Nizâm-ı Cedîd, Osmanlıca "yeni düzen" demektir. Dar anlamda Sultan III. Selim'in 1793'te kurdurduğu, Avrupa usulüyle eğitilmiş yeni piyade ordusunun adıdır. Geniş anlamda ise bu orduyla birlikte yürütülen askerî, mali, diplomatik ve eğitim alanlarındaki yenilik programının bütününe verilen addır. Yeni ordu, Levent Çiftliği ve Üsküdar'daki kışlalarda yetiştirildi; masrafları, aynı adla anılan programın bir parçası olarak kurulan İrâd-ı Cedîd hazinesinden karşılandı. 1806'ya gelindiğinde yirmi bini aşkın askere ulaşan bu ordu, 1807'deki Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında dağıtıldı. Nizam-ı Cedid'in kısa ömrü, XIX. yüzyıl Osmanlı reformlarının hem ilk deneyi hem de en ağır dersi oldu. Jean Brindesi'nin 1855 tarihli albümünde aralarında bir Nizam-ı Cedid neferinin de bulunduğu Osmanlı asker kıyafetleriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jean Brindesi. Dosya sayfası
Neden yeni bir ordu?
1768–1774 ve 1787–1792 savaşlarında alınan ağır yenilgiler, Osmanlı devlet adamlarını ordunun durumu hakkında açık sözlü olmaya zorladı. Yeniçeri Ocağı, XVII. yüzyıldan itibaren askerî işlevinden uzaklaşmış, ulufe defterlerine kayıtlı olup sefere katılmayan, esnaflık yapan ve maaş senetlerini (esame) alıp satan geniş bir zümreye dönüşmüştü. Tımarlı sipahi sistemi de büyük ölçüde çözülmüştü. Savaş alanında karşılaşılan Rus ve Habsburg orduları ise düzenli eğitim alan, disiplinli, ateşli silahları toplu ve hızlı biçimde kullanan birliklerden oluşuyordu. Özi, İsmail ve Maçin'deki yenilgiler bu farkın sonucuydu.
Yaş Antlaşması'nın ardından III. Selim, devlet ricalinden, ulemadan ve askerlerden devletin kurtuluşu için neler yapılması gerektiğini anlatan yazılı görüşler, yani lâyihalar istedi. Sunulan lâyihaların büyük kısmı ordunun yeniden düzenlenmesi gerektiğinde birleşiyordu. Kimileri yeniçeri ocağının ıslah edilmesini, kimileri ise ocağın yanında yeni bir ordu kurulmasını önerdi. III. Selim ikinci yolu seçti; ama ocağı kaldırmak yerine, onunla yan yana yaşayacak yeni bir kuruluş oluşturmaya karar verdi.
Kuruluş ve teşkilat
Yeni ordunun çekirdeği, sadrazam Koca Yusuf Paşa'nın savaş sırasında Rus esirlerinden ve devşirilen gönüllülerden oluşturduğu küçük bir birliğe dayanır. 1793'te bu birlik, Levent Çiftliği'nde yerleşik bir eğitim düzenine kavuştu ve nizamnamelerle teşkilatı belirlendi. Askerler, Avrupa usulü talimlerle eğitiliyor, tüfek kullanımı, saf düzeni ve manevra öğreniyordu. Birliklerin başında Bostancıbaşı ve ardından ayrı bir nazır bulunuyordu. 1799'da Üsküdar'da yeni bir kışla yapıldı; bu kışla, sonraki yüzyılda büyük ölçüde yeniden inşa edilerek Selimiye Kışlası adıyla bugüne ulaştı.
Askerler Anadolu'dan, özellikle Karaman ve Anadolu eyaletlerinden toplanıyordu. Taşradaki ayanlardan ve valilerden, belirli sayıda genci yeni orduya göndermeleri istendi. Anadolu'daki bu toplama, büyük ölçüde Karaman valisi Kadı Abdurrahman Paşa gibi programı destekleyen yöneticilerin gayretiyle yürütüldü. Rumeli'de ise ayanların önemli bir kısmı yeni orduya karşı mesafeli duruyordu; bu durum ileride Nizam-ı Cedid'in sonunu getirecek gerginliklerin kaynaklarından biri oldu.
