İçeriğe geç
Giriş yap
0

İttihat ve Terakki Cemiyeti (1889–1918): Askerî Tıbbiye'deki gizli örgütten iktidar partisine

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun son otuz yılında siyasete yön veren en önemli örgüttür. 1889'da İstanbul'daki Askerî Tıbbiye'nin birkaç öğrencisi tarafından gizli bir cemiyet olarak kuruldu. Yirmi yıl içinde Avrupa'daki sürgün muhaliflerden Makedonya'daki genç subaylara kadar geniş bir ağa dönüştü. 1908'de Meşrutiyet'in yeniden ilanını sağladı, 1913'ten sonra devleti fiilen yönetti ve 1918'de Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgiyle dağıldı.

Bu yazıda cemiyetin kuruluşunu, Paris ve Selanik'teki örgütlenmesini, 1908 Devrimi'ni, iktidar yıllarını ve sonunu anlatıyoruz. İttihat ve Terakki hakkında Türkiye'de ve dünyada çok sayıda çalışma yapılmıştır; bu çalışmaların önemli bir kısmı, Osmanlı arşivinin yanı sıra İngiliz, Fransız ve Alman diplomatik arşivlerine dayanır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti merkez komitesi üyelerinin toplu fotoğrafı
İttihat ve Terakki Cemiyeti merkez komitesi üyelerinin toplu fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Boghos Tarkulian. Dosya sayfası

Askerî Tıbbiye'de bir gizli cemiyet

Cemiyetin kuruluş tarihi olarak 1889 yılı kabul edilir. Kurucular, İstanbul'daki Askerî Tıbbiye'nin öğrencileriydi: İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükûti ve Mehmed Reşid. Bu öğrenciler, II. Abdülhamid'in 1878'de meclisi kapatıp anayasayı askıya almasına karşı çıkıyor ve Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe girmesini istiyordu.

Cemiyetin ilk adı "İttihad-ı Osmanî" idi. Örgüt, İtalyan Carbonari örgütünden esinlenen hücre yapısıyla kuruldu; her üyenin yalnızca birkaç kişiyi tanıdığı küçük gruplardan oluşuyordu. Kısa sürede diğer askerî ve sivil okullara yayıldı. Ancak 1890'ların ortasında hükümet örgütün varlığını öğrendi ve pek çok üye tutuklandı ya da sürgüne gönderildi.

Paris'teki muhalefet ve Ahmed Rıza

Sürgündeki muhaliflerin önemli bir kısmı Paris'te toplandı. Burada öne çıkan isim, Paris'e eğitim için gönderilmiş ve orada kalmış olan Ahmed Rıza'ydı. Ahmed Rıza, Fransız filozof Auguste Comte'un pozitivist felsefesinden etkilenmişti ve cemiyetin adına "terakki" (ilerleme) kelimesinin eklenmesinde rol oynadı. 1895'te Paris'te yayımlanmaya başlayan Meşveret gazetesi, cemiyetin yayın organı oldu.

Paris'teki muhalifler kendi içinde bölündü. 1902'de toplanan Birinci Jön Türk Kongresi'nde, Prens Sabahaddin liderliğindeki grup, Osmanlı'daki reformlar için Avrupa devletlerinin desteğini almayı savunuyordu. Ahmed Rıza ise yabancı müdahaleye karşı çıkıyordu. Bu ayrılık, sonraki yıllarda merkeziyetçilik ile ademimerkeziyetçilik tartışmasına dönüştü.
Ek bilgi
"Jön Türk" adı, Avrupa basınının Osmanlı'daki anayasacı muhalefete verdiği bir addır. Fransızca "Jeunes Turcs" ifadesinden gelir. Bu ad, yalnızca İttihat ve Terakki'yi değil, II. Abdülhamid'e karşı çıkan bütün muhalif grupları kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Cemiyet üyeleri ise kendilerini genellikle "ittihatçı" ya da "fedai" olarak adlandırırdı.
1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanı sırasında toplanan kalabalık
1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanı sırasında toplanan kalabalıkGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Boghos Tarkulian. Dosya sayfası

Selanik ve Makedonya'daki subaylar

1906'da Selanik'te, posta memuru Mehmed Talât ve bazı genç subaylar tarafından "Osmanlı Hürriyet Cemiyeti" kuruldu. Bu cemiyet, 1907'de Paris'teki örgütle birleşti ve "Osmanlı Terakki ve İttihad Cemiyeti" adını aldı. Bu birleşme, cemiyetin ağırlık merkezinin Paris'ten Makedonya'ya kaymasını sağladı.

Makedonya, o yıllarda Bulgar, Yunan ve Sırp çeteleri ile Osmanlı ordusu arasında sürekli çatışmaların yaşandığı bir bölgeydi. Bölgede görev yapan genç subaylar, Avrupa devletlerinin Makedonya'ya müdahale etmesinden ve imparatorluğun parçalanmasından korkuyordu. Bu korku, onları anayasal bir yönetimin imparatorluğu kurtaracağı düşüncesine yöneltti.

1908 Devrimi

Temmuz 1908'de Resne'de Kolağası Niyazi Bey ve ardından Enver Bey, askerleriyle dağa çıktı. İsyan, Makedonya'daki diğer birliklere yayıldı. II. Abdülhamid, ayaklanmanın İstanbul'a ulaşmasından korkarak 23 Temmuz 1908'de Kanun-ı Esasi'yi yeniden yürürlüğe koyduğunu ilan etti. Bu olay, İkinci Meşrutiyet'in başlangıcı oldu.

Meşrutiyet'in ilanı, imparatorluğun her yerinde büyük bir coşkuyla karşılandı. Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Bulgarlar sokaklarda birlikte kutlamalar yaptı. Ancak bu coşku kısa sürdü. 1909'daki 31 Mart Olayı, cemiyetin iktidarını tehdit etti; Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girmesiyle ayaklanma bastırıldı ve II. Abdülhamid tahttan indirildi.
Dikkat: yanlış bilinen
İttihat ve Terakki'nin iktidar yılları, tarihçiler arasında en çok tartışılan konulardan biridir. Bazı tarihçiler cemiyeti, Osmanlı'yı modernleştirmeye çalışan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kadrolarını yetiştiren bir hareket olarak görür. Bazıları ise onu otoriter yönetimi, Birinci Dünya Savaşı'na girme kararı ve savaş yıllarında yaşanan toplu sürgün ve ölümler nedeniyle sert biçimde eleştirir. Her iki yaklaşım da kapsamlı belgelere dayanır.

Cemiyetin örgüt yapısı

İttihat ve Terakki, 1908'den sonra da yarı gizli bir örgüt olarak kaldı. Cemiyetin asıl karar organı, Selanik'te toplanan ve sonra İstanbul'a taşınan Merkez-i Umumi idi. Her vilayette ve sancakta cemiyetin "kâtib-i mesul" adı verilen temsilcileri bulunuyordu. Bu temsilciler, yerel yöneticilerin yanında önemli bir güç oldu. Cemiyet her yıl bir kongre toplayarak programını ve yönetimini belirliyordu.

Tek parti iktidarı ve Birinci Dünya Savaşı

1912'deki seçimler, hükümetin baskı yaptığı iddiaları nedeniyle "Sopalı Seçim" olarak anıldı. Aynı yıl Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na yakın subaylar hükümeti düşürdü. Ancak 23 Ocak 1913'teki Bab-ı Ali Baskını ile cemiyet iktidarı yeniden ele geçirdi. Haziran 1913'te sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesinden sonra muhalefet tasfiye edildi ve cemiyet tek başına iktidara geldi.

Bu dönemde devlet fiilen Talât Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'nın öne çıktığı bir yönetim tarafından yönetildi. Ekim 1914'te Osmanlı, Almanya'nın yanında Birinci Dünya Savaşı'na girdi. Savaşın sonunda, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'nden birkaç gün sonra cemiyetin önde gelen isimleri bir Alman gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı. Kasım 1918'deki son kongrede cemiyet kendini feshetti.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin amblemi
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin amblemiGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
1889: Askerî Tıbbiye'de İttihad-ı Osmanî'nin kuruluşu
1895: Meşveret gazetesinin Paris'te yayımlanmaya başlaması
1902: Birinci Jön Türk Kongresi
1906: Selanik'te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kuruluşu
1907: Paris ve Selanik örgütlerinin birleşmesi
23 Temmuz 1908: İkinci Meşrutiyet'in ilanı
Nisan 1909: 31 Mart Olayı ve II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi
1912: Sopalı Seçim
23 Ocak 1913: Bab-ı Ali Baskını
Ekim 1914: Birinci Dünya Savaşı'na giriş
Kasım 1918: Önde gelen isimlerin İstanbul'dan ayrılması ve cemiyetin feshi

Bir öğrenci cemiyetinin imparatorluğun kaderini belirlemesi

İttihat ve Terakki'nin hikâyesi, Askerî Tıbbiye'deki birkaç öğrencinin gizli toplantılarıyla başlayıp bir imparatorluğun son savaşıyla biten olağanüstü bir hikâyedir. Cemiyet, anayasal yönetim ve "ittihad-ı anasır" yani bütün Osmanlı halklarının birliği idealiyle yola çıktı. Ancak iktidara geldiğinde, sürekli savaşlar, toprak kayıpları ve iç çatışmalar nedeniyle giderek daha merkeziyetçi ve otoriter bir yönetime dönüştü.

Cemiyetin mirası bugün de tartışılıyor. Bir yanda eğitim, ekonomi ve kadın hakları gibi alanlarda yapılan reformlar ve Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının bu çevreden çıkması vardır. Öbür yanda Birinci Dünya Savaşı'na giriş kararı, savaş yıllarındaki toplu sürgünler ve ölümler, imparatorluğun dağılmasında üstlendiği sorumluluk vardır. Bu iki yönü birbirinden ayırmak mümkün değildir.

İttihat ve Terakki'yi anlamak için Osmanlı arşivinin yanı sıra İngiliz, Fransız ve Alman diplomatik arşivlerine de bakmak gerekir. Bu arşivler, cemiyetin dış dünyada nasıl algılandığını ve hangi kararların hangi baskılar altında alındığını gösterir. Cemiyetin otuz yıllık tarihi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminin hem umutlarını hem de felaketlerini kendi içinde taşır. Bu yüzden cemiyetin tarihi, tek bir hüküm yerine dikkatli ve çok kaynaklı bir okuma gerektirir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap