Saltanatın kaldırılması, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından hemen sonra gerçekleşti. Kararı doğuran gelişme, Lozan Konferansı'na hem Ankara'daki hükümetin hem de İstanbul'daki Osmanlı hükümetinin davet edilmesiydi. Bu yazıda bu davetin yarattığı krizi, Meclis'teki tartışmaları, İstanbul'daki son günleri ve Vahdeddin'in ayrılışını anlatıyoruz. Son Osmanlı padişahı VI. Mehmed Vahdeddin'in portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bain News Service, publisher. Dosya sayfası
Ekim 1922'nin sonlarında İtilaf devletleri, barış konferansına hem Ankara hükümetini hem de İstanbul hükümetini davet etti. İstanbul'daki sadrazamAhmed Tevfik Paşa, Ankara'ya bir telgraf göndererek konferansa ortak bir heyetle katılmayı önerdi. Bu öneri Ankara'da büyük bir tepkiyle karşılandı. Ankara'daki milletvekilleri, savaşı kazanan hükümetin yanında İstanbul hükümetinin de söz sahibi olmasını kabul etmiyordu.
Bu kriz, saltanat meselesinin çözümünü acil hale getirdi. MustafaKemalPaşa ve arkadaşları, konuyu Meclis'e taşıdı. Meclis'te uzun tartışmalar yaşandı. Bazı milletvekilleri saltanat ile halifeliğin birbirinden ayrılmasının dinî açıdan mümkün olup olmadığını sorguladı. Bu tartışmalar sırasında Mustafa Kemal Paşa, egemenliğin tarihsel olarak güçle elde edildiğini ve artık milletin elinde olduğunu savunan sert bir konuşma yaptı.
Ek bilgi
Meclis'in kararı, saltanat ile halifeliği birbirinden ayırıyordu. Karara göre İstanbul'daki hükümet, 16 Mart 1920'den beri hukuken geçersizdi ve saltanat bu tarihten itibaren sona ermiş sayılıyordu. Halifelik ise Osmanlı hanedanının "en salih ve en layık" üyesine Meclis tarafından verilecekti. Böylece halifelik siyasi yetkisi olmayan bir makam haline getiriliyordu.
VI. Mehmed'in Yıldız Camii'nden çıkışıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Vahdeddin, Yıldız Sarayı'nda yalnız kaldı. Saltanatı kaldırılan padişah, kendi güvenliğinden endişe ediyordu. 1920'deki Sevr Antlaşması döneminde Ankara hükümetine karşı tutumu nedeniyle sert eleştirilere maruz kalmıştı. Bu dönemde bazı eski devlet adamlarının yargılanacağına dair söylentiler de dolaşıyordu.
Vahdeddin daha sonra Hicaz'a, ardından İtalya'nın San Remo şehrine geçti. Ömrünün son yıllarını sürgünde geçirdi ve 16 Mayıs 1926'da San Remo'da öldü. Cenazesi Şam'a götürülerek Süleymaniye Külliyesi'nin bahçesine defnedildi. Eski padişah VI. Mehmed'in 1922 sonunda Malta'ya varışıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Grand Studio, Malta; The Grand Studio, owned first by J.Mallia and later by F. Tabone was based since late Victorian tim. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Vahdeddin'in İstanbul'dan ayrılışı, tarih yazımında farklı yorumlanır. Bazı yazarlar bu olayı ülkeyi terk etme ve düşmana sığınma olarak değerlendirir. Bazıları ise padişahın can güvenliğinden endişe ettiğini ve tahttan feragat etmediğini vurgular. Vahdeddin, sürgünde yayımladığı bildirilerde halifeliğini sürdürdüğünü iddia etmiştir. Bu tartışma, Türkiye'de günümüzde de canlılığını korumaktadır.
