Osmanlı Devleti'nde farklı dinlerden toplulukların yönetimi, bugün genellikle millet sistemi adıyla anılır. "Millet" kelimesi, Osmanlı döneminde bugünkü "ulus" anlamında değil, bir dinî topluluğu ifade etmek için kullanılıyordu. Rum Ortodokslar, Ermeniler ve Yahudiler, Osmanlı'nın en kalabalık gayrimüslim toplulukları olarak kendi dinî liderleri aracılığıyla yönetiliyordu. Bu liderler, topluluklarının evlilik, miras, eğitim ve ibadet gibi işlerini düzenler, devlete karşı da topluluklarını temsil ederdi.
Ancak millet sisteminin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı, tarihçiler arasında en çok tartışılan konulardan biridir. Uzun süre, sistemin Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'un fethinin hemen ardından kurulduğu kabul edildi. Son yarım yüzyılda yapılan araştırmalar ise sistemin aslında çok daha uzun bir süreçte ve 19. yüzyılda kurumsal bir yapıya kavuştuğunu ortaya koydu. Bu yazıda millet sisteminin hikâyesini, hem geleneksel anlatıyı hem de yeni araştırmaları birlikte ele alarak anlatıyoruz. Fatih Sultan Mehmed ile Patrik Gennadios'u gösteren mozaikGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: 20th century Greek iconographer (Sotiris Varvoglis 1944-2023). Dosya sayfası
Gennadios ve Rum Patrikhanesi
Geleneksel anlatıya göre, İstanbul'un fethinden kısa süre sonra Fatih Sultan Mehmed, Bizans'ın önde gelen din adamlarından Gennadios Skolarios'u patrik olarak atadı. Gennadios, 6 Ocak 1454'te patrikliğe getirildi. Fatih'in ona bazı ayrıcalıklar tanıdığı ve Rum Ortodoks topluluğunun yönetimini patriğe bıraktığı anlatılır.
Gennadios, Floransa Konsili'nde Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesine karşı çıkan grubun lideriydi. Fatih'in onu seçmesi, Ortodoks halkın Batı'ya yönelmesini engellemeye yönelik siyasi bir tercih olarak yorumlanır. Patrikhane, ilk yıllarda Havariyun Kilisesi'nde, ardından Pammakaristos Kilisesi'nde bulundu. 1601'den itibaren ise Fener semtindeki Aya Yorgi Kilisesi patrikhane merkezi oldu ve bugün de burada bulunmaktadır.
Ermeni Patrikhanesi
Ermeni topluluğu için de benzer bir anlatı vardır. Bu anlatıya göre Fatih, 1461'de Bursa'daki Ermeni piskoposu Hovakim'i İstanbul'a getirerek Ermeni patriği olarak atadı. Ancak bu olayı doğrulayan çağdaş bir Osmanlı belgesi bulunmamaktadır. Ermeni Patrikhanesi'nin kuruluş tarihi, büyük ölçüde sonraki dönemlerin Ermeni kaynaklarına dayanır. Patrikhane, uzun süredir İstanbul'un Kumkapı semtinde bulunmaktadır. Patrik Gennadios SkolariosGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: 20th century Greek iconographer (Sotiris Varvoglis 1944-2023). Dosya sayfası
Yahudi toplumu ve hahambaşılık
Yahudi topluluğu için Fatih döneminde Moşe Kapsali'nin önde gelen haham olarak tanındığı bilinir. Ancak Kapsali'nin bütün Osmanlı Yahudilerinin resmî temsilcisi olup olmadığı tartışmalıdır. 1492'de İspanya'dan sürülen Yahudilerin Osmanlı topraklarına gelmesiyle birlikte, Yahudi topluluğu farklı kökenlerden gelen pek çok cemaate bölündü. Bu cemaatler uzun süre ayrı ayrı örgütlendi. İstanbul'da resmî bir Hahambaşılık makamı ise ancak 1835'te kuruldu.
Dikkat: yanlış bilinen
Millet sisteminin 1453'ten sonra Fatih tarafından tek seferde kurulduğu anlatısı, bugün pek çok tarihçi tarafından sorgulanmaktadır. Amerikalı tarihçi Benjamin Braude, 1982'de yayımlanan "Foundation Myths of the Millet System" (Millet Sisteminin Kuruluş Efsaneleri) başlıklı makalesinde, bu anlatının büyük ölçüde sonraki yüzyıllarda üretildiğini savundu. Braude, "millet" kelimesinin 19. yüzyıldan önce Osmanlı belgelerinde gayrimüslim toplulukları ifade etmek için düzenli olarak kullanılmadığını öne sürdü. Bu görüş bazı tarihçiler tarafından da eleştirilmiştir; tartışma bugün de sürmektedir.
Topluluk içi yönetim
Millet sistemi, sabit bir kanunlar bütünü olmaktan çok, zamanla gelişen uygulamalardan oluşuyordu. Dinî liderler, padişahtan aldıkları beratlarla görevlerine başlıyor, bu beratlar onlara topluluklarının dinî işlerini yönetme yetkisi veriyordu. Patrikler ve hahamlar, evlilik, boşanma ve miras gibi konularda kendi dinî hukuklarını uygulayabiliyordu. Kiliseler ve sinagoglar, okullar ve hastaneler de toplulukların kendi kurumlarıydı.
Gayrimüslimler ise devlete cizye ödüyor ve bazı kısıtlamalara tabi tutuluyordu. Örneğin silah taşıma, ata binme ve kıyafet konusunda belirli kurallar vardı. Ancak bu kurallar her dönemde aynı titizlikle uygulanmadı.
19. yüzyıl: yeni milletler ve nizamnameler
19. yüzyılda millet sistemi önemli bir dönüşüm geçirdi. Avrupa devletlerinin baskısı ve yeni dinî toplulukların ortaya çıkışıyla birlikte, Osmanlı Devleti yeni milletler tanımaya başladı. 1830'da Katolik Ermeniler, 1850'de ise Protestanlar ayrı bir millet olarak tanındı.
1856 Islahat Fermanı, gayrimüslim toplulukların kendi iç yönetimlerini yeniden düzenlemelerini istedi. Bunun sonucunda her topluluk için ayrı nizamnameler hazırlandı. Rum Ortodoks topluluğu için 1862'de, Ermeni topluluğu için 1863'te, Yahudi topluluğu için ise 1865'te nizamnameler çıkarıldı. Bu nizamnameler, din adamlarının yanında sivil üyelerin de yer aldığı meclisler kurdu. Ermeni Milleti Nizamnamesi, bazı araştırmacılar tarafından bir tür "anayasa" olarak nitelendirilmiştir. Fener Rum Patrikhanesi'ndeki Aya Yorgi KilisesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: Klearchos Kapoutsis from Santorini, Greece. Dosya sayfası 1870'te ise Bulgar Eksarhlığı'nın kurulması, Rum Patrikhanesi'ne bağlı Bulgarların ayrı bir kilise teşkilatına kavuşmasını sağladı. Bu gelişme, millet sisteminin artık dinî olduğu kadar ulusal bir nitelik de kazandığını gösteriyordu.
Yabancı kaynaklarda millet
Avrupalı seyyahlar ve elçiler, Osmanlı'daki dinî toplulukların yönetimini sıkça anlattı. Ancak bu anlatımlar çoğu zaman kendi dönemlerinin bakış açısını yansıtıyordu. 19. yüzyılda İngiliz, Fransız ve Rus diplomatlar, gayrimüslim toplulukların durumunu dış politikalarında bir araç olarak kullandı. Bugün Londra'daki İngiliz Ulusal Arşivi, Paris'teki Fransız diplomatik arşivleri ve Vatikan arşivleri, millet sistemi üzerine çalışanlar için önemli kaynaklar sunmaktadır.
Tarih notu
Kronoloji 6 Ocak 1454: Gennadios Skolarios'un patrikliğe getirilmesi 1461: Geleneksel anlatıya göre Ermeni Patrikhanesi'nin İstanbul'da kurulması 1492: İspanya'dan sürülen Yahudilerin Osmanlı topraklarına gelişi 1601: Rum Patrikhanesi'nin Fener'deki Aya Yorgi Kilisesi'ne taşınması 1830: Katolik Ermenilerin ayrı millet olarak tanınması 1835: İstanbul'da Hahambaşılık makamının kurulması 1850: Protestanların ayrı millet olarak tanınması 1856: Islahat Fermanı 1862–1865: Rum, Ermeni ve Yahudi nizamnameleri 1870: Bulgar Eksarhlığı'nın kurulması
Bir sistemin kuruluş hikâyesini yeniden okumak
Millet sistemi, Osmanlı'nın çok dinli bir toplumu nasıl yönettiğini anlamak için sıkça başvurulan bir kavramdır. Ancak bu kavramın kendisi de tarih boyunca değişmiştir. Fatih'in Gennadios'u patrik atamasıyla başlayan anlatı, sistemin tek seferde ve bilinçli bir kararla kurulduğu izlenimini verir. Yeni araştırmalar ise uzun bir süreç içinde, farklı topluluklar için farklı biçimlerde gelişen bir uygulamalar ağına işaret eder.
Bu farkı görmek önemlidir; çünkü millet sistemi çoğu zaman ya bir hoşgörü modeli olarak yüceltilir ya da bir ayrımcılık düzeni olarak eleştirilir. Her iki değerlendirme de sistemin dönemden döneme ne kadar değiştiğini gözden kaçırabilir. 15. yüzyıldaki uygulamalar ile 19. yüzyılın nizamnameleri arasında büyük farklar vardır.
19. yüzyılda millet sisteminin ulusal kimliklerin taşıyıcısına dönüşmesi, Osmanlı'nın son döneminin en önemli gelişmelerinden biridir. Bulgar Eksarhlığı'nın kuruluşu, dinî topluluk ile ulusal topluluk arasındaki sınırın nasıl bulanıklaştığını gösterir. Bu dönüşüm, Balkanlar'daki ulus devletlerin doğuşunu da hızlandırdı. Millet sisteminin hikâyesi, bir kavramın tarih içinde nasıl biçim değiştirdiğini ve geçmişin bugünün kaygılarıyla nasıl yeniden yorumlandığını gösteren öğretici bir örnek olmaya devam ediyor.