Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı'nın şairi olarak hatırlanır; ama Millî Mücadele'deki yeri bir şiirle sınırlı değildir. 24 Nisan 1920'de, Büyük Millet Meclisi'nin açılışının ertesi günü Ankara'ya vardı. Burdurmebusu olarak Birinci Meclis'te oturdu, Konya'dan Kastamonu'ya kadar camilerde halka seslendi, Sebilürreşad dergisini önce Kastamonu'da, sonra Ankara'da çıkardı. 12 Mart 1921'de Meclis'in millî marş olarak kabul ettiği şiir, bu yolculuğun en bilinen ürünü oldu. Mehmet Âkif ErsoyGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Fatih'ten Baytar Mektebine
Mehmet Âkif, Aralık 1873'te İstanbul'da, Fatih'in Sarıgüzel Mahallesi'nde doğdu. Babası Fatih Camiimedresesinin hocalarından İpekli Tahir Efendi, annesi Buhara'dan Anadolu'ya göç etmiş bir ailenin kızı Emine Şerife Hanım'dı. Babası ona, ebcet hesabıyla doğum yılını veren "Ragîf" adını koymuştu; ama çevresi onu "Âkif" diye çağırdı ve o da bu adı benimsedi.
Fatih Merkez Rüştiyesi'nde Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızcada sınıf birincisi oldu. Vefa'daki idadiye devam etti. 1888'de babasını kaybetmesi ve ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Bir an önce meslek sahibi olmak isteyen Âkif, yeni açılan Ziraat ve Baytar Mektebine yazıldı ve 1893'te okulu birincilikle bitirdi. Okul yıllarında güreş, yüzme ve uzun yürüyüşlerle ilgilendi.
Okulu bitirdikten sonra Ziraat Nezaretinde memurluğa başladı. 1893-1913 yılları arasında veteriner müfettişi olarak Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan'da dolaştı. Bu yolculuklar ona halkın hayatını yakından görme imkânı verdi. Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebinde ve Çiftçilik Makinist Mektebinde edebiyat ve Türkçe dersleri verdi. 1898'de İsmet Hanım ile evlendi; çiftin Cemile, Feride, Suad, Emin ve Tahir adlı çocukları oldu.
İkinci Meşrutiyet'in ilanı, Âkif'in yazı hayatını değiştirdi. Arkadaşları EşrefEdip ve Ebül'ulâ Mardin'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. İlk sayı 27 Ağustos 1908'de çıktı ve "Fatih Camii" şiirini taşıyordu. Dergi 1912'den itibaren Sebilürreşad adıyla yayımlandı. Âkif'in şiirlerinin ve yazılarının neredeyse tamamı bu iki dergide çıktı. Bu dönemde Darülfünun'da edebiyat dersleri de verdi.
1916'da bu kez Arabistan'a gönderildi. Çanakkale'deki zaferin haberini orada aldı; "Çanakkale Şehitlerine" diye bilinen ünlü şiirini bu duygu içinde yazdı. Mondros'tan sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye adlı kurulun başkâtibi oldu. Ama Anadolu'daki direnişi desteklediği için 1920'de bu görevden alındı. İstiklâl Marşı'nın yayımlandığı 17 Şubat 1921 tarihli SebilürreşadGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Mehmet Âkif Ersoy. Dosya sayfası
Balıkesir'den Ankara'ya
Âkif, 6 Şubat 1920'de Balıkesir'e giderek Zağnos Paşa Camii'nde coşkulu bir hutbe verdi. Halkın gösterdiği ilgi üzerine çevredeki yerleşimlerde de konuştu. İstanbul'a döndüğünde Sebilürreşad'ın idarehanesi, Anadolu'ya geçenlerle İstanbul'daki yakınları arasında gizli bir haberleşme merkezi gibi çalışıyordu. Sebilürreşad'ı Anadolu'da çıkarması için Mustafa Kemal Paşa'dan davet aldı. Oğlu Emin'i yanına alarak yola çıktı ve 24 Nisan 1920'de Ankara'ya ulaştı.
Mustafa Kemal Paşa, Âkif'in Meclis'te yer alması için Konyavali vekiline telgraf çekti. Haziran'da Burdur'dan, Temmuz'da Biga'dan mebus seçildiği haberi geldi; Âkif Burdur'u tercih etti. Meclis kayıtlarında adı "Burdur mebusu ve İslâm şairi" diye geçer. Ankara'ya varır varmaz verilen ilk görev, Konya'da başlayan ayaklanmayı yatıştırmak için halka öğüt vermekti. Kasım 1920'de Kastamonu'daki Nasrullah Camii'nde verdiği vaaz, Diyarbakır'da basılarak bütün vilayetlere ve cephelere dağıtıldı.
