Ankara'nın ilk içişleri bakanı
Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de açıldığında, yeni devletin henüz bir hükûmeti yoktu. Meclis birkaç gün içinde bir geçici icra heyeti seçti, ardından 3 Mayıs 1920'de Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk İcra Vekilleri Heyeti kuruldu. Bu heyette Dahiliye Vekâleti'ne getirilen isim, Aydın mebusu Abdülkadir Cami Bey'di. Soyadı Kanunu'ndan sonra Baykurt soyadını alacak olan Cami Bey, bu yönüyle Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetinin ilk içişleri bakanı sayılır.Cami Bey'in hayatı ise yalnızca bu kısa vekillikten ibaret değil. Trablusgarp çöllerinde geçen bir askerlik, Meşrutiyet meclisinde Fizan mebusluğu, İzmir'de Müdafaa-i Hukuk'un kuruluşu, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda Anadolu'yu temsil eden grubun başkanlığı ve Roma'da diplomatik temsilcilik bu hayatın durakları arasındadır. Bu yazıda o durakları sırayla izliyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1877 doğum (İstanbul olarak bilinir; Meclis arşivindeki bir belgede Bağdat yazılıdır); 1896 Harbiye'den mezuniyet ve Trablusgarp'a tayin; 1903 Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün kurucuları arasında; 1905-1906 Canet vahasının geri alınması, Gat'ta komutan ve kaymakamlık; 1908-1912 Fizan mebusu; Birinci Dünya Savaşı'nda İzmir'de sansür memuru; 1919 İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti; 1920 Aydın mebusu ve Felah-ı Vatan grubu başkanı; 25 Nisan 1920 geçici icra heyeti üyeliği; 3 Mayıs - 13 Temmuz 1920 Dahiliye vekilliği; 1921 Londra Konferansı heyeti; 27 Nisan 1922 Roma temsilciliğinin sona ermesi; 5 Kasım 1949 İstanbul'da ölüm.
Çöldeki genç subay
Abdülkadir, Hacı Mehmet Münir Paşa ile Ayşe Hanım'ın oğluydu. Soğukçeşme Askerî Rüştiyesi, Kuleli Askerî İdadisi ve Harbiye'de okudu, 1896'da orduya katıldı. Adına eklenen "Cami" sözcüğü sonradan geldi: Trablusgarp'ın tanınmış komutan ve valilerinden Müşir Recep Paşa, genç subaya İranlı şair ve düşünür Molla Câmî'nin adını yakıştırmıştı. Abdülkadir Cami adı bundan sonra onun kimliği oldu.Harbiye'den sonra gönderildiği yer, o yıllarda muhaliflerin sürüldüğü en uzak köşelerden biri olan Trablusgarp'tı. Burada Recep Paşa'nın yaveri oldu ve valinin himayesi altında, sürgündeki genç mekteplileri İttihat ve Terakki etrafında örgütledi. 1905-1906'da güneydeki Canet vahasının Fransızlarca işgal edilmesi üzerine vahayı geri almakla görevlendirildi. Ardından iki yıl boyunca Gat'ta hem komutan hem kaymakam olarak bulundu.
Gat yılları, Cami Bey'i Osmanlı Afrikası'nın en dikkatli gözlemcilerinden biri hâline getirdi. Kasabayı, çevrede yaşayan Tevarık (Tuareg) topluluklarını, yerleşim yerlerini, gündelik hayatı ve hayvanları ayrıntılı notlara geçirdi. Bu notların bir kısmı 1910'da "Trablusgarp'tan Sahra-yı Kebire Doğru" adıyla yayımlandı; kapsamlı anıları ise ölümünden çok sonra, 2009'da "Son Osmanlı Afrikası'nda Hayat" başlığıyla okura ulaştı.
Aynı yıllarda İstanbul'da bir spor kulübünün doğumunda da adı geçer. Cami Bey, 1903'te kurulan Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün kurucu üyeleri arasında anılır.
Meşrutiyet meclisinde Fizan mebusu
İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde yüzbaşı rütbesindeydi. Askerlikten ayrıldı ve 1908-1912 ile Nisan-Ağustos 1912 dönemlerinde Meclis-i Mebusan'da Fizan mebusu olarak bulundu. Mecliste İttihat ve Terakki içinde Hizb-i Terakki adıyla bilinen sol kanadın kurucularından biri oldu. Cemiyetin genel çizgisiyle ters düşünce siyasetten çekildi ve bir süre gazetecilik yaptı.Bu dönemde fikirlerini kitaplara da döktü. 1913'te "Osmanlılığın Atisi, Düşmanları ve Dostları" adlı eserini yayımladı. 1922'de yayımlanan ve sonraki yıllarda yeniden basılan "Osmanlı Ülkesinde Hristiyan Türkler" ise Anadolu'daki Türkçe konuşan Ortodoks topluluklara dair bir inceleme olarak dikkat çekti.

Ek bilgi
Felah-ı Vatan grubu, 12 Ocak 1920'de açılan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda Heyet-i Temsiliye çizgisindeki mebusların oluşturduğu gruptu. Mustafa Kemal Paşa mecliste Müdafaa-i Hukuk adıyla bir grup kurulmasını istemişti; ancak mebuslar bu adı kullanmak yerine Felah-ı Vatan adını tercih etti. Misak-ı Millî'nin 28 Ocak 1920'de kabulü bu meclis içinde gerçekleşti. Cami Bey bu grubun başkanlığını yaptı.
İzmir'den Ankara'ya
Birinci Dünya Savaşı'nda İzmir'de sansür memuru olarak görevlendirilen Cami Bey, Mondros Mütarekesi'nden sonra yeniden siyasete döndü. İzmir'de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kuruluşunda öncü roller üstlendi. 1919 sonundaki seçimlerde Aydın mebusu seçilerek İstanbul'a gitti ve Felah-ı Vatan grubunun başkanı oldu.16 Mart 1920'de İstanbul İtilaf kuvvetlerince işgal edildi ve İngiliz askerleri Meclis-i Mebusan binasına girdi. Pek çok mebus tutuklanıp Malta'ya gönderildi. Cami Bey ise İstanbul'dan ayrılıp Ankara'ya geçmeyi başaranlar arasındaydı. Büyük Millet Meclisi'ne yine Aydın mebusu olarak katıldı ve 25 Nisan 1920'de seçilen geçici icra heyetinde yer aldı.
İlk İcra Vekilleri Heyeti'nde iki ay
3 Mayıs 1920'de kurulan ilk hükûmette Cami Bey Dahiliye vekili oldu. Bu görev, yeni meclisin otoritesini Anadolu'nun vilayetlerine ve sancaklarına kabul ettirmek, İstanbul'a bağlı kalan valilerle Ankara'yı tanıyan yöneticiler arasındaki karışıklığı çözmek gibi zor işleri kapsıyordu. Cami Bey'in vekilliği 13 Temmuz 1920'ye kadar sürdü. Sol eğilimli düşünceleri, Mustafa Kemal Paşa ile aralarında bazı görüş ayrılıklarının doğmasına neden oldu ve görevden ayrıldı.Ankara onu bu kez dış ilişkilerde kullandı. Şubat-Mart 1921'de toplanan Londra Konferansı'na giden ve Hariciye Vekili Bekir Sami Bey'in başkanlık ettiği heyette Cami Bey de vardı. Konferansta Ankara heyeti, İstanbul hükûmetinin temsilcileriyle aynı masada bulundu ve Türkiye adına konuşma yetkisinin Ankara'da olduğunu dünyaya göstermeye çalıştı.
Ardından Büyük Millet Meclisi hükûmetinin Roma temsilcisi olarak İtalya'ya gönderildi. Bu görev birkaç ay sürdü. 27 Nisan 1922'de temsilciliğinin sona erdiği kendisine bildirildi; geri dönmeyince istifa etmiş sayıldı ve mebusluğu düştü.
Dikkat: yanlış bilinen
Cami Bey'in "ilk Dahiliye vekili" sayılması, Büyük Millet Meclisi hükûmetine özgüdür. Aynı günlerde İstanbul'da Osmanlı hükûmetinin de bir Dahiliye nazırı bulunuyordu. 1920 yazında Anadolu'da iki ayrı merkezin iki ayrı içişleri yönetimi vardı ve vilayetlerin hangi merkeze bağlanacağı Millî Mücadele'nin ilk aylarının en tartışmalı konularından biriydi.
Uzun ara ve son yıllar
Cami Bey Cumhuriyet'in ilk on beş yılını büyük ölçüde siyasetin dışında ve yurt dışında geçirdi. Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'ye döndü ve hayatının son on yılını İstanbul'da yazı ve öğretmenlikle geçirdi. Robert Kolej'de tarih, Erenköy Kız Lisesi'nde Fransızca okuttu. 1945'ten itibaren yazıları Görüşler ve Dikmen dergileri ile Tan gazetesinde yayımlandı. Yeni Dünya adıyla çıkardığı gazete ancak beş sayı yaşayabildi.Çok partili hayata geçişin ardından, 1948'de aralarında Mareşal Fevzi Çakmak'ın da bulunduğu bir grubun kurmaya çalıştığı İnsan Hakları Derneği girişiminde Zekeriya Sertel ve Tevfik Rüştü Aras ile birlikte öne çıkan isimlerden biri oldu. 5 Kasım 1949'da İstanbul'da öldü.
Sahradan meclis kürsüsüne bir hayat
Cami Baykurt'un hikâyesi, Osmanlı'nın son kuşak subay-aydınlarının ne kadar geniş bir coğrafyada yetiştiğini gösteriyor. Aynı kişi, gençliğinde Sahra'nın ortasında bir vahayı geri almak için yola çıkmış, otuz yıl sonra Ankara'da yeni bir devletin içişlerini örgütlemeye çalışmıştı. Trablusgarp'ta tuttuğu notlar bugün Osmanlı Afrikası'na dair en canlı tanıklıklardan biri olarak okunuyor.Millî Mücadele açısından Cami Bey'in en önemli katkısı, İstanbul ile Ankara arasında köprü kurduğu aylardır. Felah-ı Vatan grubunun başkanı olarak Misak-ı Millî'nin kabul edildiği mecliste bulunmuş, işgalden sonra Ankara'ya geçerek yeni meclisin ilk hükûmetinde görev almıştı. Bu süreklilik, Büyük Millet Meclisi'nin kendisini son Osmanlı meclisinin meşru devamı olarak görmesinin kişiler üzerinden okunabilen bir örneğidir.
Mustafa Kemal Paşa ile yollarının ayrılması ise Millî Mücadele kadrosunun tek bir düşünce çizgisinden oluşmadığını hatırlatır. Ankara'da sol eğilimli aydınlardan muhafazakâr din adamlarına kadar farklı insanlar ortak bir amaç için bir araya gelmişti. Cami Bey'in kısa vekilliği, bu geniş cephenin ilk günlerindeki çeşitliliğin ve aynı zamanda kırılganlığının küçük bir aynasıdır.