30 Ekim 1918 akşamı, Limni Adası'ndaki Mondros Limanı'nda demirli İngiliz zırhlısı Agamemnon'un güvertesinde, Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndaki dört yıllık mücadelesini sona erdiren bir belge imzalandı. Mondros Mütarekesi adıyla bilinen bu ateşkes, ertesi gün öğle saatlerinde yürürlüğe girdi. Yirmi beş maddelik metin, Osmanlı ordularının terhis edilmesini, Boğazların açılmasını ve İtilaf Devletleri'nin geniş bir işgal hakkı elde etmesini öngörüyordu. Bu yazıda mütarekeye giden süreci, müzakereleri, maddeleri ve sonrasında yaşananları anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: Mondros Mütarekesi — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Mehmet OKUR. Tarih: 23 Şubat 2021.
İngiliz zırhlısı Agamemnon, Mondros Limanı'ndaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
1918 sonbaharı: çöken cepheler
1918 yazının sonunda Osmanlı Devleti'nin müttefikleri birer birer savaştan çekiliyordu. 29 Eylül 1918'de Bulgaristan ateşkes imzaladı. Bu gelişme, İstanbul ile Almanya arasındaki demiryolu bağlantısını kesti ve Osmanlı başkentini Trakya'dan gelecek bir saldırıya açık bıraktı. Aynı günlerde Filistin cephesinde İngiliz ordusu Megiddo'da büyük bir saldırıya geçmiş, Osmanlı kuvvetleri Şam'a ve oradan Halep'e doğru çekilmek zorunda kalmıştı.
Bu koşullarda Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etti. Yerine kurulan Ahmet İzzet Paşa hükümeti, barış yolunu aramakla görevlendirildi. Hükümet, Kut'ta esir alınmış İngiliz generali Charles Townshend'i serbest bırakarak İngilizlerle temas kurmak üzere aracı olarak kullandı. Townshend, Midilli'deki İngiliz komutanlığına giderek Osmanlı hükümetinin ateşkes isteğini iletti.
Heyet ve müzakereler
Osmanlı heyetinin başında Bahriye NazırıRauf Bey (Orbay) bulunuyordu. Heyette Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Kurmay Yarbay Sadullah Bey de vardı. İngiliz tarafını ise Akdeniz Filosu komutanı Amiral Somerset Gough-Calthorpe temsil ediyordu. Calthorpe, Fransa'nın temsilcisini müzakerelere almadı; bu durum, İngiltere ile Fransa arasında bir gerginliğe de yol açtı.
Müzakereler 27 Ekim'de başladı ve dört gün sürdü. Osmanlı heyeti, bazı maddelerin yumuşatılmasını sağlamaya çalıştı. Özellikle İstanbul'un işgal edilmemesi ve Osmanlı yönetiminin sürmesi konusunda güvence aradı. Calthorpe, bu konularda yazılı bir taahhüt vermedi; ancak heyete sözlü olarak bazı güvenceler verdiği aktarılır.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Rauf Bey, İstanbul'a döndükten sonra mütarekenin devletin bağımsızlığını ve egemenliğini koruduğunu söyledi ve kamuoyuna olumlu bir tablo çizdi. Kısa süre içinde İtilaf donanmasının İstanbul'a gelmesi ve işgallerin başlaması, bu değerlendirmenin yanlış olduğunu gösterdi. Rauf Bey de sonraki yıllarda aldatıldıklarını ifade etmiştir. Calthorpe'un sözlü güvencelerinin içeriği ise belgelerde açıkça yer almaz ve tartışmalıdır.
Maddeler
Mütareke, yirmi beş maddeden oluşuyordu. Bunların başlıcaları şöyleydi:
Çanakkale ve İstanbulBoğazlarıİtilaf Devletleri'nin gemilerine açılacak, Boğazlardaki tabyalar İtilaf kuvvetlerince işgal edilecekti. Osmanlı orduları, sınırların korunması ve iç güvenlik için gereken birlikler dışında derhal terhis edilecekti. Osmanlı savaş gemileri İtilaf Devletleri'ne teslim edilecek ve gösterilen limanlarda gözetim altında tutulacaktı.
7. madde, İtilaf Devletleri'ne güvenliklerini tehdit eden bir durum çıkması hâlinde herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı tanıyordu. Bu madde, sonraki aylarda Anadolu'nun çeşitli bölgelerinin işgali için dayanak olarak kullanıldı. 24. madde ise Doğu Anadolu'daki altı vilayette (Vilâyât-ı Sitte) karışıklık çıkması hâlinde buraların işgal edilebileceğini öngörüyordu.
Demiryolları, telgraf ve telsiz istasyonları İtilaf denetimine girecekti. Hicaz, Yemen, Suriye ve Irak'taki Osmanlı garnizonları en yakın İtilaf komutanlarına teslim olacaktı. Kafkasya'daki Osmanlı birlikleri de savaş öncesi sınırlara çekilecekti. Mondros Koyu'nu gösteren 1915 tarihli suluboyaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Herbert Hillier. Dosya sayfası
Mütarekenin hemen ardından
Mütareke, 31 Ekim 1918 öğle saatlerinde yürürlüğe girdi. İttihat ve Terakki'nin önde gelen liderleri Talat, Enver ve Cemal Paşalar, 1–2 Kasım gecesi bir Alman gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı. 13 Kasım 1918'de İtilaf donanması Boğaz'dan geçerek İstanbul önlerine demirledi. Bu, şehrin fiilî işgalinin başlangıcıydı.
Mütareke sırasında Yıldırım Ordular Grubu komutanı olan Mustafa Kemal Paşa, maddelerin muğlaklığına ve özellikle İskenderun'un teslimine itiraz etti. Ordunun terhisinin ve silahların teslim edilmesinin ağır sonuçlar doğuracağını hükümete bildiren telgraflar çekti. Kısa süre sonra komutası kaldırıldı ve İstanbul'a döndü.
Neden Mondros?
Limni Adası'ndaki Mondros Limanı, savaş boyunca İtilaf donanmasının Ege'deki en önemli üssüydü. 1915'te Çanakkale harekâtı için toplanan gemiler ve birlikler burada hazırlanmış, yaralılar buradaki hastanelere taşınmıştı. Limanın geniş ve korunaklı yapısı, büyük zırhlıların güvenle demirlemesine imkân veriyordu.
Mütarekenin burada, Çanakkale'de geri çekilmek zorunda kalan bir filonun eski üssünde imzalanması, dönemin gözlemcileri için de sembolik bir anlam taşıyordu. Üç yıl önce Boğaz'ı geçemeyen donanma, şimdi bir ateşkes metniyle Boğaz'ın kapılarını açtırıyordu. Agamemnon'un kendisi de Çanakkale'deki bombardımanlara katılmış bir gemiydi.
Mondros'tan Sevr'e ve Millî Mücadele'ye
Mondros, bir barış antlaşması değil, bir ateşkesti. Ancak maddelerinin geniş yorumlanması, Osmanlı Devleti'ni savunma imkânından büyük ölçüde yoksun bıraktı. 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusunun İzmir'e çıkışı, bu sürecin en sarsıcı aşamasıydı. MustafaKemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmasıyla başlayan Millî Mücadele, mütarekenin yarattığı bu durumu reddeden bir hareket olarak gelişti. 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması ise Ankara tarafından hiç tanınmadı. 1 Ocak 1919 tarihli Avrupa ve Yakın Doğu siyasi haritasıGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Marcus Vlasov. Dosya sayfası
Mondros Mütarekesi'nin asıl ağırlığı, açık hükümlerinden çok muğlak ifadelerinde yatıyordu. Bir stratejik nokta tanımı yapmadan işgal hakkı veren 7. madde ve altı vilayeti hedef alan 24. madde, İtilaf Devletleri'ne neredeyse sınırsız bir hareket alanı tanıdı. Osmanlı heyeti, sözlü güvencelere güvendi; ancak bu güvenceler, yazılı metin karşısında hiçbir şey ifade etmedi.
Mütareke, aynı zamanda dört yıllık bir savaşın yorgunluğunu da yansıtıyordu. Cepheler çökmüş, müttefikler çekilmiş ve devletin pazarlık gücü kalmamıştı. Bu koşullarda heyetin elde edebileceği kazanımlar zaten sınırlıydı. Yine de Rauf Bey'in kamuoyuna çizdiği iyimser tablo, kısa sürede yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı.
Bugün Mondros, çoğu zaman Millî Mücadele'nin başlangıç noktası olarak anılır. Bu yaklaşım yerindedir; çünkü işgallerin ve terhislerin yarattığı tepki, Anadolu'daki direnişin zeminini hazırladı. Agamemnon'un güvertesinde imzalanan metin, bir imparatorluğun savaşını bitirdi, ama yeni bir mücadelenin de kapısını araladı. Bu yüzden mütarekeyi okurken yalnızca maddelerine değil, o maddelerin Anadolu'da nasıl uygulandığına ve hangi tepkileri doğurduğuna da bakmak gerekir.