II. Abdülhamid döneminin en büyük projelerinden biri, Şam'dan Medine'ye uzanan Hicaz Demiryoludur. Bu hat, hacıların haftalarca süren tehlikeli kervan yolculuğunu birkaç güne indirmeyi, aynı zamanda Osmanlı'nın Arap vilayetleri üzerindeki askerî ve siyasi kontrolünü güçlendirmeyi amaçlıyordu. Demiryolu, büyük ölçüde dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların bağışlarıyla yapıldı. Bu yazıda projenin nasıl başladığını, nasıl finanse edildiğini, Alman mühendis Heinrich August Meissner'in rolünü, hattın Medine'ye ulaşmasını ve Birinci Dünya Savaşı'nda yaşananları ele alıyoruz. Hicaz Demiryolu'nun güzergâhını gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Neden bir Hicaz demiryolu?
19. yüzyılın sonunda Şam'dan Mekke'ye kervanla yapılan hac yolculuğu kırk günü bulabiliyordu. Yolculuk sırasında su sıkıntısı, salgın hastalıklar ve Bedevi saldırıları, hacıları tehdit ediyordu. Süveyş Kanalı'nın 1869'da açılmasından sonra deniz yolu daha kolay hâle gelmişti, ancak bu yol İngiltere'nin kontrolündeki Mısır üzerinden geçiyordu. Abdülhamid, hem hacıların yolculuğunu kolaylaştırmak hem de Hicaz ve Yemen'e asker sevkiyatını hızlandırmak için bir demiryolu düşündü. Aynı zamanda, İslam birliği siyasetinin bir parçası olarak bu proje, padişahınhalife sıfatını öne çıkaran bir sembol olacaktı.
Bağışlarla finansman
Proje, 1900 yılının Mayıs ayında duyuruldu. Osmanlı hazinesi bu kadar büyük bir projeyi tek başına karşılayacak durumda değildi; bu yüzden Abdülhamid, Müslümanlara bağış çağrısında bulundu. Padişah kendi kesesinden büyük bir bağışla işe başladı. Ardından devlet memurlarının maaşlarından kesintiler yapıldı, kurban derileri satılarak gelir sağlandı, özel pullar basıldı ve bağış yapanlara madalyalar verildi. Hindistan, Mısır, Rusya'daki Müslümanlar, Fas ve Güney Afrika gibi uzak yerlerden de bağışlar geldi. Bu bağışlar, demiryolu maliyetinin önemli bir kısmını karşıladı.
Meissner Paşa ve inşaat
İnşaat, Abdülhamid'in tahta çıkışının yıl dönümü olan 1 Eylül 1900'de başladı. Hattın baş mühendisi, daha önce Osmanlı demiryollarında çalışmış olan Alman mühendis Heinrich August Meissner'di. Meissner, bu hizmetleri nedeniyle Osmanlı'dan paşa unvanı aldı ve Meissner Paşa olarak tanındı. İnşaatta askerler işçi olarak çalıştırıldı; bu sayede iş gücü maliyeti düşük tutuldu.
Hattın Mada'in Salih'ten güneye uzanan bölümünde, Mekke ve Medine'nin çevresine gayrimüslimlerin girmesine izin verilmediği için inşaatı yalnızca Müslüman mühendisler yürüttü. Hat boyunca istasyonlar, kaleler, su depoları ve köprüler yapıldı. 1905'te Hayfa'ya giden bir bağlantı hattı açıldı; böylece demiryolu Akdeniz'e bağlandı.
Ek bilgi
Hicaz Demiryolu'nun Şam ile Medine arasındaki uzunluğu yaklaşık 1.300 kilometredir. Hattın Mekke'ye kadar uzatılması planlanıyordu, ancak bu bölüm hiçbir zaman tamamlanmadı. Hat, dar hatlı (1050 mm) olarak inşa edildi.
Medine'ye varış
Hat, 1908 yazının sonunda Medine'ye ulaştı ve resmî açılış, yine Abdülhamid'in tahta çıkışının yıl dönümünde, 1 Eylül 1908'de yapıldı. Böylece Şam'dan Medine'ye yaklaşık beş günde ulaşmak mümkün hâle geldi. Açılıştan kısa süre önce, Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet ilan edilmişti; bu yüzden törenler, yeni siyasi ortamın gölgesinde gerçekleşti. Medine'deki istasyon, şehrin dışında taş bir bina olarak inşa edildi ve bugün müze olarak kullanılmaktadır. Şam'daki Hicaz Demiryolu istasyon binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Bedevi tepkisi ve güvenlik
Demiryolu, kervan yolunda deve kiralayarak ve koruma hizmeti vererek geçimini sağlayan bazı Bedevi kabileleri için bir tehdit oluşturuyordu. Bu nedenle hat, inşaat sırasında ve sonrasında saldırılara maruz kaldı. Osmanlı yönetimi hat boyunca karakollar kurdu ve bazı kabilelere para ödedi.
