İçeriğe geç
Giriş yap
0

Yavuz ve Midilli (1914–1918): Goeben ile Breslau'nun Çanakkale'ye kaçışı ve Karadeniz baskını

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
10 Ağustos 1914 akşamı, iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı'nın girişine geldi. Bunlar, Alman Akdeniz Filosu'nun muharebe kruvazörü Goeben ve hafif kruvazörü Breslau'ydu. Gemiler, İngiliz donanmasının takibinden kaçarak Osmanlı sularına sığınmıştı. Birkaç gün sonra Osmanlı hükümeti, gemileri Almanya'dan "satın aldığını" ilan etti. Goeben "Yavuz Sultan Selim", Breslau ise "Midilli" adını aldı. Bu iki gemi, Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girişinde belirleyici bir rol oynadı.

Bu yazıda gemilerin Akdeniz'den kaçışını, Osmanlı'ya devredilmesinin arka planını, Karadeniz baskınını, savaş yıllarındaki hizmetlerini ve Yavuz'un Cumhuriyet dönemindeki uzun hayatını anlatıyoruz.
Alman savaş gemileri Goeben ve Breslau
Alman savaş gemileri Goeben ve BreslauGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Willy Stöwer. Dosya sayfası

El konulan zırhlılar

Gemilerin hikâyesini anlamak için birkaç ay geriye gitmek gerekir. Osmanlı hükümeti, Balkan Savaşları'ndan sonra donanmasını güçlendirmek için İngiltere'deki tersanelerde iki büyük zırhlı sipariş etmişti: Sultan Osman-ı Evvel ve Reşadiye. Bu gemilerin parasının bir kısmı, halktan toplanan bağışlarla karşılanmıştı. Osmanlı Donanma Cemiyeti, imparatorluğun her yerinde bağış kampanyaları düzenlemiş; kadınlar takılarını, çocuklar harçlıklarını bağışlamıştı.

Ancak Ağustos 1914'ün başında, savaşın başlamasıyla birlikte İngiltere, bu iki zırhlıya el koydu. Gemiler, İngiliz donanmasına "Agincourt" ve "Erin" adlarıyla katıldı. Bu karar, Osmanlı kamuoyunda büyük bir öfkeye yol açtı. Halkın bağışlarıyla yaptırılan gemilerin elden çıkması, İngiltere'ye karşı derin bir güvensizlik yarattı.
Ek bilgi
İngiltere'nin zırhlılara el koyma kararı, Osmanlı ile Almanya arasındaki gizli ittifak antlaşmasının imzalandığı 2 Ağustos 1914 ile hemen hemen aynı günlere denk gelir. Tarihçiler, bu iki olayın birbirinden bağımsız olarak geliştiğini, ancak birlikte Osmanlı'nın Almanya'ya yakınlaşmasını hızlandırdığını belirtir.

Akdeniz'den kaçış

Savaş başladığında Goeben ve Breslau, Amiral Wilhelm Souchon komutasında Akdeniz'deydi. 4 Ağustos'ta gemiler, Cezayir kıyısındaki Fransız limanlarını bombaladı. Ardından İngiliz donanmasının takibinden kaçmak için doğuya yöneldi. İngiliz gemileri Goeben'i bir süre izledi, ancak yakalayamadı. Messina'da kömür ikmali yapan Alman gemileri, Ege Denizi'ne geçti.

Souchon, Berlin'den İstanbul'a gitme emri aldı. 10 Ağustos'ta gemiler Çanakkale Boğazı'na ulaştı. Osmanlı hükümeti, gemilerin boğazdan geçmesine izin verdi. Bu karar, Osmanlı'nın tarafsızlığını ciddi biçimde tehlikeye atıyordu; çünkü savaşan bir devletin gemilerinin tarafsız bir ülkenin sularına sığınması uluslararası hukukta sorunlu bir durumdu.
Osmanlı'ya devredilerek Yavuz adını alan Goeben zırhlısı
Osmanlı'ya devredilerek Yavuz adını alan Goeben zırhlısıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Wilhelm Malchin. Dosya sayfası

"Satın alma"

Bu sorunu çözmek için Osmanlı hükümeti, 16 Ağustos 1914'te gemilerin Almanya'dan satın alındığını ilan etti. Gemilere yeni adlar verildi ve Osmanlı sancağı çekildi. Alman denizcilere fes giydirildi. Ancak gemilerin mürettebatı ve komutanları Alman olmaya devam etti. Amiral Souchon, kısa süre sonra Osmanlı donanmasının komutanlığına getirildi.

Bu "satın alma", Osmanlı kamuoyunda İngiltere'nin el koyduğu zırhlıların yerine geçen bir kazanç olarak sunuldu. Halk, yeni gemileri büyük bir sevinçle karşıladı. Yavuz, Osmanlı donanmasının en güçlü gemisi oldu ve Karadeniz'de Rus donanmasına karşı önemli bir üstünlük sağladı.
Dikkat: yanlış bilinen
Gemilerin "satın alınması"nın gerçek bir satış mı yoksa biçimsel bir işlem mi olduğu tartışmalıdır. Kaynaklarda bir satış bedelinin ödenip ödenmediği konusunda kaynaklar açık bir yanıt vermez. Gemilerin Alman mürettebatı ve komutanı ile hizmet vermeye devam etmesi, işlemin büyük ölçüde siyasi bir çözüm olduğunu düşündürür. Bazı tarihçiler bu durumu Osmanlı'nın savaşa girişinin örtülü bir başlangıcı olarak değerlendirir.

Karadeniz baskını

29 Ekim 1914 sabahı, Yavuz, Midilli ve diğer Osmanlı gemileri, Karadeniz'deki Rus limanlarına saldırdı. Sivastopol, Odessa, Novorossiysk ve Feodosya bombalandı. Saldırı, Amiral Souchon'un komutasında gerçekleştirildi. Bu baskın, Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na fiilen girmesi anlamına geliyordu. Rusya, 2 Kasım 1914'te Osmanlı'ya savaş ilan etti; İngiltere ve Fransa da birkaç gün içinde onu izledi.

Baskının kararının nasıl alındığı da tartışmalıdır. Hükümet içindeki bazı nazırlar, savaşa girme kararından haberdar değildi ve olayın ardından istifa etti. Maliye Nazırı Cavid Bey, istifa eden nazırlar arasındaydı.
Goeben'in top taretlerinden biri
Goeben'in top taretlerinden biriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Savaş yıllarında Yavuz ve Midilli

Savaş boyunca Yavuz ve Midilli, Karadeniz'de Rus donanmasıyla birçok kez çatıştı. Yavuz, bu çatışmalarda birkaç kez hasar gördü, ancak her seferinde onarılarak hizmete döndü. Gemiler, Karadeniz'deki Osmanlı deniz ulaşımını korumak ve Rus kıyılarına baskınlar yapmak için kullanıldı.

20 Ocak 1918'de Yavuz ve Midilli, Çanakkale Boğazı'ndan çıkarak İmroz Adası yakınlarındaki İngiliz gemilerine saldırdı. Bu saldırı sırasında Midilli, bir mayın tarlasına girerek battı. Yavuz da mayınlara çarparak ağır hasar gördü ve Nara Burnu'nda karaya oturdu. Günlerce süren İngiliz hava saldırılarına rağmen gemi kurtarıldı ve İstanbul'a getirildi.

Gemilerin Alman mürettebatı

Yavuz ve Midilli'nin Alman mürettebatı, savaş boyunca gemilerde görev yapmaya devam etti. Zamanla Osmanlı denizcileri de bu gemilerde eğitim almaya başladı. Alman subaylar, Osmanlı donanmasının diğer gemilerinde de komuta görevleri üstlendi. Bu durum, Osmanlı deniz subayları arasında zaman zaman hoşnutsuzluğa yol açtı; ancak aynı zamanda modern bir donanmanın işleyişini öğrenmek için de bir fırsat oldu. Savaşın sonunda Alman denizciler ülkelerine döndü ve gemiler tamamen Osmanlı denizcilerine kaldı.

Cumhuriyet döneminde Yavuz

Savaştan sonra Yavuz, uzun süre İzmit Körfezi'nde bakımsız kaldı. 1920'lerin sonunda bir Fransız firması tarafından onarıldı ve yeniden hizmete girdi. Cumhuriyet donanmasının amiral gemisi oldu. Kasım 1938'de Atatürk'ün naaşını İstanbul'dan İzmit'e taşıyan törenlerde de görev yaptı. Yavuz, 1950'de hizmetten çıkarıldı ve 1970'lerde sökülerek hurdaya ayrıldı. Böylece dünyada son hizmet veren muharebe kruvazörlerinden biri olarak tarihe geçti.
Tarih notu
Kronoloji
1911–1914: Sultan Osman-ı Evvel ve Reşadiye zırhlılarının sipariş edilmesi
2 Ağustos 1914: Osmanlı–Alman gizli ittifak antlaşması
Ağustos 1914 başı: İngiltere'nin zırhlılara el koyması
4 Ağustos 1914: Goeben ve Breslau'nun Cezayir kıyılarını bombalaması
10 Ağustos 1914: Gemilerin Çanakkale'ye ulaşması
16 Ağustos 1914: "Satın alma"nın ilanı
29 Ekim 1914: Karadeniz baskını
2 Kasım 1914: Rusya'nın savaş ilanı
20 Ocak 1918: İmroz baskını ve Midilli'nin batması
1950: Yavuz'un hizmetten çıkarılması

İki geminin bir imparatorluğun kaderini değiştirmesi

Yavuz ve Midilli'nin hikâyesi, küçük görünen olayların büyük sonuçlar doğurabileceğini gösterir. İki Alman gemisinin İngiliz donanmasından kaçarak Çanakkale'ye sığınması, Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girişini hızlandıran en önemli olaylardan biri oldu. Gemilerin "satın alınması", tarafsızlık görüntüsünü korumaya yönelik bir çözümdü, ancak bu çözüm uzun sürmedi.

Hikâyenin bir diğer önemli yanı, halkın duygularıdır. İngiltere'nin halkın bağışlarıyla yaptırılan zırhlılara el koyması, Osmanlı kamuoyunda derin bir öfkeye yol açtı. Yavuz ve Midilli'nin gelişi, bu öfkeyi bir sevince dönüştürdü. Bu duygusal atmosfer, savaşa giriş kararının kamuoyunda nasıl karşılandığını anlamak için önemlidir.

Yavuz'un Cumhuriyet dönemindeki uzun hizmeti ise geminin hikâyesine farklı bir boyut katar. Bir Alman muharebe kruvazörü olarak başlayan hayatı, Türk donanmasının amiral gemisi olarak devam etti ve 1938'de Atatürk'ün cenaze törenlerinde de görev aldı. Bu gemi, iki farklı dönemi ve iki farklı devleti birbirine bağlayan eşsiz bir tarihî tanık olarak hatırlanıyor. Geminin söküldüğü 1970'lerde bir müze olarak korunması için yapılan çağrıların sonuçsuz kalması ise bugün hâlâ üzüntüyle anılıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap