Bir imza, üç isim
Sevr Antlaşması Türk tarih bilincinde bir yara gibi durur. Anadolu'yu parçalara bölen haritası, okul kitaplarından tanıdıktır. Ancak antlaşmanın kim tarafından imzalandığı konusunda karışıklık sürüyor. Bir kesim "Sevr'i padişah imzaladı" der. Bir başka kesim "Sevr'i Osmanlı hükûmeti onayladı ve yürürlüğe girdi" diye düşünür. Bir üçüncü kesim ise, tersine, "Sevr hiç imzalanmadı" der. Bu üç anlatımın üçü de belgelerle uyuşmuyor. Sevr imzalandı, ama padişah tarafından değil. İmzalandı, ama hiçbir zaman onaylanmadı ve yürürlüğe girmedi.
Saltanat Şurası: 22 Temmuz 1920
Antlaşmanın metni Mayıs 1920'de Osmanlı heyetine verilmişti. İtilaf devletleri önce Osmanlı itirazlarını dinledi, sonra metni çok az değiştirip kesin bir süreyle geri gönderdi. Damat Ferit Paşa hükûmeti bu noktada sorumluluğu tek başına almak istemedi. Vahideddin, 22 Temmuz 1920'de Yıldız Sarayı'nda bir Saltanat Şurası topladı. Şuraya şehzadeler, eski sadrazamlar, nazırlar, ayan üyeleri ve yüksek rütbeli askerler katıldı. Şurada metnin imzalanması yönünde karar çıktı. Bu karara karşı çıkan tek kişi Topçu Feriki Rıza Paşa oldu.Şuranın kararı bir onay değildi. Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasi uyarınca bir barış antlaşmasının yürürlüğe girmesi için Meclis-i Umumi'nin onayı gerekiyordu. Oysa Meclis-i Mebusan, İstanbul'un işgalinden sonra çalışamaz hâle gelmiş ve 11 Nisan 1920'de padişah iradesiyle kapatılmıştı. Yani antlaşmayı onaylayabilecek bir meclis İstanbul'da yoktu.
Tarih notu
Mayıs 1920: Antlaşma taslağı Osmanlı heyetine verildi. 22 Temmuz 1920: Yıldız'da Saltanat Şurası. 10 Ağustos 1920: Sevr'de imza. Ağustos 1920: TBMM imzacıları ve şurada onay verenleri vatan haini ilan etti. 24 Temmuz 1923: Lozan Antlaşması, Sevr'in yerini aldı.
10 Ağustos 1920, Sevr porselen fabrikası
İmza töreni Paris'in batısındaki Sevr kasabasında, ünlü porselen fabrikasının sergi salonunda yapıldı. Osmanlı adına üç kişi imza attı. Birincisi Hadi Paşa'ydı. Eski Maarif Nazırı ve Ayan Meclisi üyesi olan Hadi Paşa, heyetin en kıdemlisiydi. İkincisi şair, filozof ve Ayan üyesi Rıza Tevfik Bey'di. Üçüncüsü Osmanlı'nın Bern elçisi Reşat Halis Bey'di. Yukarıdaki fotoğraflar, Fransız basın ajanslarının o gün çektiği karelerden. Hadi Paşa'yı ve Reşat Halis Bey'i masada imza atarken gösteriyor.Vahideddin bu törende yoktu ve antlaşmaya imza atmadı. İmza yetkisini Şura kararı üzerine heyete veren de hükûmetti. Padişahın sorumluluğu, Şurayı toplaması ve kararını onaylaması bakımından vardır. Ama "padişah imzaladı" ifadesi belgeye dayanmıyor.

Ek bilgi
Sevr'i imzalayan devletler arasında Yunanistan adına Venizelos da vardı. Ermenistan adına Avetis Aharonyan imzaladı. Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Rusya antlaşmaya taraf değildi.
Kâğıttaki Sevr: Antlaşma neler öngörüyordu?
