İçeriğe geç
Giriş yap
0

Türkiye-Estonya ilişkileri (1924-1938): Varşova'da imzalanan dostluk, Riga'dan Tallinn'e elçilik

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt1 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra çöken imparatorlukların topraklarında Polonya, Çekoslovakya, Finlandiya, Litvanya, Letonya, Yugoslavya, Avusturya, Macaristan ve Estonya gibi yeni ulus devletler doğarken Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yeni bir devlet kuruluyordu. Baltık kıyısındaki küçük Estonya ile Türkiye'nin ilişkisi, Atatürk döneminde Ankara'nın uzak coğrafyalardaki küçük devletlere bakışını gösteren ilginç bir örnektir.
Kaynaklar
Belge: Atatürk Dönemi Türkiye-Estonya İlişkileri — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Mehmet Sait Dilek. Tarih: 11 Şubat 2022.
Estonya Devlet Başkanı Konstantin Päts, 1934
Estonya Devlet Başkanı Konstantin Päts, 1934Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

İki ateş arasında bir bağımsızlık

Uzun süre Rus egemenliğinde kalan Estler 30 Mart 1917'de özerklik kazandı, fakat Alman taarruzlarından kurtulamadı. Ülke işgaller altındayken 24 Şubat 1918'de bağımsızlık bildirgesi ilan edildi; yeni devlet 23 Nisan 1919'da dünya kamuoyuna duyuruldu. İki büyük gücün saldırılarına karşı askerî başarı kazanan Estonya, 2 Şubat 1920'de Sovyet Rusya ile Tartu Antlaşması'nı imzaladı. Sovyet Rusya bu antlaşmayla "kendi arzusuyla ebediyen" Estonya üzerindeki bütün egemenlik haklarından vazgeçtiğini açıkladı.

Estonya, bağımsızlığını taçlandırmak ve uluslararası alanda kabul görmek için yabancı devletlerle ilişki kurmayı dış politikasının merkezine koydu. 1921'den itibaren Estonya'nın Varşova elçisi Aleksander Hellat, Türk makamları nezdinde girişimlerde bulundu. Bu girişimlerin sonucunda Türkiye, Estonya'yı 23 Ocak 1924'te diplomatik olarak tanıma kararı aldı.

Reval'de bir futbol maçı, Erzurum için bir yardım

1924, iki ülke arasında ilk somut adımların atıldığı yıl oldu. Dostluk antlaşmasından önce spor diplomasisine başvuruldu: Türkiye ve Estonya millî futbol takımları 19 Haziran 1924'te Reval (Tallinn) Stadı'nda özel bir maçta karşılaştı.

İkinci adım bir felaketin ardından geldi. 13 Eylül 1924'te Erzurum ve çevresinde 6,8 büyüklüğünde bir deprem oldu. Estonya Kızılhaç Merkez Komitesi, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin yardım çağrısına 24 Kasım 1924'te katılarak depremzedelere 100 dolar nakdi yardım gönderdi. Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın deprem bölgesine giderek çalışmaları yerinde incelemesi, Hilal-i Ahmer'in faaliyetleri ve yurt dışından gelen yardımlar yaraların hızla sarılmasına katkı sağladı.
Ek bilgi
Varşova'daki imza: Mayıs 1924'te Varşova orta elçiliğine atanan İbrahim Tali (Öngören) Bey, Estonya ile dostluk antlaşması imzalamaya yetkili kılındı ve Estonya'nın Varşova elçisi John Leppik'e bir nota vererek antlaşma teklif etti. Estonya Dışişleri Bakanı Robert Pusta teklifi 5 Kasım 1924'te hükûmetine bildirdi. Görüşmelerin sonunda 1 Aralık 1924'te Dostluk Antlaşması (Muhadenet Muahedenamesi) imzalandı.

Antlaşmanın iki maddesi

Antlaşmanın birinci maddesi Türkiye-Estonya ilişkilerinde dostluğun geçerli olacağını belirtiyordu. İkinci madde, diplomatik ilişkilerin devletler hukuku esaslarına uygun olarak kurulacağını ve tarafların siyasi temsilcilerinin karşılıklılık şartıyla devletler hukuku çerçevesinde muamele göreceğini kayda geçiriyordu.

Ankara, iki savaş arası dönemde Almanya ve Sovyetler Birliği gibi büyük devletlerin yeniden nüfuz kurabileceği bölgelerde küçük bağımsız devletlerin varlığını hem dünya barışı hem de kendi güvenliği için olumlu görüyordu. Bu nedenle öteki Baltık ve kuzey devletleriyle de benzer antlaşmalar imzaladı: Finlandiya ile 9 Aralık 1924'te, Letonya ile 3 Ocak 1925'te, Litvanya ile 17 Eylül 1930'da.
Estonya Devlet Başkanı Jaan Tõnisson, 1928
Estonya Devlet Başkanı Jaan Tõnisson, 1928Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Karl Akel. Dosya sayfası

Briand-Kellogg ve Litvinov Protokolü

İki devlet, savaşı uluslararası anlaşmazlıkların çözüm yolu olmaktan çıkarmaya çalışan girişimleri destekledi. Briand-Kellogg Paktı'nı (27 Ağustos 1928) ve Litvinov Protokolü'nü (9 Şubat 1929) millî meclislerinde onayladılar. Gazi Mustafa Kemal, o dönemdeki bir konuşmasında Türkiye'nin barışa dayalı dış politikasında samimi olduğunu ve öteki devletlerin de imzaladıkları metinlerdeki taahhütlere uyması gerektiğini söyledi.

Gazi'nin 1 Kasım 1927'de ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Estonya Devlet Başkanı Jaan Tõnisson ile mektuplaşmalar oldu. Gazi ilişkileri daha da geliştirme arzusunu bildirdi; Tõnisson da tebriklerini sunarak bu yönde çaba göstereceğini yazdı.

Riga'daki ortak elçilikten Tallinn'deki ilk temsilciliğe

Türkiye, Baltık ülkelerindeki diplomatik yapılanma için ilk adımı 1929'da attı. Maslahatgüzar İbrahim Osman Bey'in ikametgâhı Riga olmak üzere Litvanya, Letonya ve Estonya'ya mahsus ortak bir elçilik kuruldu. Aynı yıl Ernst Weberman, Estonya'nın İstanbul başkonsolosu olarak geldi (1929-1932) ve başkonsolosluğun Taksim Sıraselviler'deki yeni binasında çalıştı. Türk dili üzerine çalışmalarıyla bilinen İbrahim Osman Bey de ilişkilerin güçlenmesine katkı verdi.
Ek bilgi
Päts'in 1931 mektubu: Estonya Devlet Başkanı Konstantin Päts, Eston-Fin-Macar Birliği'nin başkanı sıfatıyla 18 Mart 1931'de Gazi Mustafa Kemal'e yazdığı mektupta Estler ile Türkler arasındaki akrabalığa atıf yaptı. Türkiye'nin Tallinn'de bir elçilik açmasını, mümkün değilse Riga'daki elçiliğin Tallinn'e taşınmasını istedi. Ankara talebi göz önünde bulunduracağını, şimdilik Baltık'taki orta elçinin Tallinn'e daha sık uğrayacağını bildirdi ve Ağustos 1931'de İbrahim Osman Bey'in rütbesini yükseltti.
1935'te Stockholm orta elçisi Ragıp Raif Bey'e Estonya'yı da kapsayan ek bir görev verilmesi düşünüldü, fakat Ankara kısa süre sonra bu karardan vazgeçerek Estonya'nın isteği doğrultusunda Lahey maslahatgüzarı Nuri Batu'yu orta elçi sıfatıyla Tallinn'e atadı. Nuri Batu, 19 Eylül 1935'te Kadriorg Sarayı'nda güven mektubunu Konstantin Päts'e sundu ve Tallinn'deki ilk Türk temsilciliğini açtı. Estonya da 1 Temmuz 1932'de Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet edilmesine dair önergeyi Genel Kurul'a sunan devletlerden biri olmuştu.
Tallinn'deki Kadriorg Sarayı
Tallinn'deki Kadriorg SarayıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Diego Delso. Dosya sayfası

Mukavelenameden muahedenameye: Ticaret

Siyasi ilişkilerin ardından ekonomik ilişkiler düzenlendi. Hariciye Müsteşarı Mehmed Enis Bey ile Estonya'nın Varşova elçisi Otto Strandman arasındaki görüşmelerin sonunda "Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi" 12 Mart 1928'de Ankara'da imzalandı. İlk faslı "İkamet" başlıklı ve on maddeydi; ikinci faslı "Ticaret ve Seyrisefain" başlığıyla 11. maddeden 27. maddeye uzanıyordu. Türkiye, dönemin şartları gereği bu tür sözleşmeleri yeniden gözden geçirmeye karar verince mukavelename 4 Eylül 1929'dan itibaren feshedildi ve aynı gün nota teatisiyle bir Geçici Ticaret Anlaşması yapıldı.

Metni bir muahedenameye dönüştürmek için Türkiye adına Diyarbakır Mebusu Zekai (Apaydın) Bey ile Hariciye Müsteşarı Numan (Menemencioğlu) Bey, Estonya adına Ernst Weberman Ankara'da görüştü; metin 16 Eylül 1929'da imzalandı ve 18 Mayıs 1931'de yürürlüğe girdi. Ardından 13 Mart 1935 ve 6 Haziran 1937'de Ankara'da iki ayrı ticaret ve kliring anlaşması imzalandı. Döviz kullanılmadan malın malla takas edildiği bu sistemi tamamlayan protokol ise 29 Ağustos 1938'de imzalandı.
Doğrusu
Tallinn'de yarıya inen bayraklar: Atatürk'ün 10 Kasım 1938'deki ölümü Estonya'da derin üzüntü yarattı. Devlet Başkanı Päts adına başyaveri, Dışişleri Bakanı Karl Selter adına protokol şefi ve Başkomutan General Johan Laidoner adına yaverleri elçilikte açılan taziye defterini imzaladı. Cenaze töreninin yapıldığı 21 Kasım 1938'de Estonya'da bayraklar yarıya indirildi.

Uzak bir dostluğun hesabı: Ne kazanıldı?

Türkiye ile Estonya arasında ortak sınır, büyük bir ticaret hacmi ya da askerî ittifak yoktu. Buna rağmen on dört yıl içinde tanıma kararı, dostluk antlaşması, ticaret muahedenamesi, kliring düzeni ve Tallinn'de bir elçilik kuruldu. Bu ilişki, Atatürk döneminin dış politikasında küçük devletlerin bağımsızlığını dünya barışının bir güvencesi olarak gören anlayışı yansıtıyordu. İki ülke de iki savaş arası dönemde barış girişimlerini destekleyen, içine kapanmayan bir çizgi izledi; ancak 1940'ta Estonya'nın bağımsızlığını yitirmesi, bu çizginin büyük güçler karşısındaki sınırlarını da gösterdi.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap