31 Mart Vakası, Osmanlı'nın son döneminin en önemli olaylarından biridir. Bu olay, meşrutiyet yönetimini sarstı, ancak sonunda İttihat ve Terakki'nin gücünü artırdı. Bu yazıda ayaklanmanın arka planını, olayların gelişimini, Hareket Ordusu'nu, II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesini ve olayın sonuçlarını anlatıyoruz. Hareket Ordusu'nun 1909'da İstanbul'a girişiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Meşrutiyetin ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti, yönetimde etkili bir güç hâline geldi. Ancak cemiyetin bazı uygulamaları, farklı kesimlerin tepkisine yol açtı. Ordudaki alaylı subaylar, yani okul çıkışlı olmayan subaylar, tasfiye edilmeye başlandı. Bazı medrese öğrencileri, askerlikten muafiyet haklarını kaybetme endişesi taşıyordu. Muhalif gazeteler, İttihat ve Terakki'yi sert bir dille eleştiriyordu.
Derviş Vahdeti ve Volkan
Bu muhalefetin en etkili seslerinden biri, Derviş Vahdeti'ydi. Derviş Vahdeti, "Volkan" adlı bir gazete çıkarıyordu. Bu gazete, İttihat ve Terakki'yi dinden uzaklaşmakla suçluyordu. Derviş Vahdeti, aynı zamanda "İttihad-ı Muhammedi Fırkası" adlı bir siyasi örgüt kurmuştu. Bu örgüt, şeriata dayalı bir yönetim istiyordu.
Bir diğer önemli olay, 6 Nisan 1909'da muhalif gazeteci Hasan Fehmi Efendi'nin Galata Köprüsü'nde öldürülmesiydi. Bu cinayet, İttihat ve Terakki'ye yöneltildi ve muhalefetin öfkesini artırdı. Hasan Fehmi'nin cenazesi, büyük bir protesto gösterisine dönüştü. 31 Mart Vakası'ndan sonra tutuklanan kişilerGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ayaklanma
13 Nisan 1909 gecesi, İstanbul'daki Taşkışla'da bulunan avcı taburlarının askerleri ayaklandı. Askerler, subaylarını kışlaya kapattı ve Ayasofya'ya doğru yürüdü. Yolda onlara medrese öğrencileri ve diğer bazı gruplar katıldı. Ayaklanmacılar, Meclis-i Mebusan'ın önünde toplandı ve "şeriat isteriz" diye bağırdı.
Ayaklanmacılar, sadrazamın ve bazı nazırların istifasını, İttihatçı mebuslarınİstanbul'dan uzaklaştırılmasını ve şeriatın uygulanmasını istedi. Ayaklanma sırasında bazı mebuslar ve subaylar öldürüldü. Lazkiye mebusu Emir Arslan, Cavid Bey ile karıştırıldığı için öldürüldü. Adliye Nazırı Nazım Paşa da hayatını kaybetti.
Dikkat: yanlış bilinen
31 Mart Vakası'nın arkasında kimin olduğu konusunda tarihçiler arasında farklı görüşler vardır. Bazı tarihçiler, II. Abdülhamid'in ayaklanmayı desteklediğini ya da kışkırttığını ileri sürer. Ancak başka tarihçiler, II. Abdülhamid'in ayaklanmayla bir ilgisinin olmadığını ve olaydan kendisinin de zarar gördüğünü belirtir. Bazı araştırmacılar ise ayaklanmanın arkasında İngiltere gibi yabancı güçlerin ya da İttihat ve Terakki'nin kendisinin bulunduğunu iddia eder. Bu konuda kesin bir sonuca ulaşmak için yeterli belge yoktur; tartışma bugün de sürüyor.
Hükümetin düşüşü
Ayaklanmanın ardından Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa istifa etti. Yerine AhmedTevfik Paşa getirildi. İttihatçı mebusların çoğu İstanbul'dan kaçtı. Ayaklanmacılar, birkaç gün boyunca İstanbul'u kontrol altında tuttu. II. Abdülhamid, ayaklanmacıların bazı isteklerini kabul etti.