Ek bilgi
Sebilürreşad'ın İstanbul'daki son sayısı, 463. sayı olarak 6 Mayıs 1921'de çıkmıştı. Âkif ile EşrefEdip derginin 464-466. sayılarını Kastamonu'da yayımladı. 464. sayı o kadar ilgi gördü ki birkaç kez basılıp askere dağıtıldı. 467. sayıdan itibaren dergi Ankara'da çıktı. Âkif bu yıllarda Ankara'da Tacettin Dergâhı'nda kaldı; bu ev bugün müze olarak ziyarete açıktır.
İstiklâl Marşı: 724 şiir ve bir ret
Maarif VekiliHamdullah Suphi Bey, millî marş için bir yarışma açmış ve 500 lira ödül koymuştu. Gelen yüzlerce şiirin hiçbiri yeterli bulunmadı. Âkif ödül yüzünden yarışmaya katılmak istemiyordu. Arkadaşı Hasan Basri Bey'in ısrarıyla sonunda şiirini yazmayı kabul etti. Âkif'in katıldığını duyan bazı şairler şiirlerini geri çekti. Orduya ithaf edilen şiir 17 Şubat 1921'de Sebilürreşad ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey şiiri Meclis kürsüsünden okudu, mebuslar ayakta dinledi. 12 Mart 1921'de İstiklâl Marşı kabul edildi.
Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilâl-i Ahmer'e bağlı, kadınlara ve çocuklara iş öğreterek cepheye giyecek diken Darülmesai'ye bağışladı. Şiirini Safahat'a almadı; onun milletin malı olduğunu söylüyordu.
Mısır yılları ve dönüş
Âkif, 1922'de sağlık nedenleriyle mebusluktan çekildi. İstiklâl Madalyası ile ödüllendirildi. 1923'ten itibaren Mısır Hidivi ailesinden Abbas Halim Paşa'nın davetiyle kışlarını Mısır'da geçirmeye başladı ve 1926'da oraya yerleşti. Ayrılışının nedeni üzerine farklı görüşler vardır. Damadı ÖmerRıza, İstanbul'da verimli çalışamadığını söylerken bazı yazarlar bunu dönemin siyasi gelişmelerine bağlar. Diyanet İşleri Başkanlığı ile 1925'te bir Kur'an meali yazmak üzere anlaşmıştı. 1932'de bu anlaşmayı feshetti ve iş Elmalılı Hamdi Yazır'a verildi.
Mısır'da Kahire yakınlarındaki Hilvan'da yaşadı, Kahire'deki üniversitede Türk dili ve edebiyatı dersleri verdi. 1934'teki Soyadı Kanunu'yla "Ersoy" soyadını aldı. Siroz hastalığına yakalanınca önce Lübnan'a, sonra Antakya'ya gitti; iyileşemeyince 17 Haziran 1936'da İstanbul'a döndü. 1 Haziran 1936'dan geçerli olmak üzere kendisine emekli maaşı bağlandı.
Dikkat: yanlış bilinen
Âkif'in 27 Aralık 1936'da İstanbul'da, Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda ölmesinden sonra cenazesinin "sahipsiz kaldığı" yönünde yaygın bir anlatı vardır. Oysa cenaze namazı Beyazıt Camii'nde kılındı ve tabutu İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin omuzlarında taşınarak Edirnekapı'ya götürüldü. Mezarını da iki yıl sonra üniversiteli gençler yaptırdı.
Mehmet Âkif Ersoy'un cenaze töreni, Aralık 1936Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Meclis'teki şair: Âkif'in Millî Mücadele'deki yeri
Mehmet Âkif'in Millî Mücadele'deki rolü, onun halkın diliyle konuşabilen bir aydın olmasından geliyordu. Anadolu'da direnişin en zor dönemlerinde, Konya ve Kastamonu gibi yerlerde Ankara'ya karşı kuşkuların yayıldığı aylarda, camilerin kürsüsünden yaptığı konuşmalar Meclis hükûmetinin meşruiyetini halka anlatmanın en etkili yollarından biriydi. Mustafa Kemal Paşa'nın onu Ankara'ya davet etmesi ve Meclis'e girmesi için bizzat telgraf çekmesi, bu etkinin farkında olunduğunu gösterir.
Âkif'in Cumhuriyet yıllarındaki yolu ise farklı yönlere gitti. Dinî ve siyasi görüşleri, yeni devletin bazı yenilikleriyle örtüşmüyordu; ömrünün son on yılını Mısır'da geçirdi. Buna karşın İstiklâl Marşı, Cumhuriyet'in en güçlü simgelerinden biri olarak kaldı; şairin adı da Türk milletinin ortak hafızasında saygıyla anıldı. Âkif'in hayatı, Millî Mücadele'yi birlikte yürütmüş insanların sonradan farklı yollara gidebileceğini, ama ortak emeğin değerinin bu farklılıklarla azalmadığını gösteren bir örnektir. Ödülü reddetmesi, şiirini kitabına almaması ve marşı milletin malı sayması, onun bu ortak emeğe nasıl baktığını en iyi anlatan ayrıntılardır.