Sevr Antlaşması 433 maddeden oluşan uzun bir metindi. Boğazlar ve çevresi uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılıyordu. İzmir ve çevresinin yönetimi Yunanistan'a veriliyor, beş yıl sonra bölgede halk oylaması yapılması öngörülüyordu. Doğu Trakya Yunanistan'a bırakılıyordu. Doğu Anadolu'da Ermenistan ile sınırın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson'ın hakemliğiyle çizilmesi kararlaştırılıyordu. Güneydoğu'da yerel bir özerklik bölgesine dair maddeler vardı. Osmanlı ordusu jandarma dâhil elli bin civarında bir kuvvetle sınırlanıyor, ağır silahlar ve donanma büyük ölçüde elden alınıyordu. Kapitülasyonlar genişletilerek sürdürülüyor, maliye bir uluslararası komisyonun denetimine bırakılıyordu.Bu maddeler, İstanbul'da bile büyük tepkiyle karşılandı. Şura toplantısında kabul yönünde görüş bildirenlerin çoğu, metni hak edilmiş bir barış olarak değil, işgalin sürmesini önlemek için katlanılacak bir yük olarak gördüklerini söylüyordu. Anadolu'da ise metin, direnişin haklılığının en açık kanıtı olarak okundu.
İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
"Sevr'i padişah imzaladı" kalıbı, çoğu zaman Vahideddin'e yöneltilen genel suçlamaların bir parçası olarak dolaşıyor. Bu kalıp, Şura kararıyla imza yetkisini birbirine karıştırıyor. Karşı yönde ise, Vahideddin'i savunan bazı yazılar Sevr'in hiç imzalanmadığını ya da "imzalandığı ama padişahın onaylamadığı için önemsiz olduğu" fikrini öne çıkarıyor. Bu da imzanın kendisini küçümsüyor. Oysa antlaşma imzalanmıştı ve imzanın siyasi sonuçları oldu.X'te bu tartışma çoğu zaman Lozan tartışmasıyla birlikte ilerliyor. 10 Ekim 2026'da bir kullanıcı "Sevr'i padişah imzaladı" diyerek Vahideddin'i doğrudan imzacı olarak gösterdi. 3 Ekim 2026'da bir başka kullanıcı ise "Lozan'ı da Atatürk imzalamadı" diyerek iki antlaşmanın imzacılarını kıyaslayan bir paylaşım yaptı. İki paylaşımda da imzacıların adları geçmiyor.
Arşivdeki karşı kanıt belgeli ve görseldir: Antlaşma metninin imza sayfasında Hadi, Rıza Tevfik ve Reşat Halis'in imzaları; Saltanat Şurası'nın 22 Temmuz 1920 tarihli zabıtları; Fransız basın ajanslarının 10 Ağustos 1920'de çektiği fotoğraflar; TBMM'nin imzacıları hain ilan eden kararı.

Dikkat: yanlış bilinen
Sevr'in yürürlüğe girmemesinin ana nedeni, bir onay meclisinin olmaması değil, Anadolu'daki direnişti. Kâğıt üzerinde onay eksikliği, sahada ise Kuva-yı Milliye ve TBMM'nin ordusu, antlaşmanın uygulanmasını imkânsız kıldı. 1921'den itibaren İtilaf devletleri de Sevr'i değiştirmeyi konuşmaya başladı.
Kimin imzası, kimin sorumluluğu?
Sevr tartışmasında imza ile sorumluluk birbirine karışıyor. İmza üç kişiye aittir, sorumluluk ise daha geniş bir çevreye yayılır. Şurada onay veren devlet adamları, metni kabul etmeye karar veren hükûmet ve Şurayı toplayıp kararı onaylayan padişah, bu sorumluluğun ortaklarıdır. TBMM'nin Ağustos 1920'de verdiği karar da bunu yansıtır: Meclis yalnızca imzacıları değil, Şurada imza yönünde oy verenleri de hain saydı.Bu tablo, tarihi kişiler üzerinden okumanın sınırlarını gösteriyor. "Padişah imzaladı" demek, bir kişiyi suçlayarak meseleyi kapatır. "Hiç imzalanmadı" demek ise bir kurumu temize çıkarır. Her iki kısayol da 1920 yazındaki asıl durumu, yani işgal altındaki bir başkentte, meclisi kapatılmış bir hükûmetin, bir dayatmayı imzalamaya karar vermesini gölgeler. Bu kararın alternatifi Ankara'da kuruluyordu. Sevr'in önemi de tam burada yatar: Antlaşma, İstanbul'daki siyasi otoritenin son büyük kararıydı ve Ankara'nın meşruiyetini bütün Anadolu'ya kabul ettiren dönüm noktası oldu.