Hareket Ordusu
Ayaklanmanın haberi Selanik'e ulaştığında, İttihat ve Terakki ve ordudaki destekçileri harekete geçti. Selanik'teki Üçüncü Ordu ve Edirne'deki İkinci Ordu'dan oluşan bir ordu, İstanbul'a doğru yola çıktı. Bu orduya "Hareket Ordusu" adı verildi. Ordunun komutanı, Mahmud Şevket Paşa'ydı.
Hareket Ordusu, 24 Nisan 1909'da İstanbul'a girdi. Kısa süren çatışmaların ardından ayaklanma bastırıldı. Taşkışla ve diğer bazı kışlalarda çatışmalar yaşandı. Ayaklanmacılar teslim oldu.
Ek bilgi
Hareket Ordusu'nda görev alan subaylar arasında, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olacak olan MustafaKemal de bulunuyordu. Mustafa Kemal, ordunun kurmay heyetinde görev yaptı. Bazı anlatımlara göre "Hareket Ordusu" adı ona aittir; ancak bu ayrıntı tartışmalıdır.
II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesini konu alan bir görselGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdülmecid II. Dosya sayfası
II. Abdülhamid'e tahttan indirildiği kararı, bir heyet tarafından bildirildi. Bu heyette farklı dinlerden mebuslar vardı. II. Abdülhamid, ailesiyle birlikte Selanik'e sürgüne gönderildi. Selanik'te Alatini Köşkü'nde yaşamaya başladı. 1912'de Balkan Savaşı sırasında Selanik'in tehlikeye girmesi üzerine İstanbul'a getirildi.
Cezalar
Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Divan-ı Harp kuruldu. Bu mahkeme, ayaklanmaya katılanları yargıladı. Derviş Vahdeti dahil olmak üzere pek çok kişi idama mahkûm edildi. İdamlar, İstanbul'un farklı yerlerinde, bazıları Galata Köprüsü'nde ve Sultanahmet'te halka açık olarak gerçekleştirildi.
Yabancı araştırmacılar
31 Mart Vakası, yabancı tarihçilerin de ilgisini çekti. Tarihçi Feroz Ahmad, 1969'da yayımlanan "The Young Turks: The Committee of Union and Progress in Turkish Politics, 1908–1914" (Jön Türkler: Türk Siyasetinde İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908–1914) adlı kitabında, olayın İttihat ve Terakki'nin iktidara yükselişindeki yerini inceledi. Ahmad, 31 Mart'ın cemiyetin gücünü pekiştiren bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.
31 Mart Vakası, Osmanlı'nın meşrutiyet deneyiminin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Meşrutiyetin ilanından yalnızca dokuz ay sonra yaşanan bu ayaklanma, yeni düzene karşı ne kadar güçlü bir muhalefet olduğunu ortaya koydu. Alaylı subayların tasfiyesi, medrese öğrencilerinin endişeleri ve muhalif basının sert eleştirileri, bir araya gelerek büyük bir patlamaya dönüştü.
Ancak ayaklanmanın sonucu, ayaklanmacıların istediğinin tam tersi oldu. Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girmesi, İttihat ve Terakki'nin gücünü pekiştirdi. II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, otuz üç yıllık bir dönemin sona ermesi anlamına geliyordu. Bu olaydan sonra İttihat ve Terakki, Osmanlı siyasetinde giderek daha baskın bir güç hâline geldi.
31 Mart'ın arkasında kimin olduğu sorusu, bugün de tartışılıyor. Bu tartışma, olayın ne kadar karmaşık olduğunu ve farklı siyasi görüşlerin tarihi nasıl farklı okuyabildiğini gösterir. Galata Köprüsü'ndeki idamlar ve Selanik'e giden sürgün treni, Osmanlı'nın son döneminin en dramatik sahneleri arasında yer alır. Bu on bir gün, bir imparatorluğun geleceğinin yeniden çizildiği günlerdi ve sonuçları, imparatorluğun son on yılına damgasını vurdu. Bu yüzden 31 Mart, yalnızca bir ayaklanma değil, bir dönemin kapanışıdır.