Kanun-ı Esasi, 23 Aralık 1876'da ilan edilen ve Osmanlı Devleti'nin ilk yazılı anayasası olan belgedir. Anayasa, Sultan II. Abdülhamid tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi ve aynı gün İstanbul'da toplar atılarak halka duyuruldu. Kanun-ı Esasi'nin hazırlanmasında, SadrazamMithat Paşa'nın başkanlığında toplanan ve aralarında NamıkKemal, Ziya Paşa ve AhmedCevdetPaşa gibi isimlerin de bulunduğu bir komisyon çalıştı. Anayasa, on iki bölüm ve 119 maddeden oluşuyordu. Bu belgeyle Osmanlı Devleti'nde, padişahın yanında halkın seçtiği temsilcilerden oluşan bir Meclis-i Mebusan ve padişahın atadığı üyelerden oluşan bir Meclis-i Ayan kuruldu. Böylece Türk tarihinde Birinci Meşrutiyet dönemi başladı. Kanun-ı Esasi'nin ilan edildiği gün, İstanbul'da Balkan meselesini görüşmek üzere büyük devletlerin temsilcilerinin katıldığı Tersane Konferansı toplanıyordu. Vanity Fair dergisinde Mithat Paşa'yı Osmanlı anayasasıyla birlikte anan karikatürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Leslie Ward. Dosya sayfası
Anayasaya giden yol
Osmanlı Devleti'nde anayasa ve meclis fikri, 1860'lı yıllardan itibaren Yeni Osmanlılar tarafından savunulmaya başlandı. NamıkKemal, Ziya Paşa ve arkadaşları, gazetelerde ve edebî eserlerde meşveret, hürriyet ve hukuk devleti kavramlarını işlediler. 1876 baharında yaşanan kriz, bu fikirlerin uygulamaya konulması için bir fırsat yarattı. Mayıs 1876'da Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesinde rol alan devlet adamları, özellikle MithatPaşa, yeni padişahın bir anayasa ilan etmesini istiyordu.
V. Murad'ın sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirilmesinden önce, ŞehzadeAbdülhamid ile Mithat Paşa arasında görüşmeler yapıldı. Abdülhamid, tahta çıktığı takdirde anayasa ilan edeceğine söz verdi. 31 Ağustos 1876'da tahta çıkan II. Abdülhamid, kısa süre sonra anayasayı hazırlamak üzere bir komisyon kurulmasını emretti.
Ek bilgi
Kanun-ı Esasi Komisyonu: Anayasayı hazırlamak üzere Ekim 1876'da kurulan komisyon, yirmi sekiz üyeden oluşuyordu. Komisyonda devlet adamları, ulema ve gayrimüslim cemaatlerin temsilcileri de yer alıyordu. Komisyonun başkanlığını Mithat Paşa yaptı. Komisyon, Belçika anayasası başta olmak üzere Avrupa anayasalarını inceledi. Hazırlanan metin, padişahın ve hükûmetin görüşleri doğrultusunda bazı değişikliklere uğradı. Özellikle padişahın yetkilerine ilişkin bazı maddeler, padişahın isteğiyle eklendi ya da genişletildi.
Anayasanın başlıca hükümleri
Kanun-ı Esasi, devletin yapısını ve tebaanın haklarını düzenleyen kapsamlı bir belgeydi. Anayasanın başlıca hükümleri şöyle özetlenebilir:
Padişahın kişiliği kutsal ve sorumsuzdur; bakanları atama ve görevden alma, meclisi toplama ve dağıtma, savaş ve barış ilan etme yetkileri padişaha aittir.
Devletin dini İslam'dır; ancak diğer dinlerin serbestçe uygulanması güvence altındadır.
Bütün Osmanlı tebaası, din ve mezhep farkı olmaksızın "Osmanlı" olarak adlandırılır ve kanun önünde eşittir.
Kişi özgürlüğü, mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı ve basın özgürlüğü kanun çerçevesinde güvence altındadır.
İşkence ve angarya yasaktır.
Devletin resmî dili Türkçedir; devlet memuru olabilmek için Türkçe bilmek gerekir.
Kanun-ı Esasi ile kurulan 1877 Osmanlı meclisini gösteren gravürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Madde 113 ve padişahın yetkileri
Kanun-ı Esasi'nin en çok tartışılan maddelerinden biri, 113. maddeydi. Bu madde, devletin güvenliğini tehdit eden kişileri, hükûmetin polis soruşturması sonucunda yapacağı tespitle padişaha ülke dışına sürgün etme yetkisi veriyordu. Bu madde, padişahın isteğiyle anayasaya eklenmişti. Anayasanın ilanından sadece birkaç hafta sonra, 5 Şubat 1877'de, bu maddeye dayanarak anayasanın mimarı MithatPaşasadrazamlıktan alındı ve İtalya'ya sürgün edildi. Bu olay, anayasanın padişaha geniş yetkiler tanıdığını ve meşrutiyetin kırılganlığını açıkça gösterdi.
Dikkat: yanlış bilinen
Ne kadar "anayasal"? Kanun-ı Esasi, bir meclis kurması ve tebaanın haklarını güvence altına alması bakımından Osmanlı siyasi hayatında büyük bir yenilikti. Ancak anayasa, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin önemli bir kısmını padişaha bırakıyordu. Bakanlar meclise değil padişaha karşı sorumluydu; meclisin kabul ettiği kanunlar padişahın onayına bağlıydı ve meclisi dağıtma yetkisi padişaha aitti. Bu nedenle bazı tarihçiler, Kanun-ı Esasi'yi "padişahın kendi iradesiyle sınırladığı bir mutlakiyet" olarak tanımlar. Bu yapı, 1909'da yapılan değişikliklerle köklü biçimde değiştirildi.
Tersane Konferansı ve dış politika
Kanun-ı Esasi'nin ilanı, iç siyaset kadar dış politikayla da ilgiliydi. 1876 yazında Sırbistan ve Karadağ, Osmanlı Devleti'ne savaş açmış, ancak yenilgiye uğramıştı. Rusya ise Balkanlar'daki Hristiyan halkın durumunu bahane ederek Osmanlı'ya baskı yapıyordu. Bu durumda büyük devletler, Balkan meselesini görüşmek üzere İstanbul'da bir konferans düzenlemeye karar verdi. Konferans, Haliç'teki Tersane binasında toplandığı için Tersane Konferansı ya da İstanbul Konferansı olarak anılır.
23 Aralık 1876'da konferansın ilk oturumu yapılırken dışarıda toplar atıldı. Osmanlı Hariciye Nazırı Safvet Paşa, bu topların anayasanın ilanını kutlamak için atıldığını açıkladı ve artık anayasal bir devlet hâline gelen Osmanlı'da bütün tebaanın eşit haklara sahip olduğunu, bu nedenle Balkan Hristiyanları için ayrı düzenlemelere gerek kalmadığını belirtti. Ancak büyük devletler, Osmanlı'nın bu açıklamasını yeterli bulmadı. Konferans, Ocak 1877'de sonuçsuz kaldı ve birkaç ay sonra, Nisan 1877'de Rusya Osmanlı'ya savaş ilan etti. Kanun-ı Esasi taslağından 75–83. maddelerGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Birinci Meşrutiyet'in seyri
Kanun-ı Esasi'ye dayanılarak yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Umumi, 19 Mart 1877'de Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen bir törenle açıldı. Meclis, iki yasama dönemi boyunca çalıştı. Ancak 1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı'nın ağır yenilgileri ve meclisteki eleştiriler, padişah ile meclis arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. 14 Şubat 1878'de padişah, anayasanın kendisine tanıdığı yetkiyi kullanarak meclisi süresiz olarak tatil etti. Meclis, otuz yıl boyunca toplanmadı. Kanun-ı Esasi ise resmen yürürlükten kaldırılmadı; devlet salnamelerinde yayımlanmaya devam etti. 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla anayasa yeniden işletilmeye başlandı ve meclis yeniden toplandı.
Tarih notu
Kronoloji: 31 Ağustos 1876: II. Abdülhamid tahta çıkar. Ekim 1876: Kanun-ı Esasi Komisyonu kurulur. 19 Aralık 1876: MithatPaşasadrazam olur. 23 Aralık 1876: Kanun-ı Esasi ilan edilir; Tersane Konferansı toplanır. Ocak 1877: Tersane Konferansı sonuçsuz kalır. 5 Şubat 1877: Mithat Paşa görevden alınıp sürgüne gönderilir. 19 Mart 1877: Meclis-i Umumi açılır. 14 Şubat 1878: Meclis süresiz tatil edilir. 23 Temmuz 1908: II. Meşrutiyet ilan edilir. 1909: Anayasada köklü değişiklikler yapılır.
Kâğıttaki haklar, salnamedeki sessizlik
Kanun-ı Esasi, Türk anayasa tarihinin ilk halkasıdır. Bu belgeyle birlikte, devletin yönetiminde halkın temsilcilerine yer veren bir meclis ve tebaanın haklarını yazılı olarak güvence altına alan bir metin ortaya çıktı. Türkiye'de sonraki bütün anayasalar, bir anlamda bu ilk denemenin üzerine inşa edildi.
Ancak Kanun-ı Esasi'nin hikâyesi, anayasa metninin tek başına yeterli olmadığını da gösterir. Anayasa yürürlükte kaldığı hâlde meclisin otuz yıl toplanmaması, kurumların işlemesi için siyasi iradenin ve toplumsal desteğin de gerektiğini hatırlatır. 1908'de anayasanın yeniden işletilmesi ise bu metnin, sessiz geçen yıllar boyunca bile bir umut olarak yaşamaya devam ettiğini gösterdi. 23 Aralık 1876 sabahı Tersane'de duyulan toplar, böylece hem bir başlangıcı hem de uzun bir bekleyişi haber vermiş oldu.