İçeriğe geç
Giriş yap
0

Yemen seferi (1569–1571): Koca Sinan Paşa, Zeydî isyanı ve San'a'nın geri alınması

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı Devleti'nin Arap Yarımadası'nın güneyindeki varlığı, on altıncı yüzyılın ortalarında ciddi bir sınavdan geçti. 1567 yılında Zeydî imamı Mutahhar'ın önderliğinde başlayan büyük isyan, Osmanlı'nın Yemen'deki hâkimiyetini neredeyse sona erdirdi. San'a ve diğer önemli şehirler isyancıların eline geçti. Bu durumu düzeltmek için II. Selim döneminde büyük bir sefer düzenlendi. 1569–1571 yılları arasında süren ve Koca Sinan Paşa'nın adıyla anılan bu sefer, Yemen'in yeniden Osmanlı denetimine alınmasını sağladı. Bu yazıda seferin nedenlerini, seyrini, Sinan Paşa'nın rolünü ve seferin Osmanlı Kızıldeniz siyasetindeki yerini inceliyoruz.
Kaynaklar
Belge: YEMEN — TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (TDV İslâm Ansiklopedisi), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, s. 406-412 — müellif: İdris Bostan. Tarih: 2013.
III. Murad'ın Sinan Paşa'ya hilat giydirmesini gösteren minyatür
III. Murad'ın Sinan Paşa'ya hilat giydirmesini gösteren minyatürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: 1581-1588 artist. Dosya sayfası

Osmanlı Yemen'e nasıl geldi?

Osmanlıların Yemen'le ilgisi, 1517 yılında Mısır'ın alınmasıyla başladı. Memlükler'in Yemen'deki küçük garnizonları Osmanlı'ya bağlandı. Portekizlilerin Hint Okyanusu'nda ve Kızıldeniz'in girişinde güçlenmesi, Osmanlı'nın bölgeye daha fazla ilgi göstermesine yol açtı. 1538 yılında Hadım Süleyman Paşa'nın Hint seferi sırasında Aden alındı ve Yemen'de Osmanlı yönetimi kuruldu.

Sonraki yıllarda Osmanlı, Yemen'in kıyı bölgeleri ve dağlık iç kesimlerinde denetimini genişletti. Özdemir Paşa, 1547 yılında San'a'yı aldı. Ancak Yemen'in dağlık iç bölgeleri, Zeydî imamlarının yüzyıllardır güçlü olduğu yerlerdi. Zeydîler, Şiîliğin bir kolunu oluşturan ve kendi imamlarının önderliğinde örgütlenen bir topluluktu. Osmanlı yönetimi, bu bölgelerde hiçbir zaman tam olarak kök salamadı.

1567 isyanı

1560'ların ortasında Osmanlı'nın Yemen yönetimindeki sorunlar arttı. Valilerin sert uygulamaları, vergi yükü ve askerlere maaşların düzenli ödenmemesi huzursuzluğu büyüttü. Yemen'in ikiye bölünerek iki ayrı beylerbeyiliğe dönüştürülmesi, valiler arasında rekabete ve yönetim boşluğuna yol açtı.

Zeydî imamı Mutahhar, bu durumdan yararlanarak 1567 yılında büyük bir isyan başlattı. İsyancılar kısa sürede San'a'yı ve iç bölgelerdeki birçok kaleyi ele geçirdi. Osmanlı garnizonları kıyıdaki birkaç şehre, özellikle Zebid ve çevresine sıkıştı. Bu durum, Osmanlı'nın Kızıldeniz'deki konumunu ve Hicaz'ın güvenliğini tehdit ediyordu.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Yemen seferini baştan sona Koca Sinan Paşa planlamış ve yönetmiştir.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Seferin başına önce Lala Mustafa Paşa getirildi. Ancak Lala Mustafa Paşa ile Mısır valisi Sinan Paşa arasındaki anlaşmazlık ve ikmal sorunları nedeniyle Lala Mustafa Paşa görevden alındı. Seferin komutası Sinan Paşa'ya verildi ve Yemen'in geri alınması onun adıyla anıldı.
Osmanlı Yemen eyaletini gösteren harita
Osmanlı Yemen eyaletini gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Underlying lk. Dosya sayfası

Sinan Paşa'nın seferi

Sinan Paşa, o sırada Mısır valisiydi. Mısır'ın kaynaklarını kullanarak bir ordu ve donanma hazırladı. 1569 yılında Süveyş'ten hareket eden kuvvetler, Kızıldeniz yoluyla Yemen kıyılarına ulaştı. Sinan Paşa, önce kıyı bölgesindeki Osmanlı garnizonlarını destekledi, ardından iç bölgelere doğru ilerledi.