Ek bilgi
İrâd-ı Cedîd: Yeni ordunun masraflarını karşılamak için 1793'te kurulan ayrı hazine, "yeni gelir" anlamına gelir. Boşalan tımar ve zeamet gelirleri, bazı mukataalar ve içki, tütün, kahve, ipek gibi mallardan alınan yeni vergiler bu hazineye aktarıldı. İrâd-ı Cedîd, merkezî hazineden ayrı bir defter ve yönetim düzenine sahipti. Bu durum, eski düzenden pay alan çevrelerin gelirlerinin yeni orduya kaydırılması anlamına geldiği için ayrıca tepki topladı.
Yalnızca bir ordu değil
Nizam-ı Cedid programı, askerî alanın çok ötesine geçiyordu. Topçu, humbaracı ve lağımcı ocakları yeniden düzenlendi; bu birliklerde de Avrupa usulü eğitime geçildi. Tersanede Fransız gemi mühendisleri çalıştırıldı ve yeni tip gemiler inşa edildi. 1795'te kara ordusu için Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn kuruldu; buradaki matbaada askerî kitaplar ve haritalar basıldı. Diplomasi alanında ise 1793'ten itibaren Londra, Viyana, Berlin ve Paris'te sürekli elçilikler açıldı.
Taşra yönetiminde ayanların gücünü sınırlama, tahıl ticaretini düzenleme ve İstanbul'un iaşesini güvence altına alma gibi alanlarda da düzenlemeler yapıldı. Bu geniş kapsam, Nizam-ı Cedid'in bir askerî reformdan çok, devletin bütün işleyişini yeniden düzenleme arayışı olduğunu gösterir. Ancak programın merkezinde her zaman ordu kaldı ve muhaliflerin tepkisi de en çok orduya yöneldi. Avrupa usulü eğitilmiş Osmanlı piyade subayını gösteren XIX. yüzyıl başı gravürüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Drawings by Octavien Dalvimart (d'Alvimart), Engraved F.H. Clark. Dosya sayfası
Savaş alanındaki ilk sınav: Akka
Nizam-ı Cedid birlikleri ilk kez 1799'da Napolyon'un Suriye seferi sırasında savaştı. Akka savunmasında ve ardından Mısır'daki çatışmalarda yer alan birliklerin disiplinli tutumu, yabancı gözlemcilerin dikkatini çekti. Akka'nın savunması, Cezzar AhmedPaşa'nın kuvvetleri ve İngiliz donanmasının desteğiyle birlikte gerçekleşti; Nizam-ı Cedid birlikleri bu savunmanın parçalarından biriydi. Bu başarı, programın İstanbul'daki destekçilerine güçlü bir dayanak sağladı ve yeni ordunun büyütülmesini hızlandırdı.
Edirne Vakası (1806)
1805'te yeni orduya Rumeli'den de asker alınmasını öngören bir düzenleme çıkarıldı. Bu karar, Rumeli'deki ayanlar ve yeniçeriler arasında büyük bir tepkiye yol açtı. 1806 yazında Rumeli'ye gönderilen Nizam-ı Cedid birlikleri, Edirne yakınlarında ayanların ve yeniçerilerin silahlı direnişiyle karşılaştı. Çatışmaların büyümesinden çekinen III. Selim, birlikleri geri çağırdı. Bu olay Edirne Vakası olarak anılır. Geri adım, muhaliflere padişahın kararlılığının sınırlı olduğu mesajını verdi. Aynı yıl Rusya ile yeni bir savaş başladı ve ordunun büyük kısmı cepheye gitti.
Dikkat: yanlış bilinen
Avrupalı gözlemcilerin dili: Dönemin İngiliz ve Fransız gezginleri ile elçilerinin raporlarında Nizam-ı Cedid askerleri, düzenli talimleri ve tek tip kıyafetleriyle övgüyle anlatılır; yeniçeriler ise çoğu zaman olumsuz bir dille tasvir edilir. Bu raporlar, Avrupa'nın kendi askerî düzenini ölçüt alan bir bakış taşır. Osmanlı kaynaklarında ise yeniçerilerin ocak geleneğine bağlılıkları, esnaf ve halkla kurdukları bağlar da görünür. İki tarafın anlatımını birlikte okumak, isyanın neden bu kadar geniş bir destek bulduğunu anlamamıza yardım eder.
1807: Kabakçı İsyanı ve dağılma
Mayıs 1807'de Boğaz'ın girişindeki Rumeli Kavağı tabyalarında görevli yamaklara Nizam-ı Cedid kıyafeti giydirilmek istenmesi üzerine isyan çıktı. Kabakçı Mustafa önderliğindeki yamaklar, bu kıyafeti giydirmek isteyen görevliyi öldürerek İstanbul'a yürüdü. Yeniçeriler ve bazı ulema da isyana katıldı. İsyancılar, programın önde gelen isimlerinin teslim edilmesini istedi; bunların birçoğu öldürüldü. III. Selim, isyanı yatıştırmak umuduyla Nizam-ı Cedid'i kaldırdığını ilan etti; ancak bu yeterli olmadı. Şeyhülislam'ın fetvasıyla padişah29 Mayıs 1807'de tahttan indirildi. Nizam-ı Cedid birlikleri dağıtıldı, kışlalar boşaltıldı.
Sonraki hayatı: Sekban-ı Cedid ve ötesi
Nizam-ı Cedid'in fikri, kurumuyla birlikte ölmedi. 1808'de İstanbul'a gelen Alemdar Mustafa Paşa, sadrazamlığı sırasında yeni bir ordu kurdu ve buna Sekbân-ı Cedîd adını verdi; ad bilinçli olarak değiştirilmişti, ama içerik büyük ölçüde aynıydı. Kasım 1808'deki yeniçeri ayaklanması bu yeni denemeyi de sona erdirdi. Nihayet 1826'da II. Mahmud, yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı yeni orduyu kurdu. Bu ordunun teşkilatında, Nizam-ı Cedid deneyiminden gelen pek çok unsur yaşamaya devam etti.
Arşivdeki Nizam-ı Cedid
Nizam-ı Cedid dönemi, Osmanlı arşivinin en zengin dönemlerinden biridir. İstanbul'daki arşivde, yeni ordunun nizamnameleri, İrâd-ı Cedîd hazinesinin defterleri, taşradan asker toplanmasına dair yazışmalar ve III. Selim'in hatt-ı hümâyunları ayrı ayrı izlenebilir. Lâyihaların bir kısmı yayımlanmış, bir kısmı hâlâ yazma hâlinde korunmaktadır. Nizam-ı Cedid'i Avrupa'ya tanıtan en eski kitaplardan biri, Mühendishane hocası Mahmud Raif Efendi'nin Fransızca yazdığı ve 1798'de Üsküdar'da basılan Tableau des nouveaux règlements de l'Empire Ottoman adlı eserdir. Bu eser, yeni düzenin kurumlarını resimlerle anlatır. Üsküdar'daki Selimiye Kışlası'nın 1857 tarihli gravürüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Lady Alicia Blackwood. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 9 Ocak 1792: Yaş Antlaşması; lâyihalar istenir. 1793: Nizam-ı Cedid ordusu ve İrâd-ı Cedîd hazinesi kurulur. 1795: Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn. 1798: Mahmud Raif Efendi'nin Tableau'su basılır. 1799: Akka savunması; Üsküdar'da yeni kışla. 1805: Rumeli'den asker alınması kararı. 1806: Edirne Vakası. 29 Mayıs 1807: Kabakçı İsyanı; Nizam-ı Cedid kaldırılır, III. Selim tahttan indirilir. 1808: Alemdar'ın Sekbân-ı Cedîd'i. 1826: Yeniçeri ocağının kaldırılması ve Asâkir-i Mansûre.
İki ordu, bir hazine sorunu
Nizam-ı Cedid'in başarısızlığını anlatırken genellikle yeniçerilerin direnişi öne çıkarılır. Biz meseleye bakarken bir başka noktanın daha az konuşulduğunu fark ettik: yeni ordu, eski ordunun yanında, onu kaldırmadan kurulmuştu. Bu, devletin aynı anda iki orduyu beslemesi anlamına geliyordu. Üstelik İrâd-ı Cedîd, eski düzenden pay alan geniş bir kesimin gelirlerini yeni orduya kaydırıyordu. Böylece reform, yalnızca askerî bir değişiklik değil, gelir dağılımında bir yeniden düzenleme olarak algılandı ve tepkiler ocak duvarlarının çok ötesine yayıldı.
III. Selim'in ocağı kaldırmaktan kaçınması, bir zaaf olarak görülebilir; ama dönemin şartlarında bunun bir çatışmayı erteleme çabası olduğu da açıktır. Sonuçta erteleme işe yaramadı ve çatışma, padişahın hayatına mal olan bir biçimde patladı. II. Mahmud'un on sekiz yıl bekleyip önce ocağı kaldırması, ardından yeni orduyu kurması, bu dersin doğrudan sonucudur. Bu yüzden Nizam-ı Cedid'i bir "başarısız deneme" diye kapatmak yerine, Osmanlı'nın modern ordu fikrine giden yolda ilk kurulan ve en çok bedel ödenen köprü olarak görmek gerekir.