Ali Çetinkaya, arkadaşları arasında "Kel Ali" diye anılan, Balkanlardan Trablusgarp'a, Irak'tan Kafkasya'ya uzanan bir askerlik hayatının ardından Cumhuriyet'in en uzun süre görev yapan Nafia vekillerinden biri olmuş bir isimdir. Mayıs 1919'da Ayvalık'ta Yunan çıkarmasına karşı ateş açan 172. Alay'ın komutanı olarak tanınır; ama asıl uzun izi, 1934-1940 arasında Nafia ve Münakalât vekili olarak demiryolları ve Ankara'nın resmî binaları üzerinde bıraktı. Ali ÇetinkayaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Afyonkarahisar'dan Selanik'e
Ali, 1877'de Afyonkarahisar'da, demirci ustası Ahmet Efendi ile Fatma Hanım'ın oğlu olarak doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti. 1892'de Afyonkarahisar Rüştiyesi'ni bitirdi, aynı yıl Bursa Askerî İdadisi'ne girdi. 13 Mart 1896'da Harbiye'ye kaydoldu ve 25 Aralık 1898'de teğmen olarak mezun olup Selanik'teki Üçüncü Ordu'ya atandı.
Balkanlarda geçen ilk yıllarında Resneli Niyazi, Enver ve Ali Fethi gibi geleceğin tanınmış subaylarıyla tanıştı. 1902'deki Bulgar ayaklanmasının bastırılmasında görev aldı, İştip ve Pirlepe çevresinde çete takiplerine katıldı. 1905'te yüzbaşı oldu. 1907'de Manastır'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. 1909'da Hareket Ordusuİstanbul'a girdikten sonra Sultan II. Abdülhamid'in Selanik'teki Alatini Köşkü'ne götürülmesi sırasında muhafız birliği komutanı Ali Fethi Bey'in yardımcısı olarak görev yaptı.
Mondros'tan sonra İstanbul'da gizli direniş örgütü Karakol Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Anadolu'ya silah ve cephane kaçırılması için çalıştı. Bu dönemde Mefharet Hanım ile nişanlandı; evliliklerinden 1923'te doğan kızlarına "İstiklâl" adını verdiler.
Ayvalık cephesi: emirlere rağmen direniş
İzmir'in işgalinden kısa süre önce Ayvalık'taki 172. Alay'ın komutanlığına getirilmişti. İzmir'deki çıkarmanın haberi gelince subaylarını toplayıp durumu açıkça anlattı; birlikte direnme kararı aldılar. Fazla silah ve cephaneyi gizlice Kozak nahiyesine taşıttı, çevre köylerden gönüllü bölükleri kurulması için davetnameler gönderdi. 29 Mayıs 1919'da Ayvalık'a çıkan Yunan birliklerine ateş açıldı. Alay'ın ilk şehidi Edirneli Teğmen Fahri Efendi oldu.
İstanbul hükûmeti ve bağlı olduğu tümen, çatışmadan kaçınılmasını ve birliğin geri çekilmesini emrediyordu. Ali Bey ise durumu doğrudan Harbiye Nezaretine bildirdi. 7 Haziran'da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye ReisiCevat Paşa'dan "Tarz-ı hareketiniz tamamen tasvibe iktiran etmiştir" cevabı geldi; bugünkü Türkçeyle "Hareket tarzınız tamamen uygun bulunmuştur." Ali Bey Burhaniye, Edremit ve çevresindeki gönüllülerle Ayvalık cephesini aylarca ayakta tuttu. Bu cephe Batı Anadolu'da Kuvâ-yı Milliye'nin ilk örgütlü hatlarından biri oldu. Ali Çetinkaya 1938'de bir açılış törenindeGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: kolektif. Dosya sayfası
Malta, Meclis ve İstiklâl Mahkemesi
Ali Bey, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Karahisar-ı Sahibmebusu olarak girdi. 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgal edilmesinden sonra İngilizlerce tutuklanarak Malta'ya sürgün edilenler arasında yer aldı. Malta'daki tutukluların çoğu herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın, İngiltere'nin elindeki "sanık" sıfatıyla adada tutuldu. Ankara hükûmeti, Anadolu'da esir düşmüş İngiliz subay ve askerlerini pazarlık konusu yaparak bu tutukluların serbest bırakılması için uzun bir diplomatik uğraş yürüttü. 1921'de varılan esir değişimi uzlaşmasıyla Malta sürgünlerinin büyük bölümü Anadolu'ya döndü. Ali Bey de bu dönüşle birlikte Ankara'ya geçti; İstanbul'da başlayan siyasi hayatı Anadolu'da devam etti.
Sürgünden döndükten sonra Büyük Millet Meclisi'ne katıldı ve birinci dönemden yedinci döneme kadar Meclis üyesi oldu.
1925-1927 yıllarında, hukukçu olmamasına karşın Ankaraİstiklâl Mahkemesi'nin başkanlığını yaptı. 1926'daki İzmir suikast girişimi ve ardından görülen davalar bu mahkemenin önüne geldi. Bu yıllar, Ali Bey'in hayatının en çok tartışılan dönemidir.
Dikkat: yanlış bilinen
İstiklâl mahkemelerinin 1925-1927 arasında verdiği kararlar, Türk tarihçiliğinde bugün de farklı açılardan değerlendirilir. Bir kesim bu mahkemeleri genç devletin kendini koruma aracı olarak görürken, başka bir kesim yargılama usullerindeki eksiklikleri öne çıkarır. Ali Çetinkaya'nın başkanlığı da bu tartışmanın bir parçasıdır. Bu yazı, o tartışmanın hükmünü vermek yerine onun hayatındaki yerini kayda geçirmeyi amaçlar.
Nafia Vekâleti: beş yılın yapıları
16 Şubat 1934'te Nafia Vekili oldu ve bu görevi 1939'a kadar sürdürdü. Bu beş yıl, Cumhuriyet'in demiryolu ağını hızla büyüttüğü yıllardı. Ankara'daki resmî dairelerin önemli bir bölümü onun vekâleti döneminde yapıldı. Ali Çetinkaya, demiryolunu ülkenin kalkınmasının ve birliğinin omurgası olarak gören politikanın kararlı bir savunucusuydu. Nafia Vekâleti'nin bölünmesiyle kurulan Münakalât Vekâleti'nin ilk vekili oldu ve 1939-1940'ta bu görevi yürüttü.
Afyonkarahisar'daki gar bugün onun adını taşır. Sivas-Erzurum hattının Malatya'ya ayrıldığı noktadaki istasyon da "Çetinkaya" adını almıştır. Ayvalık körfezindeki Cunda Adası resmî kayıtlarda "Alibey Adası" diye geçer. Edremit'teki bir kışla da onun adını taşır.
Ek bilgi
Soyadı Kanunu'ndan sonra "Çetinkaya" soyadını alan Ali Bey'in adı, Türkiye'nin dört bir yanında okullara, caddelere ve mahallelere verilmiştir: Afyonkarahisar'da bir üniversite kampüsü ve liseler, Havran'da ve Dikili'de okullar, Antalya'da bir bulvar, Kop Dağı'ndaki şehitler anıtında bir çeşme ve Bafra-Alaçam yolunda bir köprü bunlardan bazılarıdır.
Demiryolu siyaseti ve Ankara'nın yapı işleri
1930'ların ortası, Cumhuriyet'in demiryolu siyasetinin en yoğun dönemiydi. Yabancı şirketlerin elindeki hatların satın alınarak devletleştirilmesi sürüyor, aynı anda Sivas'tan Erzurum'a, Fevzipaşa'dan Diyarbakır'a uzanan yeni hatlar inşa ediliyordu. Nafia Vekâleti bu işin hem planlamasından hem de şantiyelerin denetiminden sorumluydu. Ali Çetinkaya'nın vekilliği, hatların Anadolu'nun doğusuna doğru ilerlediği, Malatya, Diyarbakır ve Erzurum'un demiryoluyla başkente bağlanmasının hedeflendiği yıllara denk geldi. Aynı vekâlet, başkentin bakanlık binalarının ve resmî yapılarının yapımını da yürütüyordu. Yeni başkentin kamu binaları bu yıllarda birbiri ardına yükseldi.
Son yıllar
Münakalât Vekâletinden ayrıldıktan sonra 1946'ya kadar Afyonkarahisarmebusu olarak kaldı. 1946 seçimlerinde yeniden seçilmedi ve son yıllarını İstanbul'da geçirdi. 21 Şubat 1949'da İstanbul'da öldü; cenazesi doğduğu şehir Afyonkarahisar'a götürülerek orada toprağa verildi. Afyonkarahisar'daki Ali Çetinkaya Garı'nda bulunan büstüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Bluetime93. Dosya sayfası
Kel Ali'nin iki yüzü: cephe subayı ve devlet adamı
Ali Çetinkaya'nın hayatı, Osmanlı'nın son kuşak subaylarının Cumhuriyet'e uzanan yolunu tek bir kişide toplar. Balkanlardaki çete takiplerinden Trablusgarp çölüne, Kût kuşatmasından Karakol Cemiyeti'nin gizli silah sevkiyatına kadar her aşamada bulunmuştu. Ayvalık'taki kararı, İstanbul hükûmetinin "protesto etmekle yetinin" dediği günlerde bir alay komutanının kendi sorumluluğuyla direnmeyi seçmesi bakımından Millî Mücadele'nin ilk işaretlerinden biridir.
Cumhuriyet döneminde ise iki farklı mirası vardır. İstiklâl Mahkemesi başkanlığı tartışmalı bir sayfa olarak kalmıştır. Nafia vekilliği ise Anadolu'yu demiryoluyla birbirine bağlama hedefinin somut adımlarıyla hatırlanır. Ali Çetinkaya, ne yalnız bir cephe kahramanı ne de yalnız bir bürokrattı. Hayatı, Millî Mücadele kuşağının savaştan sonra devlet kurma işine nasıl geçtiğini, bu geçişin kazanımlarıyla birlikte sert yanlarını da gösteren bir örnektir.