Sefer, Yemen'in zorlu dağlık arazisinde yürütüldü. Ordu, sarp dağlardaki kaleleri tek tek kuşatmak zorunda kaldı. Taiz ve Aden gibi önemli şehirler yeniden denetime alındı. Sinan Paşa, ardından San'a'ya yöneldi. San'a'nın geri alınması, seferin en önemli başarılarından biri oldu.

Seferin en zor aşaması, Zeydî imamlarının güçlü kalesi Kevkeban'ın kuşatmasıydı. Yüksek bir dağın tepesinde bulunan bu kale, uzun süre direndi. Osmanlı ordusu ağır kayıplar verdi. Sonunda iki taraf arasında bir anlaşma yapıldı. 1571 yılında imzalanan bu anlaşmayla Mutahhar, belirli bölgelerde yönetimini sürdürmek karşılığında Osmanlı hâkimiyetini tanıdı.

Seferin anlatıcısı: Nehrevâlî

Yemen seferi, Mekke'de yaşayan âlim Kutbüddin Nehrevâlî'nin Arapça kaleme aldığı ve Osmanlıların Yemen'deki faaliyetlerini anlatan eserinde ayrıntılı biçimde yer alır. Eserin adı, "Yemen'e çakan şimşek" anlamına gelen el-Berku'l-Yemânî'dir. Nehrevâlî, eserini Sinan Paşa'nın teşvikiyle yazdı ve seferin aşamalarını, savaşları ve anlaşmaları kaydetti. Bu eser, seferin en önemli anlatısı olarak kabul edilir.

Sinan Paşa'nın sonraki kariyeri

Yemen seferi, Sinan Paşa'ya büyük bir itibar kazandırdı. Bu başarının ardından 1574 yılında Tunus seferine katıldı ve Halkulvad ile Tunus'un alınmasında rol oynadı. III. Murad döneminde İran seferlerinde komutanlık yaptı. Sonraki yıllarda beş kez sadrazamlığa getirildi. Osmanlı tarihinde bu kadar çok kez sadrazam olan nadir devlet adamlarından biridir. III. Murad'ın ona hilat giydirdiğini gösteren minyatür, onun saraydaki itibarını yansıtır.
Tarih notu
Kronoloji
1517: Mısır'ın alınması; Yemen'deki Memlük garnizonlarının Osmanlı'ya bağlanması.
1538: Aden'in alınması.
1547: Özdemir Paşa'nın San'a'yı alması.
1567: Zeydî imamı Mutahhar'ın isyanı; San'a'nın kaybedilmesi.
1569: Sinan Paşa'nın Süveyş'ten Yemen'e hareketi.
1570: San'a'nın geri alınması.
1571: Kevkeban kuşatması ve Mutahhar ile anlaşma.
1574: Tunus seferi.

Yemen'in sonraki kaderi

Sinan Paşa'nın seferinden sonra Osmanlı, Yemen'de yarım asırdan fazla bir süre daha hüküm sürdü. Ancak Zeydî imamlarının direnişi hiçbir zaman tamamen sona ermedi. 1630'larda Osmanlı, Yemen'den çekilmek zorunda kaldı. Yemen, iki yüzyıl sonra, 1849 yılında Osmanlı yönetimine yeniden girdi; ancak bu ikinci dönem de sürekli isyanlarla geçti.