Meclis'teki tartışmanın ayrıntıları
Saltanat meselesi, Meclis'te önce ilgili komisyonlarda görüşüldü. Şer'iye, Adliye ve Kanun-ı Esasi komisyonlarının ortak toplantısında, bazı hocalar saltanat ve halifeliğin ayrılmasının İslam hukuku açısından nasıl değerlendirileceğini uzun uzun tartıştı. Tartışmalar sırasında MustafaKemalPaşa söz alarak İslam tarihinden örnekler verdi; Abbasi halifelerinin son döneminde siyasi gücün sultanlara geçtiğini, halifenin ise yalnızca manevi bir konumda kaldığını anlattı.
Komisyonun ortak kararı aynı gün Meclis Genel Kurulu'na getirildi. Karar, Genel Kurul'da kabul edildi. Tutanaklara yansıyan bazı itiraz sesleri ve hatıratlarda aktarılan farklı anlatımlar, kararın Meclis içinde de tartışmasız biçimde benimsenmediğini düşündürür. Oylamanın biçimi hakkında hatıratlar birbirini tam olarak tutmaz.
İstanbul basını ve halkın tepkisi
Kararın İstanbul'a ulaşması, şehirde farklı tepkilere yol açtı. Ankara'yı destekleyen gazeteler kararı coşkuyla karşıladı. Saray çevresine yakın kesimler ise kararın sonuçlarından endişe ediyordu. Vahdeddin, kararın ardından cuma selamlığına çıkmaya devam etti; ancak bu törenlerde artık padişah olarak değil, yalnızca halife olarak anılıyordu. 17 Kasım'daki ayrılıştan önceki son cuma selamlığı, Osmanlı padişahlarının yüzyıllardır sürdürdüğü bu geleneğin de son halkası oldu.
Yeni halife: Abdülmecid Efendi
Vahdeddin'in ayrılışından sonra Meclis, 18 Kasım 1922'de padişahınhalifelikten de düştüğünü kabul etti ve hanedanın veliahdı Abdülmecid Efendi'yi halife olarak seçti. Abdülmecid Efendi, yalnızca "halife" unvanını taşıyacak, "padişah" unvanını kullanmayacaktı. Abdülmecid Efendi ressam ve şairdi; Osmanlı hanedanının en kültürlü üyelerinden biri olarak bilinirdi. Halifelik makamı, 1924'te kaldırılana kadar onda kaldı.
Saltanatın kaldırılması, uzun bir sürecin sonucuydu; ancak kararı doğrudan tetikleyen, Lozan'a iki hükümetin birlikte davet edilmesi ve Tevfik Paşa'nın ortak heyet önerisiydi. Bu öneri, İstanbul hükümetinin hâlâ meşru bir taraf olarak görülmek istediğini gösteriyordu. Ankara ise savaşı kazanan tarafın tek temsilci olması gerektiğini düşünüyordu. Bir telgrafla başlayan kriz, birkaç gün içinde altı yüzyıllık bir kurumun sona ermesiyle sonuçlandı.
Kararın biçimi de dikkat çekicidir. Meclis, saltanatı 1 Kasım 1922'de değil, İstanbul'un işgal edildiği 16 Mart 1920'de sona ermiş saydı. Bu tercih, İstanbul hükümetinin işgalden sonra aldığı kararların, özellikle Sevr Antlaşması'na verdiği onayın, hukuken geçersiz sayılmasını amaçlıyordu.
Saltanat ile halifeliğin ayrılması ise geçici bir çözüm oldu. Siyasi yetkisi olmayan bir halifenin İstanbul'da kalması, kısa sürede yeni tartışmalara yol açtı ve 1924'te halifeliğin de kaldırılmasıyla sonuçlandı. Vahdeddin'in sessiz bir sabah İngiliz zırhlısıyla ayrılışı ise Osmanlı hanedanının siyasi tarihinin son sahnesi olarak hafızalarda kaldı. Meclis tutanakları ise bu sahnenin arka planındaki tartışmaları bugün de ayrıntısıyla okumamıza imkân veriyor ve kararın ne kadar hızlı, ne kadar gergin bir ortamda alındığını gösteriyor.