1916–1918: Arap İsyanı ve saldırılar
Birinci Dünya Savaşı'nda Hicaz Demiryolu, Medine'deki Osmanlı garnizonunun tek ikmal yoluydu. 1916'da Mekke Şerifi Hüseyin'in başlattığı Arap İsyanı sırasında, isyancılar ve onlara destek veren İngiliz subayları, aralarında T. E. Lawrence'in de bulunduğu gruplarla hatta defalarca saldırı düzenledi. Raylar ve köprüler havaya uçuruldu, trenler raydan çıkarıldı. Buna rağmen Osmanlı askerleri hattı onarmayı sürdürdü ve Medine'deki Fahreddin Paşa, savaşın bitiminden sonra, Ocak 1919'a kadar şehri teslim etmedi.
Dikkat: yanlış bilinen
Lawrence'ın Hicaz Demiryolu'na yönelik saldırıları, onun "Bilgeliğin Yedi Sütunu" adlı kitabı ve 1962 yapımı film nedeniyle çok tanınır. Ancak bu anlatılar, olayları büyük ölçüde Lawrence'ın gözünden sunar. Osmanlı ve Arap kaynakları, saldırıların askerî etkisini ve hattın savaş boyunca nasıl işletildiğini daha farklı bir tabloyla anlatır.
Hattın günlük işleyişi
Hicaz Demiryolu açıldıktan sonra, Şam ile Medine arasındaki yolculuk birkaç güne indi. Daha önce develerle yaklaşık kırk gün süren bu yolculuk, demiryolu sayesinde büyük ölçüde kısaldı. Trenler, hacıların yanı sıra askerleri, memurları ve yükleri de taşıyordu. İstasyonlar, su depoları ve küçük kaleler şeklinde inşa edildi; çünkü hat, bedevi kabilelerin saldırılarına açıktı. Bazı kabileler, demiryolunun develerle yapılan taşımacılığı azaltması nedeniyle hatta karşı çıktı.
Bugün hattan kalanlar
Birinci Dünya Savaşı'nda hat, Arap isyanı sırasında defalarca saldırıya uğradı. Savaştan sonra hattın büyük bir kısmı kullanılmaz hale geldi. Bugün Ürdün'de Amman ile Suriye sınırı arasında, Suriye'de ise Şam çevresinde hattın bazı kısımları kullanılmaktadır. Suudi Arabistan'daki kısımda ise istasyon binaları, köprüler ve terk edilmiş lokomotifler yer alır. Medine'deki Hicaz Demiryolu istasyonu, bugün bir müze olarak düzenlenmiştir. Amman'daki istasyonda da bir demiryolu müzesi bulunur. Şam Hicaz istasyonunun iç mekânından bir görünüşGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Savaştan sonra
Savaştan sonra Osmanlı'nın Arap toprakları farklı devletlere bölündü ve Hicaz Demiryolu da parçalara ayrıldı. Suriye ve Ürdün'deki bölümler bir süre daha işletildi, ancak Medine'ye uzanan güney kısmı bir daha düzenli olarak çalışmadı. Bugün hattın bazı bölümleri Ürdün'de turistik amaçlarla kullanılmaktadır. Şam'daki Hicaz İstasyonu, yapımından bu yana şehrin simge yapılarından biridir. Hat boyunca kalan istasyon binaları ve kaleler ise çölün içinde Osmanlı'nın son büyük projesinin izleri olarak durur.
Bize göre Hicaz Demiryolu, Osmanlı'nın son döneminde hem teknik hem de siyasi bir iddianın ifadesiydi. Dünyanın dört bir yanından gelen bağışlarla, büyük ölçüde asker emeğiyle ve kısıtlı bir bütçeyle yapılan bu hat, sekiz yılda çölün içinden Medine'ye ulaştı. Ancak hattın ömrü, imparatorluğun ömrüyle sınırlı kaldı. Bugün çöldeki terk edilmiş istasyonlar, hem bu iddianın hem de imparatorluğun sona erişinin sessiz tanıklarıdır.
Hicaz Demiryolu'nu yalnızca bir ulaşım projesi olarak görmek, onun dönemindeki anlamını küçültür. Hat, hac yolculuğunu haftalardan günlere indirmeyi vaat ederken, aynı zamanda İstanbul'un Arap vilayetleri üzerindeki askerî ve idari denetimini güçlendirmeyi amaçlıyordu. Bağış kampanyasının İslam dünyasının farklı bölgelerine yayılması, II. Abdülhamid'in hilafet siyasetinin somut bir uygulamasıydı. Mühendislik açısından ise kısıtlı kaynaklarla çölde istasyonlar, köprüler ve su depoları kurmak büyük bir başarıydı. Ancak hattın Medine'den öteye, Mekke'ye ulaşamaması ve Birinci Dünya Savaşı'nda sık sık saldırıya uğraması, projenin sınırlarını da gösterdi. Bugün bazı istasyon binalarının müze olarak korunması, bu iddialı girişimin hafızasını canlı tutan önemli bir adımdır.