Üsküdarlı bir topçu subayı
İhsan Eryavuz 1877'de İstanbul'un Üsküdar semtinde doğdu. Askerî mühendislik okulu olan Mühendishane-i Berr-i Hümâyun'u bitirerek topçu subayı oldu. Arkadaşları arasında "Topçu İhsan" diye anılması bu mesleğinden geliyordu. Binbaşı rütbesine kadar yükseldikten sonra ordudan emekli oldu ve ticarete atıldı. Bir dönem doğuda görev yaptı; Almanya'ya gönderilmesine karar verilince ailesini Samsun'a yerleştirdi, ama bu görev gerçekleşmedi ve ailesiyle birlikte İstanbul'a döndü.İhsan Bey'in hayatı Kurtuluş Savaşı ile birlikte yeni bir yöne girdi. Savaşa katıldı ve Büyük Millet Meclisi'ne Cebelibereket milletvekili olarak girdi. Cebelibereket sancağı bugünkü Osmaniye ve çevresini kapsıyordu. İhsan Bey Birinci, İkinci ve Üçüncü Meclis'te bu sancağı temsil etti.

Tarih notu
Kronoloji: 1877 Üsküdar'da doğum; 1920 Birinci Meclis'e Cebelibereket milletvekili olarak girişi; 1922-1923 İstiklal Mahkemesi başkanlığı; 1923 İkinci Meclis; 1924 Türkiye İş Bankası'nın kuruluşu; 1924-1928 Bahriye Vekilliği; 26 Ocak 1928 milletvekilliğinin düşmesi; 1928 Yüce Divan kararı; 1946 Yeni Türkiye adlı hatıraları; 6 Mart 1947 İstanbul'da ölüm.
İstiklal Mahkemesi başkanı
Birinci Meclis döneminde İhsan Bey, 1922-1923 yıllarında Ankara İstiklal Mahkemesi'nin başkanlığını yaptı. İstiklal Mahkemeleri, Meclis'in kendi üyeleri arasından seçtiği heyetlerden oluşan olağanüstü mahkemelerdi. Asker kaçaklığı, isyan ve vatana ihanet gibi suçlara bakıyor, kararları kesin oluyordu. Bu mahkemelerde görev yapmak, milletvekillerine büyük bir yetki ama aynı zamanda ağır bir sorumluluk yüklüyordu.İstiklal Mahkemeleri, Meclis'in 11 Eylül 1920'de kabul ettiği kanunla kuruldu. Kanunun ilk amacı, Kurtuluş Savaşı'nın en büyük sorunlarından biri olan asker kaçaklığıyla mücadeleydi. Ordudan kaçanların sayısı savaşın ilk yıllarında çok yüksekti ve bu durum cephelerdeki birliklerin gücünü doğrudan etkiliyordu. Mahkemeler kısa sürede yetki alanlarını genişletti; ayaklanmalara katılanlar, casusluk yapanlar ve Ankara hükümetine karşı faaliyette bulunanlar da bu mahkemelerde yargılandı. Mahkemelerin kararları, ölüm cezaları dahil, kesindi.
Bu olağanüstü mahkemelerin üyelerinin milletvekillerinden seçilmesi, Birinci Meclis'in yasama, yürütme ve yargı yetkisini kendinde toplayan yapısının bir sonucuydu. İstiklal Mahkemesi başkanlığı, bu yapının en ağır görevlerinden biriydi.
İhsan Bey'in İstiklal Mahkemesi'ndeki görevi, onu Meclis'in önde gelen isimleri arasına taşıdı. İkinci Meclis'te de Cebelibereket milletvekili olarak yer aldı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarının hükümetlerinde görev aldı.
Bahriye Vekili
1924'te deniz kuvvetlerinin yönetimi için ayrı bir bakanlık, Bahriye Vekâleti kuruldu. İhsan Bey, Ali Fethi Bey'in ve ardından İsmet Paşa'nın hükümetlerinde 1924'ten 1928'e kadar Bahriye Vekili olarak görev yaptı. Bu dönemde Cumhuriyet'in donanması büyük ölçüde Birinci Dünya Savaşı'ndan kalan eski gemilerden oluşuyordu. Bunların en büyüğü ve en önemlisi Yavuz zırhlısıydı.Yavuz, savaş yıllarında mayınlara çarparak ağır hasar görmüştü ve uzun süre İzmit Körfezi'nde bakımsız kalmıştı. Geminin onarılması, Cumhuriyet donanmasının yeniden kurulmasının ilk adımı sayılıyordu. Ama Türkiye'de Yavuz büyüklüğünde bir gemiyi alabilecek bir havuz yoktu. Bu nedenle onarım için bir yüzer havuz satın alınmasına karar verildi. Havuz, Fransız bir şirketten alındı ve Gölcük'te kurulan tersanenin çekirdeğini oluşturdu.

Ek bilgi
İhsan Bey, Bahriye Vekili olduğu yıllarda 1924'te kurulan Türkiye İş Bankası'nın kurucuları arasında yer aldı ve bankanın yönetim kurulunda görev yaptı. Bu görev, onun Cumhuriyet'in ilk ekonomik kuruluşlarıyla da bağını gösterir.
Yavuz-Havuz Yolsuzluğu
Havuz alımı ve Yavuz'un onarımı sırasında yapılan işlemler kısa sürede soru işaretleriyle karşılaştı. İhsan Bey'in havuz alımı sırasında Fransız şirketinden rüşvet aldığı iddia edildi. Mesele Meclis'e taşındı. Meclis, İhsan Bey'in Yüce Divan'da yargılanmasına karar verdi ve 26 Ocak 1928'de İhsan Bey'in milletvekilliği düştü. Olay Türk siyasi tarihine Yavuz-Havuz Yolsuzluğu adıyla geçti.Yüce Divan, o dönemdeki adıyla Divan-ı Âli, bakanların görevleriyle ilgili suçlarını yargılamak için kurulan bir yüksek mahkemeydi. 1924 Anayasası'nın 61. maddesi, İcra Vekilleri ile Şûra-yı Devlet ve Temyiz Mahkemesi başkan ve üyelerini ve Cumhuriyet Başsavcısı'nı görevleriyle ilgili konularda yargılamak üzere bir Divan-ı Âli kurulacağını söylüyordu. Divan-ı Âli'nin yirmi bir üyesi, on biri Temyiz Mahkemesi'nden, onu Şûra-yı Devlet'ten olmak üzere gizli oyla seçiliyordu. Mahkeme bir başkan ve on dört üyeyle toplanıyor, kararlarını salt çoğunlukla veriyordu. Kararları kesindi. Divan-ı Âli sürekli bir mahkeme değildi; gerek görüldüğünde Meclis kararıyla kuruluyordu.
Cumhuriyet'in ilk mahkûmiyet kararı
Divan-ı Âli, İhsan Bey'i suçlu buldu ve iki yıl ağır hapis cezasına çarptırdı. Bu karar, Yüce Divan'ın Cumhuriyet tarihinde verdiği ilk mahkûmiyet kararı oldu. Bir eski bakanın görevi sırasında işlediği bir suçtan dolayı yargılanıp mahkûm edilmesi, yeni Cumhuriyet'in hukuk düzeninde önemli bir örnek olarak görüldü.Yavuz-Havuz davası, Bahriye Vekâleti'nin de sonunu getirdi. Bakanlık 1928'de kaldırıldı ve deniz kuvvetlerinin yönetimi Millî Müdafaa Vekâleti'ne bağlandı. Yavuz'un onarımı ise sonraki yıllarda tamamlandı ve gemi uzun süre Türk donanmasının amiral gemisi olarak hizmet verdi.

Dikkat: yanlış bilinen
İhsan Eryavuz'un mahkûmiyeti, Yavuz-Havuz meselesinin tamamını açıklamaz. Davada havuzun alımı, havuzun teknik sorunları ve onarım sözleşmesinin koşulları birlikte tartışıldı. Mahkûmiyet, İhsan Bey'in kişisel sorumluluğuyla ilgiliydi; havuz ve onarım işlemleriyle ilgili teknik tartışmalar ise ayrı bir konu olarak sonraki yıllarda da sürdü.
Sonraki yılları
Davadan sonra İhsan Bey siyasetten uzak bir hayat sürdü. 1946'da Yeni Türkiye adıyla hatıralarını yayımladı. Hatıralar tamamlanmamış bir eser olarak kaldı. İhsan Eryavuz 6 Mart 1947'de İstanbul'da öldü. Evliydi ve iki çocuk babasıydı. Kurtuluş Savaşı'ndaki hizmetleri nedeniyle yeşil şeritli İstiklâl Madalyası sahibiydi.Yükseliş ve düşüşün dersi
İhsan Eryavuz'un hayatı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında siyasetin ve devlet yönetiminin nasıl bir sınavdan geçtiğini gösterir. Kurtuluş Savaşı'na katılan, Meclis'te üç dönem milletvekilliği yapan, İstiklal Mahkemesi başkanlığı ve bakanlık gibi önemli görevler üstlenen bir isim, görevi sırasında işlediği bir suçtan dolayı yargılanabildi. Bu, yeni Cumhuriyet'in hukuk devleti iddiasının önemli bir sınavıydı.Davanın bir başka önemi, Yüce Divan kurumunun ilk kez etkili biçimde işletilmesiydi. 1924 Anayasası'nın öngördüğü bu yüksek mahkeme, İhsan Bey davasıyla birlikte somut bir işlev kazandı. Sonraki dönemlerde Yüce Divan, bakanların ve yüksek yargı mensuplarının görevleriyle ilgili suçlarını yargılayan kurum olarak Türk anayasal düzeninde yerini korudu.