İçeriğe geç
Giriş yap
0

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958): Üsküp'ten Paris'e, Lozan'dan Varşova'ya bir şairin hayatı

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Kitap bastırmayan büyük şair

Yahya Kemal Beyatlı, yaşarken tek bir şiir kitabı yayımlamadı. Şiirleri dergilerde, gazetelerde, dostlarının defterlerinde ve ezberlerde dolaştı. "Kendi Gök Kubbemiz" adlı kitabı, ancak 1958'deki ölümünden sonra, 1961'de basıldı. Buna rağmen Cumhuriyet'in ilk kuşağı onun dizelerini ezbere biliyordu. Bu durum, Yahya Kemal'in şiire bakışını da anlatır: Her mısrayı yıllarca işler, bitmiş saymadığı şiiri kolay kolay bırakmazdı.

Hayatı, Osmanlı'nın Balkanlardan çekilişiyle Cumhuriyet'in kuruluşu arasındaki geçişin tam ortasından geçti. Üsküp'te doğdu, Paris'te gençliğini yaşadı, Milli Mücadele yıllarında İstanbul basınında Anadolu'nun yanında yazdı, Lozan'a giden heyette bulundu, sonra milletvekili ve elçi oldu.
Yahya Kemal Bey
Yahya Kemal BeyGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Üsküp'ten İstanbul'a, oradan Paris'e

Yahya Kemal, 2 Aralık 1884'te Üsküp'te dünyaya geldi. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. Çocukluğu Üsküp ve Selanik arasında geçti. Annesi Nakiye Hanım'ı küçük yaşta kaybetmesi, şiirlerinde yıllar sonra bile hissedilen bir hüzün bıraktı. Gençlik yıllarında İstanbul'a geldi, ardından 1903'te Paris'e gitti.

Paris'te yaklaşık dokuz yıl kaldı. Siyasal Bilgiler Okulu'na (École Libre des Sciences Politiques) devam etti, Fransız şiirini yakından tanıdı ve tarihçi Albert Sorel'in derslerinden çok etkilendi. Tarihe milletin hafızası olarak bakan bu anlayış, onun sonraki bütün şiirinde ve düzyazısında iz bıraktı. Yahya Kemal, Türk milletinin vatanını Malazgirt'ten bu yana Anadolu'da ve Rumeli'de kurduğu bir yurt olarak düşünmeye başladı.
Tarih notu
2 Aralık 1884: Üsküp'te doğar
1903: Paris'e gider
1912: İstanbul'a döner
1921: Dergâh dergisi çevresinde gençlere yön verir
1922-1923: Lozan'a giden heyette müşavir
1923: Urfa milletvekili seçilir
1926-1929: Varşova elçisi
1929-1932: Madrid elçisi
1947-1949: Pakistan büyükelçisi
1 Kasım 1958: İstanbul'da hayatını kaybeder

Balkan bozgununun ertesinde bir dönüş

Yahya Kemal 1912'de İstanbul'a döndüğünde Balkan Savaşı başlamak üzereydi. Doğduğu Üsküp kısa süre sonra Osmanlı sınırları dışında kaldı. Bu kayıp, onun tarih ve vatan üzerine düşüncelerini derinleştirdi. Darüşşafaka'da ve Darülfünun'da edebiyat ve tarih dersleri verdi. Genç şair ve yazarlar onun çevresinde toplanmaya başladı.

Darülfünun'da verdiği dersler, edebiyat tarihini milletin tarihinden ayırmayan bir bakışa dayanıyordu. Onun gözünde bir milletin şiiri, musikisi ve mimarisi aynı hafızanın parçalarıydı. Bu fikir, öğrencilerinin pek çoğunu derinden etkiledi. Yahya Kemal sınıfta olduğu kadar sohbet meclislerinde de hocaydı; dinleyenler, onun bir Itrî bestesini, bir Sinan camisini ve bir Nedim gazelini aynı cümlenin içinde anlatabildiğini hatırlatır.

Bu yıllarda yazdığı şiirlerde iki ses birlikte duyulur. Bir yanda "Akıncılar", "Mohaç Türküsü" ve "Ok" gibi tarihin coşkusunu taşıyan şiirler vardır. Öbür yanda "Sessiz Gemi" ve "Rindlerin Ölümü" gibi hayatın geçiciliğini sakin bir dille anlatan şiirler yer alır. Yahya Kemal aruz veznini bırakmadı ama dili sadeleştirdi. Konuşulan İstanbul Türkçesini aruzun ahengiyle buluşturdu.
Ek bilgi
Yahya Kemal'in şiirlerinin büyük bölümü ölümünden sonra kitaplaştı: "Kendi Gök Kubbemiz" (1961), "Eski Şiirin Rüzgârıyle" (1962) ve "Rubâîler" bu dönemde yayımlandı. İstanbul üzerine düzyazıları "Aziz İstanbul" adıyla toplandı. Şairin eşyaları ve el yazıları bugün İstanbul'daki Yahya Kemal Müzesi'nde korunuyor.

Mütareke İstanbul'unda kalem

Mondros Mütarekesi'nden sonra İstanbul işgal altındayken Yahya Kemal, gazetelerde Anadolu'daki hareketi destekleyen yazılar kaleme aldı. 1921'de yayımlanmaya başlayan Dergâh dergisi, onun etrafındaki genç kuşağın buluşma yeri oldu. Ahmet Hamdi Tanpınar gibi sonradan Türk edebiyatının önemli isimleri olacak yazarlar, bu çevrede yetişti. Dergâh'ın çizgisi, işgal altındaki şehirde milli kimliği ve tarih bilincini canlı tutmaktı.

