III. Selim, 1789'dan 1807'ye kadar tahtta kalan Osmanlı padişahıdır. 24 Aralık 1761'de İstanbul'da doğdu; III. Mustafa'nın oğludur. Amcası I. Abdülhamid'in ölümü üzerine 7 Nisan 1789'da, Rusya ve Habsburglarla süren savaşın ortasında tahta çıktı. Saltanatı, Osmanlı tarihinde "yeni düzen" anlamına gelen Nizâm-ı Cedîd adıyla anılan kapsamlı bir yenilik programıyla özdeşleşmiştir. Avrupa başkentlerinde ilk sürekli elçilikleri açtıran, yeni bir ordu kuran ve askerî mühendislik okullarını güçlendiren padişah, aynı zamanda "İlhâmî" mahlasıyla şiirler yazan ve klasik Türk müziğine eserler bırakan bir sanatçıydı. 29 Mayıs 1807'de Kabakçı Mustafa İsyanı ile tahttan indirildi ve 28 Temmuz 1808'de sarayda öldürüldü. Sultan III. Selim'in portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Joseph Warnia-Zarzecki 1850 (French) Born in Nantes, France. Details on Google Art Project. Dosya sayfası
Şehzadelik yılları
Selim, babası III. Mustafa'nın sağlığında görece serbest bir şehzadelik geçirdi. Babası onun eğitimine özen gösterdi; Selim, Osmanlı sarayının geleneksel eğitiminin yanında devlet işlerine dair bilgilerle de yetiştirildi. III. Mustafa'nın 1774'teki ölümünden sonra amcası I. Abdülhamid tahta çıktı ve Selim on beş yıl boyunca şehzade dairesinde yaşadı. Bu dönemde Fransa Kralı XVI. Louis ile güvendiği adamları aracılığıyla mektuplaştığı bilinir. Bu yazışmalar, genç şehzadenin Avrupa'daki askerî ve siyasi gelişmelere ilgisini gösterir. Selim'in yakın çevresi, onun tahta çıktığında yapacağı değişiklikleri önceden tartışan bir grup devlet adamından oluşuyordu.
Savaşın ortasında bir başlangıç
Tahta çıktığında devlet, 1787'de başlayan savaşın en zor aşamasındaydı. Özi kalesi Aralık 1788'de düşmüş, Rus ve Habsburg orduları Tuna boyunca ilerliyordu. 1789'da Belgrad Habsburgların eline geçti, Bender ve Akkerman Ruslara teslim oldu, 1790'da İsmail kalesi ağır bir kuşatmanın ardından düştü. Avrupa'daki siyasi gelişmeler, özellikle Fransız Devrimi'nin yarattığı kaygı, Habsburgları barışa yöneltti: 4 Ağustos 1791'de imzalanan Ziştovi Antlaşması ile Belgrad Osmanlı'ya geri verildi. Rusya ile savaş ise 9 Ocak 1792'de Yaş Antlaşması ile sona erdi; Kırım'ın Rusya'ya ait olduğu kabul edildi ve Dinyester nehri sınır oldu.
Ek bilgi
Lâyihalar: Savaş bittikten sonra III. Selim, devletin ileri gelenlerinden, ulemadan ve askerlerden devletin durumunu ve yapılması gerekenleri anlatan yazılı görüşler, yani lâyihalar istedi. Yaklaşık yirmi kişinin sunduğu bu lâyihalar, ordunun yeniden düzenlenmesinden maliyeye, eğitimden taşra yönetimine kadar geniş bir alanı kapsıyordu. Nizam-ı Cedid programının ana hatları bu lâyihalardan çıktı. Bu yöntem, Osmanlı yönetiminde reform düşüncesinin geniş bir çevreyle tartışıldığı ilk örneklerden biri sayılır.
Nizam-ı Cedid: yeni ordu ve yeni hazine
Programın kalbinde, Avrupa usulüyle eğitilmiş yeni bir piyade ordusu vardı. 1793'te kurulan bu birlikler, Levent Çiftliği'nde ve daha sonra Üsküdar'daki Selimiye Kışlası'nda eğitildi. Yeni ordunun masraflarını karşılamak için İrâd-ı Cedîd adlı ayrı bir hazine oluşturuldu; bazı vergi kaynakları ve boşalan tımar gelirleri bu hazineye aktarıldı. Topçu, humbaracı ve lağımcı ocakları yeniden düzenlendi; tersanede yeni gemiler inşa edildi. 1795'te kurulan Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn, kara ordusu için mühendis ve topçu subayı yetiştirmeye başladı. Nizam-ı Cedid askerlerinin sayısı 1806'ya gelindiğinde yirmi bini aşmıştı. Topkapı Sarayı'nda III. Selim'in tahta çıkış töreniGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Konstantin Kapıdağlı. Dosya sayfası
Avrupa'ya açılan elçilikler
III. Selim'in kalıcı mirasından biri de diplomaside yaptığı değişikliktir. O güne kadar Osmanlı DevletiAvrupa'ya yalnızca belirli görevler için geçici elçiler gönderirdi. 1793'te Yusuf Agâh EfendiLondra'ya ilk sürekli elçi olarak atandı. Ardından Viyana, Berlin ve Paris'te de sürekli elçilikler açıldı. Bu elçiliklerde görev yapan genç kâtipler Avrupa dillerini öğrendi; dönüşlerinde gözlemlerini rapor olarak sundular. Elçilik raporları ve yazışmaları bugün İstanbul'daki Osmanlı arşivinde, Londra'daki İngiltere Ulusal Arşivi'nde ve Paris'teki Fransız Dışişleri arşivinde karşılıklı olarak izlenebilir.
Napolyon ve Mısır
1798'de Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusu Mısır'a çıktı. Bu olay, III. Selim'in Fransa ile kurduğu yakın ilişkiyi altüst etti. Osmanlı Devleti, tarihinde ilk kez Rusya ve İngiltere ile ittifak yaparak Fransa'ya savaş açtı. Rus-Osmanlı ortak donanması İyon Adaları'nı Fransızlardan aldı. 1799'da Napolyon'un Suriye'ye ilerleyişi Akka önünde durduruldu; 1801'de Fransız ordusu Mısır'dan çekildi. 1802'de Fransa ile barış imzalandı ve ilişkiler yeniden düzeldi. Ancak Mısır'daki bu kargaşa, ileride Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın yükselişine zemin hazırlayacaktı.
Dikkat: yanlış bilinen
Sanatçı padişah: III. Selim, Osmanlı padişahları arasında müzikteki yeriyle öne çıkar. Ona ait olduğu bilinen pek çok peşrev, saz semaisi ve ilahi bugün de icra edilir. "Sûzidilârâ" makamını onun terkip ettiği kabul edilir. Mevlevîliğe yakınlığı bilinen padişah, Galata Mevlevîhanesi'yle yakın ilişki kurdu. Şiirlerini "İlhâmî" mahlasıyla yazdı ve bir divan bıraktı. Avrupalı gözlemciler onu genellikle yalnızca bir "reformcu" olarak anar; Türk müziği tarihinde ise o, her şeyden önce bir besteci olarak hatırlanır.
1806 Edirne Vakası ve Kabakçı İsyanı
Nizam-ı Cedid'in büyümesi, yeniçeri ocağı ve ona bağlı çevrelerde derin bir huzursuzluk yarattı. 1806'da Nizam-ı Cedid birliklerinin Rumeli'ye yayılması girişimi, Edirne'de yerel ayanların ve yeniçerilerin direnişiyle karşılaştı ve geri adım atıldı. Aynı yıl Rusya ile yeni bir savaş başladı. 1807 baharında İngiliz donanması Çanakkale'yi geçerek İstanbul önlerine geldi; şehrin savunması halkın da katılımıyla örgütlendi ve donanma geri çekildi. Bu karışık ortamda, Rumeli Kavağı'ndaki yamaklar Kabakçı Mustafa önderliğinde ayaklandı. İsyancılar İstanbul'a yürüdü; Şeyhülislam'ın fetvasıyla III. Selim29 Mayıs 1807'de tahttan indirildi ve yerine IV. Mustafa geçti.
Alemdar'ın yürüyüşü ve trajik son
Tahttan indirilen Selim sarayın bir dairesine kapatıldı. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa, Selim'i yeniden tahta çıkarmak amacıyla 1808 yazında ordusuyla İstanbul'a geldi. Alemdar'ın kuvvetleri saray kapısına dayandığında, IV. Mustafa'nın emriyle III. Selim 28 Temmuz 1808'de öldürüldü. Aynı saatlerde saklanmayı başaran şehzade Mahmud tahta çıkarıldı ve II. Mahmud adıyla otuz bir yıl hüküm sürecekti. III. Selim, Lâleli'deki babası III. Mustafa'nın türbesine defnedildi. III. Selim'in tuğrasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 24 Aralık 1761: Selim doğar. 7 Nisan 1789: Tahta çıkar. 4 Ağustos 1791: Ziştovi Antlaşması. 9 Ocak 1792: Yaş Antlaşması. 1793: Nizam-ı Cedid ordusu kurulur; Londra'ya ilk sürekli elçi. 1795: Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn. 1798: Fransa'nın Mısır seferi. 1806: Edirne Vakası; Rusya ile savaş başlar. 29 Mayıs 1807: Kabakçı İsyanı ile tahttan indirilir. 28 Temmuz 1808: Sarayda öldürülür.
Yarım kalan bir yeni düzen
III. Selim'in hikâyesi, Osmanlı yenileşmesinin en dramatik bölümüdür. Lâyihalarla başlayan, geniş bir çevrenin görüşüne başvuran ve askerî, mali, diplomatik alanlara aynı anda el atan bir program, padişahın canıyla sonuçlanan bir isyanla durdu. Bu sonucun nedenlerini yalnızca yeniçerilerin "yenilik düşmanlığı"nda aramak eksik kalır. Nizam-ı Cedid, yeni bir hazine kurarak eski düzenin gelirlerini de elinden alıyordu; bu, ocak çevresinin yanında, bu gelirlerden pay alan geniş bir zümreyi de tedirgin etti. Padişahın kararsızlığı da sonucu etkiledi: Edirne'de geri adım atılması muhaliflere cesaret verdi.
Öte yandan Selim'in başlattıkları onunla birlikte ölmedi. Mühendishaneler yaşadı, sürekli elçilik geleneği kesintilerle sürdü, yetiştirdiği kadrolar sonraki dönemde görev aldı. Yeğeni II. Mahmud, amcasının deneyiminden ders çıkararak yeniçeri ocağını kaldırmadan önce yıllarca sabırla hazırlandı. Bu yüzden III. Selim'i bir yenilgiden çok, XIX. yüzyıl reformlarının ilk ve en pahalı denemesi olarak görmek daha isabetlidir. Bestelerinin bugün de çalınması ise, onun yalnızca bir devlet adamı olarak değil, bir kültür insanı olarak da yaşamaya devam ettiğini hatırlatır.