Balıkçı Salih Reis'in oğlu
1897 baharında, Osmanlı-Yunan Savaşı sürerken Selanik'te çıkan Asır gazetesinde kısa bir şiir yayımlandı. "Cenge Giderken" adlı bu şiir, bir askerin ağzından sade bir Türkçeyle ve hece ölçüsüyle yazılmıştı. Şiirin yazarı, İstanbul'da Rüsumat dairesinde çalışan Mehmet Emin adında bir memurdu. O günden sonra Mehmet Emin, edebiyat dünyasında "Türk Şairi" diye anılmaya başladı.Mehmet Emin Yurdakul, Millî Edebiyat akımının öncülerinden biri, Türk Ocakları'nın kurucularından ve ilk başkanlarından, Cumhuriyet'in ilk yirmi yılında da Büyük Millet Meclisi'nin şair milletvekillerinden biridir. Bu yazıda hayatını, şiirinin dilini ve Millî Mücadele ile Cumhuriyet'e uzanan yolunu anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 13 Mayıs 1869 İstanbul Beşiktaş'ta doğum; 1891 "Fazilet ve Asalet"; 1897 "Cenge Giderken"in Asır gazetesinde yayımı; 1897-1907 Rüsumat Evrak müdürlüğü; 1899 "Türkçe Şiirler"; 1907 Erzurum'a gönderiliş; 1909 Hicaz, 1910 Sivas valiliği; 1912 Türk Ocağı'nın kurucuları arasında; 1913 Musul mebusu; 1914 "Ey Türk Uyan" ve "Türk Sazı"; Mayıs 1919 Sultanahmet mitingindeki konuşması; 1921 Anadolu'ya geçiş; 1923'ten itibaren Büyük Millet Meclisi'nde Şebinkarahisar, Urfa ve İstanbul milletvekili; 1928 "Mustafa Kemal"; 1939 "Ankara"; 14 Ocak 1944 İstanbul'da ölüm.
Beşiktaş'tan Rüsumat dairesine
Mehmet Emin, 13 Mayıs 1869'da İstanbul'un Beşiktaş semtinde doğdu. Babası balıkçılıkla geçinen Salih Reis, annesi Emine Hatun'du. Ailenin geçim sıkıntısı yüzünden düzenli bir okul hayatı olmadı. Beşiktaş Askerî Rüştiyesi'nden sonra Mekteb-i Mülkiye'nin idadi kısmına devam etti, ancak buradan ayrılarak memurluğa başladı. 1899'da İstanbul Hukuk Mektebi'ne kaydolduysa da öğrenimini Amerika'da sürdürmek düşüncesiyle bu okuldan da ayrıldı; bu düşünce gerçekleşmedi.İlk kitabı "Fazilet ve Asalet" 1891'de çıktı. Sadrazam Cevat Paşa'nın dikkatini çeken genç yazar, Rüsumat Evrak Dairesi'nde göreve başladı ve 1897-1907 arasında bu dairenin müdürlüğünü yaptı. Gençlik yıllarında İstanbul'da bulunan Cemaleddin Afgani ile tanışması, düşünce dünyasını etkileyen karşılaşmalardan biri oldu.
"Cenge Giderken" ve yeni bir dil
Mehmet Emin'i şöhrete taşıyan şiir, Osmanlı-Yunan Savaşı'nın havası içinde yazılan "Cenge Giderken" oldu. Şiirin önemi konusundan çok dilindeydi. Divan şiirinin Arapça ve Farsça terkiplerle yüklü dili ve aruz ölçüsü yerine, halkın konuştuğu Türkçeye yakın bir dil ve hece ölçüsü kullanılmıştı. "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur" diye başlayan dizeler kısa sürede dilden dile dolaştı.1899'da şiirlerini "Türkçe Şiirler" adıyla bir kitapta topladı. Kitabın baskısı, ünlü İtalyan saray ressamı Fausto Zonaro'nun resimleriyle süslenmişti. Bu kitap, Türk şiirinde hece ölçüsünün ve sade dilin bilinçli bir tercih olarak savunulduğu ilk örnekler arasında sayılır. Mehmet Emin'in şiirleri İstanbul'da Servet-i Fünûn'da, Selanik'te Çocuk Bahçesi'nde ve İzmir'de Muktebes'te yayımlandı.

Ek bilgi
Mehmet Emin'in şiirleri, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in 1911'de Selanik'te Genç Kalemler dergisi etrafında başlattığı "Yeni Lisan" hareketinden yıllar önce sade Türkçeyi savunmuştu. Bu yüzden Millî Edebiyat akımının öncüleri arasında anılır. Şiirlerinin konusu çoğunlukla Anadolu köylüsü, asker, vatan ve toplumun dertleriydi; öğretici ve uyarıcı bir ton taşıyordu.
Valilikler ve Türk Ocağı
İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olan Mehmet Emin, şiirleriyle hükûmeti eleştirdiği gerekçesiyle 1907'de İstanbul'dan uzaklaştırılarak Erzurum'a gönderildi. Meşrutiyet'in ilanından sonra Trabzon'da görev aldı. 31 Mart Olayı'nın ardından İstanbul'a çağrıldı, Bahriye Nezareti müsteşarlığına atandıysa da bu görevi istemedi. 1909'da Hicaz, 1910'da Sivas valiliğine getirildi. Çalışmasının engellendiğini düşünerek 1910'da istifa etti.1912'de Ahmet Ağaoğlu ve Ahmet Ferit (Tek) gibi isimlerle birlikte Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı ve ocağın ilk başkanı oldu. Türk Yurdu dergisi daha çıkmadan İttihat ve Terakki ile arası açıldı ve Erzurum valiliğine gönderildi; 1912'de bu görevdeyken emekliye ayrılmak zorunda kaldı. İstanbul'a dönerek yayıncılığa devam etti. 1913'te Meclis-i Mebusan'a Musul mebusu olarak girdi. 1914'te "Ey Türk Uyan" ve "Türk Sazı", savaş yıllarında "Ordunun Destanı", "Dicle Önünde" ve "Zafer Yolunda" gibi kitaplar yayımladı.
İşgal yıllarında bir ses
Mondros Mütarekesi'nden sonra İstanbul'un işgal altında yaşadığı günlerde Mehmet Emin, halkı umutsuzluğa karşı uyaran konuşmalar yaptı. Mayıs 1919'da Sultanahmet Meydanı'ndaki mitingde söylediği "Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın öldüğünü işitmedim" diye başlayan sözler, işgal karşıtı mitinglerin en çok hatırlanan cümleleri arasına girdi. 1919'da "Aydın Kızları" ve "Türk'ün Hukuku" adlı kitapları yayımlandı.1921'de Anadolu'ya geçerek Millî Mücadele'ye katıldı. Antalya, Adana ve İzmir yörelerini dolaşarak halka ve askere yönelik konuşmalar yaptı. Büyük Millet Meclisi'ne 1923'te Karahisar-ı Şarki (Şebinkarahisar) milletvekili olarak girdi. Sonraki dönemlerde Urfa ve İstanbul milletvekili olarak seçildi ve milletvekilliğini ölümüne kadar sürdürdü. Meclisin ikinci döneminde İrşad Encümeni'nin başkanlığını yaptı. Harf Devrimi tartışmalarında yeni alfabenin kabulünü destekleyen milletvekilleri arasındaydı.

Dikkat: yanlış bilinen
Mehmet Emin'in 1928'de yayımlanan "Mustafa Kemal" adlı kitabı, Atatürk'e seslenen manzum bir eserdir. "Mustafa Kemal" adlı kitapların sayısı o yıllarda çoktu; bu eseri Atatürk üzerine yazılan biyografi ve hatırat kitaplarıyla karıştırmamak gerekir.
Son yıllar
1928'de "Mustafa Kemal" ve "Kral Corc'a" adlı şiir kitapları çıktı. 1939'da yayımlanan "Ankara", yeni başkentin kuruluşunu şiirle anlatma denemesiydi. Mehmet Emin Yurdakul 14 Ocak 1944'te İstanbul'da öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Ölümünden sonra adı Türkiye'nin pek çok okuluna ve caddesine verildi.Halkın diliyle yazan şair
Mehmet Emin Yurdakul'un şiirleri bugün estetik açıdan pek sık okunmuyor; dizelerinin öğretici ve hitabet yüklü tonu, sonraki kuşakların şiir zevkinden uzak düşüyor. Ama onun asıl katkısı, şiirin hangi dille yazılacağı tartışmasında attığı ilk cesur adımdır. 1897'de, saray çevresine yakın bir memurun Arapça ve Farsça terkiplerden arınmış, hece ölçüsüyle yazılmış dizeler yayımlaması küçük bir olay değildi.Bu tercih, otuz yıl sonra Cumhuriyet'in dil politikasında karşılığını buldu. Harf Devrimi ve ardından gelen Türk dili çalışmaları, Mehmet Emin'in kuşağının başlattığı sadeleşme arayışının devlet eliyle sürdürülmesiydi. Mehmet Emin'in yeni alfabenin kabulünü destekleyen milletvekilleri arasında yer alması, bu sürekliliğin kişisel bir göstergesidir.
Mehmet Emin'in hayatı aynı zamanda bir kuşağın yol haritası gibidir: Abdülhamit döneminde memurluk, Meşrutiyet'te valilik ve Türk Ocağı, Mütareke'de miting kürsüsü, Millî Mücadele'de Anadolu yolları ve Cumhuriyet'te meclis sırası. Balıkçı bir babanın oğlunun "Türk Şairi" unvanıyla anılması, onun şiirinin hedef aldığı halkla kurduğu yakınlığın bir sonucudur.