Büyük Taarruz'un kazanılmasının ardından Yahya Kemal Ankara ile doğrudan bağ kurdu. Lozan Konferansı'na giden heyette müşavir olarak yer aldı. Bu görev, onun siyasi ve diplomatik hayatının da başlangıcı oldu.
Servet-i Fünun dergisinde Varşova'daki Yahya Kemal, 22 Mart 1928
Servet-i Fünun dergisinde Varşova'daki Yahya Kemal, 22 Mart 1928Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Servet-i Fünun Dergisi. Dosya sayfası

Milletvekili ve elçi

1923'te Urfa milletvekili seçilen Yahya Kemal, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Meclis'te bulundu. 1926'da Varşova'ya elçi olarak atandı. Ardından Madrid'de elçilik yaptı. Bu yıllarda yazdığı mektuplar ve sonradan derlenen hatıraları, yeni devletin dışarıdaki ilk temsilcilerinin gözünden dönemin ruhunu yansıtır.

1930'larda yeniden Meclis'e döndü ve farklı illerden milletvekili seçildi. Soyadı Kanunu ile Beyatlı soyadını aldı. Bu ad, Oğuz boylarından Bayat'ı hatırlatır ve şairin Türk tarihine bakışıyla uyumludur. 1947'de Pakistan'a büyükelçi olarak gönderildi. Yeni kurulan bu devletle ilişkilerin ilk yıllarında Karaçi'de görev yaptı ve 1949'da emekli oldu.
Dikkat: yanlış bilinen
Yahya Kemal'e mal edilen pek çok dize ve söz sosyal medyada dolaşır. Şairin şiirleri yaşarken kitaplaşmadığı için bazı şiirlerin farklı dergilerde farklı biçimleri bulunur. Bir dizeyi alıntılarken ölümünden sonra hazırlanan kitapların metnine bakmak, en güvenli yol olur.

Hece, aruz ve yeni şiir

Cumhuriyet'in ilk on yılında Türk şiiri büyük bir değişim yaşıyordu. Hece veznini benimseyen şairler halk şiirinin ritmini yeni dönemin diliyle buluşturuyordu. Nazım Hikmet ise serbest nazımla bambaşka bir yol açmıştı. Yahya Kemal bu tartışmalarda aruzdan vazgeçmedi; ama şiirini ağdalı Osmanlıca kelimelerden arındırdı. Sonuçta onun dizeleri, aruzla yazıldığı hâlde gündelik konuşmaya yakın bir Türkçeyle okunur hâle geldi.

Bu tercih, onu Cumhuriyet'in dil anlayışının dışında bırakmadı. Tersine, eskiyle yeni arasındaki kopukluğu azaltan bir köprü işlevi gördü. Bugün okul kitaplarında hem hece şairleriyle hem de Yahya Kemal'le karşılaşılması, bu iki yolun birbirini dışlamadığını gösteriyor.

Atatürk dönemi ve şiirin dili

Yahya Kemal, Cumhuriyet'in kültür politikalarının hemen hepsine katılan biri değildi. Aruzu savunmaya devam etti, eski musikiye ve İstanbul'un tarihî dokusuna bağlılığını hiç saklamadı. Ama bu tavır, onu Cumhuriyet'in dışına itmedi. Meclis'te bulundu, devleti yurt dışında temsil etti. Onun şiiri, yeni devletin tarih bilinci arayışıyla aynı noktada buluşuyordu: Türk milletinin bin yıllık serüveni, Malazgirt'ten İstanbul'un fethine, Mohaç'tan Kurtuluş Savaşı'na uzanan bir süreklilik olarak görülüyordu.

Şairin İstanbul'u anlatan şiirleri ve yazıları da bu bakışın parçasıdır. Süleymaniye'de bir bayram sabahı, Kocamustafapaşa'nın mahalleleri, Boğaz'ın sabahları onun için geçmişle bugün arasında bir köprüydü. Cumhuriyet'in başkenti Ankara olmuştu ama Yahya Kemal İstanbul'u milletin hafızası olarak görmeye devam etti.
İstanbul'daki Yahya Kemal Müzesi
İstanbul'daki Yahya Kemal MüzesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Özgür Arda BAYRAM. Dosya sayfası

Son yıllar

Yahya Kemal hayatının son yıllarını İstanbul'da, Park Otel'de geçirdi. Evlenmedi, kalabalık bir ailesi olmadı. Dostlarıyla sohbetleri, şiirleri kadar ünlüdür. 1 Kasım 1958'de İstanbul'da hayatını kaybetti ve Aşiyan Mezarlığı'na defnedildi. Ölümünden sonra şiirlerinin kitaplaştırılması için bir cemiyet kuruldu ve bu çalışma, bugün okuduğumuz Yahya Kemal külliyatını ortaya çıkardı.

Gök kubbeyi kendi dilimizle kurmak

Bize kalırsa Yahya Kemal'in Cumhuriyet tarihindeki yeri, tartışmaların ötesinde bir noktada duruyor. Eski şiirin ahengini yeni dönemin Türkçesiyle buluşturdu ve bir milletin tarihini ezberlenen dizelere dönüştürdü. Kitap bastırmadan bu kadar okunan bir şairin varlığı, şiirin halk arasında nasıl yaşadığını da gösteriyor. Onu okurken hem bir dönemin elçisini hem de bir şehrin hafızasını dinliyoruz.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap