 1919'da Fransız generali Franchet d'Espèrey, beyaz bir at üzerinde İstanbul'a girdi. Ertesi gün Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif imzalı kısa bir yazı çıktı: "Kara Bir Gün". Yazı, generalin bir fatih edasıyla şehre girişini ayıplıyor, Paris'in de bir zamanlar Alman ordularının işgalini gördüğünü hatırlatıyor ve işgali coşkuyla karşılayanlara sert bir dille sesleniyordu.Bu yazı Mütareke İstanbul'unda elden ele dolaştı. İşgal kuvvetlerinin gözünde Süleyman Nazif artık tehlikeli bir kalemdi. Bir yıl sonra Darülfünun'daki Pierre Loti anmasında yaptığı konuşmayla bu kanaat iyice pekişti ve şair, İngilizler tarafından Malta'ya sürgün edildi. Bu yazıda Diyarbakırlı şairin hayatını, Mütareke yıllarındaki direnişini ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kalemini anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 29 Ocak 1870 Diyarbakır'da doğum; 1892 babasının ölümü ve Diyarbakır'da memuriyet; 1897 Paris'e gidiş ve Meşveret'te yazılar; 1897-1908 Bursa'da mecburi ikamet; 1906 "Gizli Figanlar"; 1908 Meşrutiyet ve İstanbul'a dönüş; 1909-1914 Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul ve Bağdat valilikleri; 1918 "Firak-ı Irak" ve Hadisat gazetesi; 9 Şubat 1919 "Kara Bir Gün"; 23 Ocak 1920 Pierre Loti konuşması; yaklaşık 20 ay Malta sürgünü; 1922 İstanbul'a dönüş; 1924 "Malta Geceleri"; 4 Ocak 1927 İstanbul'da ölüm.
Diyarbakır'dan Paris'e
Süleyman Nazif, 29 Ocak 1870'te Diyarbakır'da doğdu. Babası şair ve tarihçi Diyarbakırlı Said Paşa'dır; şair Faik Ali Ozansoy onun kardeşidir. Babasının görev yerleri Harput, Maraş ve Mardin'de büyüdü, eğitimini büyük ölçüde özel derslerle tamamladı. Farsçayı babasından, Arapçayı ve Fransızcayı ayrı hocalardan öğrendi.1892'de babasını kaybettikten sonra Diyarbakır'da vilayet kâtipliği yaptı, vilayet salnamesini hazırladı, Diyarbakır gazetesinin başyazarlığını ve vilayet matbaasının yönetimini üstlendi. 1897'de II. Abdülhamid yönetimine karşı mücadele etmek için Paris'e gitti. Burada Ahmet Rıza Bey'in Meşveret gazetesinde istibdat aleyhine yazılar yazdı ve "Abdullah Tahir" takma adıyla risaleler bastırdı.
Yurda dönünce Bursa'da vilayet mektupçusu olarak ikamete mecbur edildi ve 1908'e kadar orada kaldı. Bu yıllarda Servet-i Fünun'a büyük dedesinin adı olan "İbrahim Cehdi" takma adıyla yazılar gönderdi. İlk şiir kitabı "Gizli Figanlar"ı 1906'da imzasız olarak Mısır'da bastırdı. Edebî anlayış ve üslupta Namık Kemal'in takipçisiydi; hazırcevaplığı ve nükteleriyle de ün kazandı.
Vali ve gazeteci
1908'de Meşrutiyet ilan edilince İstanbul'a döndü, İttihat ve Terakki'ye katıldı ve Ebüzziya Tevfik ile Tasvir-i Efkâr'ı çıkardı. Ardından sırasıyla Basra (1909), Kastamonu (1910), Trabzon (1911), Musul (1913) ve Bağdat (1914) valiliklerinde bulundu. 1915'te devlet memuriyetinden ayrılarak bütün zamanını yazıya verdi. 1918'de yayımlanan "Firak-ı Irak", Irak'ın kaybına duyduğu acının kitabıdır.
Ek bilgi
Süleyman Nazif 1918'de Cenap Şahabettin ile birlikte Hadisat gazetesini çıkardı. "Kara Bir Gün" bu gazetede yayımlandı. İki şairin yolları sonra ayrıldı: Cenap Mütareke yıllarında Ankara'yı karşısına alan yazılarıyla eleştirilirken, Süleyman Nazif işgale karşı tavrıyla sürgüne gönderildi.
"Kara Bir Gün"ün söyledikleri
Yazının gücü, kısa ve keskin oluşundan geliyordu. Süleyman Nazif, Fransız komutanın İstanbul'a bir Napolyon çalımıyla girmesini kınarken, tarihin döner bir çark olduğunu hatırlatıyordu: Paris de bir zamanlar yabancı orduların işgalini görmüştü. Bu hatırlatma, galip devletlerin kendi geçmişlerini unutmamaları gerektiğini söylüyordu. Yazı, işgal komutanlığının dikkatini çekti."Kara Bir Gün", Mütareke basınında işgale karşı yazılmış en tanınmış metinlerden biri oldu. İstanbul'un sessiz çoğunluğunun duygularına tercüman olması, onu bir gazete yazısından çok bir hafıza belgesine dönüştürdü. Süleyman Nazif'in bu yazısı bugün de 8 Şubat 1919 sahnesi anlatılırken akla gelen ilk metinlerdendir.
Pierre Loti gecesi
23 Ocak 1920'de Darülfünun'da, Türk dostluğuyla tanınan Fransız yazar Pierre Loti'yi anmak için bir toplantı düzenlendi. Görünüşte bir anma olan bu toplantı, gerçekte işgal kuvvetlerine karşı bir protesto niteliği taşıyordu. Süleyman Nazif'in burada yaptığı konuşma, dinleyicileri coşturdu. Konuşma, Türklerin dostlarını unutmadığını vurgularken işgalin haksızlığını da açıkça dile getiriyordu.16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edildi ve Meclis-i Mebusan dağıtıldı. Pek çok aydın ve devlet adamı tutuklanarak Malta'ya gönderildi. Süleyman Nazif de bunlar arasındaydı. Malta'da yaklaşık yirmi ay kaldı. Sürgündeyken "Çal Çoban Çal" adlı eseri basıldı (1921); yurt hasretini anlatan "Daüssıla" şiiri ise onun ününü daha da artırdı.

Dikkat: yanlış bilinen
Malta sürgünleri arasında yalnızca Ermeni tehcirine katılmakla suçlananlar değil, Süleyman Nazif gibi işgale karşı yazılarıyla tanınan aydınlar da vardı. Malta sürgünlerinin büyük bölümü 1921'de Ankara Hükûmeti ile İngiltere arasında yapılan esir değişimi sonucunda serbest kaldı.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında kalemi
1922'de İstanbul'a dönen Süleyman Nazif, millî duygulara seslenen yazılarını sürdürdü. İstanbul Muallim Mektebi'nde verdiği "Namık Kemal" konferansı aynı yıl kitap olarak basıldı. "Tarihin Yılan Hikâyesi"nde son padişah Vahdettin'e ağır eleştiriler yöneltti; padişahların halkın elinden aldıkları mallarla ilgili makalelerini "Çalınmış Ülke" adıyla topladı. 1924'te Malta sürgününün ruh hâlini anlatan "Malta Geceleri" yayımlandı.Aynı yıllarda Mehmet Akif üzerine beş makaleden oluşan bir kitap, Ziya Paşa'nın toplu eserleri, Namık Kemal ve Ziya Paşa'yı birlikte ele alan "İki Dost" ve "Fuzuli" gibi eserler yayımladı. Şapka Kanunu tartışması sırasında İskilipli Atıf Hoca ile polemiğe girdi ve bu yazılarını 1925'te kitaplaştırdı. İttihat ve Terakki üzerine yazdıkları "Yıkılan Müessese" adıyla 1927'de çıktı.
Yoksul bir ölüm
Süleyman Nazif 4 Ocak 1927'de zatürreden öldü. Cenaze masraflarını karşılayacak parası bile yoktu. Masrafları, dergisine yaptığı yazı katkılarına duyulan vefa borcuyla Türk Tayyare Cemiyeti üstlendi. Cenaze namazı Ayasofya Camii'nde kılındı ve Edirnekapı dışında toprağa verildi. Kabri İstanbul Belediyesi tarafından yaptırıldı. 1936'da ölen yakın dostu Mehmet Akif Ersoy, onun hemen yanına defnedildi.Kalemi silaha çeviren şair
Süleyman Nazif'in hikâyesi, Millî Mücadele'nin yalnızca Anadolu'daki cephelerde verilmediğini hatırlatıyor. İşgal altındaki İstanbul'da, sansürün ve tutuklama tehdidinin gölgesinde yazı yazmak da bir cesaret işiydi. "Kara Bir Gün", bir şehrin onurunu korumak için yazılmış bir metin olarak hafızada kaldı.Onun tavrında bir tutarlılık var: Abdülhamid döneminde istibdada, Mütareke'de işgale, Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise saltanatın son temsilcisine karşı yazdı. Valilikten gazeteciliğe, sürgünden yoksul bir ölüme uzanan hayatı boyunca kalemini bir mevki için kullanmadı. Mehmet Akif'le yan yana yatıyor olması da bu iki şairin aynı vatan sevgisini paylaştığının sembolüdür.
Elbette Süleyman Nazif de döneminin tartışmalarının içinde yer aldı ve her görüşü herkesçe paylaşılmadı. Ama Mütareke İstanbul'unun karanlık günlerinde halka moral veren sesler arasında onun sesi en gürlerinden biriydi. Bugün Diyarbakır'dan İstanbul'a uzanan bu hayat, kalemin de bir cephe olabildiğini gösteren en güzel örneklerden biri olarak okunmayı hak ediyor.