Kızıldeniz'in güvenliği

Yemen seferinin önemi, yalnızca bir eyaletin geri alınmasıyla sınırlı değildi. Yemen, Kızıldeniz'in güney girişini denetleyen bir konumdaydı. Bu bölgenin kaybı, Portekizlilerin Kızıldeniz'e girmesine ve Hicaz'daki kutsal şehirlerin güvenliğinin tehlikeye düşmesine yol açabilirdi. Osmanlı padişahları, "Hâdimü'l-Haremeyn", yani Mekke ve Medine'nin hizmetkârı unvanını taşıyordu; bu unvan, Hicaz'ın korunmasını dinî bir sorumluluk hâline getiriyordu. Yemen'in denetimi, hac yollarının ve Hindistan ticaretinin güvenliği için de vazgeçilmezdi. Ayrıca Yemen kahvesi, on altıncı yüzyılda Osmanlı topraklarında yayılmaya başlayan yeni bir ticaret ürünüydü; Mocha limanından çıkan kahve, Kahire ve İstanbul pazarlarına ulaşıyordu.

Ordunun ikmali ve coğrafyanın zorluğu

Yemen seferinin en büyük sorunu, ikmaldi. Asker, cephane ve erzak, Mısır'dan Kızıldeniz yoluyla taşınmak zorundaydı. Süveyş'teki tersanede hazırlanan gemiler, rüzgârların ve resiflerin tehlikeli olduğu bir denizde yol alıyordu. Kıyıya çıkan birlikler, sıcak ve nemli Tihâme ovasından geçtikten sonra, yüksekliği iki bin metreyi aşan dağlara tırmanmak zorundaydı. Su kaynaklarının azlığı, salgın hastalıklar ve yerel kabilelerin pusuları, ordunun ilerleyişini yavaşlattı. Sinan Paşa, kabile reisleriyle anlaşmalar yaparak, bazılarına hediyeler ve görevler vererek destek sağlamaya çalıştı. Bu yöntem, salt askerî güce dayanmayan bir denetim anlayışını yansıtıyordu. Kalelerin alınmasından sonra buralara garnizonlar yerleştirildi ve yollar üzerindeki geçitler denetim altına alındı.

Yemen seferini değerlendirmek: uzak bir eyaleti korumanın bedeli

1569–1571 Yemen seferi, Osmanlı'nın imparatorluğun en uzak köşelerinde bile hâkimiyetini sürdürmek için ne kadar büyük bir çaba harcadığını gösterir. Seferin nedeni yalnızca bir isyanı bastırmak değil, Kızıldeniz'in güvenliğini, Hicaz'ın korunmasını ve Hint Okyanusu ticaretinin denetimini sağlamaktı. Lala Mustafa Paşa ile Sinan Paşa arasındaki çekişme, büyük seferlerde komutanlar arasındaki rekabetin ne kadar belirleyici olabildiğini hatırlatır. Sinan Paşa'nın Mısır'ın kaynaklarını kullanarak Kızıldeniz üzerinden ordu taşıması, Osmanlı'nın deniz ve kara gücünü birlikte kullanma becerisini ortaya koyar. Ancak Kevkeban'da yapılan anlaşma, Zeydî imamlarının tamamen ortadan kaldırılamadığını ve Osmanlı'nın Yemen'de ancak yerel güçlerle uzlaşarak kalabildiğini gösterir. Bu uzlaşmanın yarım asır sonra bozulması ve Osmanlı'nın bölgeden çekilmesi, dağlık bir coğrafyada uzak bir merkezden yönetimin zorluğunu kanıtlar. Nehrevâlî'nin eseri, seferi kahramanlık anlatısıyla aktarırken, aynı zamanda bölgenin toplumsal yapısına dair değerli bilgiler sunar. İkmal sorunları ve kabile reisleriyle yapılan anlaşmalar da, bu seferin kılıç kadar diplomasiyle kazanıldığını gösterir. Bu sefer, merkezin uzak eyaletlerdeki valileri sıkı denetlemesinin önemini de acı bir deneyimle öğretti. Yemen seferini anlamak, Osmanlı'nın güney sınırındaki mücadelenin Akdeniz ve Avrupa'daki savaşlar kadar zorlu olduğunu kabul etmek demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap