Tıphâne-i Âmire, Osmanlı İmparatorluğu'nda modern tıp eğitimi veren ilk okuldur. 14 Mart 1827'de PadişahII. Mahmud tarafından İstanbul'da açılan bu okul, Türkiye'deki tıp fakültelerinin kökeni olarak kabul edilir. Bugün Türkiye'de her yıl 14 Mart'ın "Tıp Bayramı" olarak kutlanmasının nedeni de bu okulun açılış tarihidir.
Tıphâne-i Âmire, zamanla Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne adını aldı ve Galatasaray'a taşındı. 20. yüzyılın başında ise Haydarpaşa'daki büyük binasına yerleşti. Bu yazıda Osmanlı'da modern tıp eğitiminin doğuşunu, okulun gelişimini, öğretim dilini, siyasi rolünü ve Haydarpaşa binasını anlatıyoruz. Haydarpaşa'daki eski Mekteb-i Tıbbiye binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Fikricoban (Uploads). Dosya sayfası
Eski tıp geleneği
Osmanlı'da modern tıp okulunun açılmasından önce de tıp eğitimi veriliyordu. Bu eğitim, darüşşifa adı verilen hastanelerde ve medreselerde yapılırdı. Süleymaniye Külliyesi'nde bir tıp medresesi bulunuyordu. Bu kurumlarda, İbn-i Sina gibi İslam dünyasının ünlü hekimlerinin eserleri okutulurdu. Saraydaki hekimlerin başına ise "hekimbaşı" denirdi.
Ancak 19. yüzyılın başında Avrupa'da tıp, büyük bir dönüşüm geçiriyordu. Anatomi, fizyoloji ve kimya gibi alanlardaki gelişmeler, tıbbın yeni bir bilim olarak şekillenmesini sağladı. Osmanlı'nın eski tıp geleneği, bu gelişmelerin gerisinde kaldı. Özellikle orduda yeterli sayıda eğitimli hekim bulunmaması, büyük bir sorundu.
Okulun açılışı
II. Mahmud, 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdıktan sonra yeni bir ordu kurdu. Bu ordunun ihtiyaç duyduğu hekimleri yetiştirmek için bir tıp okulu açılmasına karar verdi. Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin önerisiyle, 14 Mart 1827'de İstanbul'un Şehzadebaşı semtindeki bir konakta Tıphâne-i Âmire açıldı.
Okulun ilk yıllarında öğrenci sayısı azdı. Ders programında tıbbın yanı sıra Arapça, Fransızca ve genel bilgiler de vardı. 1832'de cerrah yetiştirmek amacıyla ayrı bir okul olan Cerrahhâne-i Âmire açıldı. Bu iki okul, daha sonra birleştirildi. 1903 tarihli bir Gülhane Seririyatı fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Galatasaray dönemi
1838'de Tıphâne ve Cerrahhâne birleştirilerek Galatasaray'daki binaya taşındı. Okul, bu dönemde "Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne" adını aldı. II. Mahmud, 1839'da okulu ziyaret etti ve öğrencilere bir konuşma yaptı. Bu konuşmada padişah, öğrencilerin Fransızca öğrenmesinin önemini vurguladı; çünkü dönemin modern tıp kitaplarının çoğu Fransızca yazılmıştı.
Galatasaray döneminde okula Avrupalı hocalar getirildi. Bunlardan biri, Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard'dı. Bernard, okulun eğitim programını düzenledi ve Avrupa tıbbını Osmanlı'ya tanıttı. Okulda kadavra üzerinde anatomi dersleri verilmeye başlandı. Bu, Osmanlı'da önemli bir yenilikti.
Ek bilgi
Tıbbiye'de uzun yıllar boyunca dersler Fransızca okutuldu. Bu durum, öğrencilerin Fransızca öğrenmek zorunda kalmasına neden oldu. 1867'de sivil hekim yetiştirmek için kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'de ise dersler Türkçe verildi. Bu okul, Türkçe tıp terimlerinin oluşmasında önemli bir rol oynadı.
Tıbbiye ve siyaset
Mekteb-i Tıbbiye, yalnızca bir tıp okulu değil, aynı zamanda siyasi fikirlerin geliştiği bir merkezdi. Avrupa'dan gelen yeni fikirler, Fransızca okuyan öğrenciler arasında hızla yayıldı. II. Abdülhamid döneminde Tıbbiye öğrencileri, muhalif fikirlerin en önemli savunucuları arasında yer aldı.
1889'da Tıbbiye öğrencileri olan İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükûti ve Mehmed Reşid, gizli bir cemiyet kurdular. "İttihad-ı Osmanî" adını taşıyan bu cemiyet, daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne dönüştü. Bu cemiyet, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanında ve sonraki yıllarda Osmanlı siyasetinde belirleyici bir rol oynadı. Haydarpaşa'daki eski Tıbbiye binasının bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, No restrictions, yazar: SALTOnline. Dosya sayfası
Haydarpaşa binası
20. yüzyılın başında Tıbbiye için yeni ve büyük bir bina inşa edildi. Haydarpaşa'da yapılan bu bina, mimarlar Alexandre Vallaury ve Raimondo D'Aronco tarafından tasarlandı. Bina, 1903'te kullanıma açıldı. Osmanlı'nın en büyük eğitim binalarından biri olan bu yapı, iki kuleli cephesiyle Haydarpaşa'nın simgelerinden biri oldu.
1909'da askerî ve sivil tıp okulları birleştirilerek tek bir okul hâline getirildi. Bu okul, Darülfünun'un bir parçası oldu. Cumhuriyet döneminde, 1933 üniversite reformuyla tıp fakültesi Haydarpaşa'dan ayrıldı. Bina, bugün Marmara Üniversitesi'nin Haydarpaşa Kampüsü olarak kullanılıyor.
Dikkat: yanlış bilinen
14 Mart'ın Tıp Bayramı olarak kutlanmasının kökeni, 1919'da İstanbul'un işgali sırasında Tıbbiye öğrencilerinin düzenlediği bir toplantıya dayanır. Bu toplantıda öğrenciler, okulun kuruluş yıl dönümünü kutlayarak işgale karşı bir duruş sergilediler. Ancak okulun kesin açılış tarihi konusunda bazı kaynaklarda farklılıklar görülür; 14 Mart tarihi, bu kutlamayla birlikte yerleşmiştir.
Gülhane Seririyatı
Tıbbiye'nin gelişiminde bir başka önemli adım, 1898'de açılan Gülhane Seririyatı'dır. Bu kurum, tıp okulunu bitiren genç hekimlerin uygulamalı eğitim gördüğü bir hastane ve okuldu. Gülhane'nin kuruluşunda Alman hekimler Robert Rieder ve Georg Deycke görev aldı. Rieder, Gülhane'de cerrahi bölümünü yönetti ve Osmanlı hekimlerine modern cerrahi yöntemlerini öğretti. Gülhane, kısa sürede imparatorluğun en iyi donanımlı hastanelerinden biri oldu. Bu kurum, bugün de askerî tıbbın önemli merkezlerinden biri olarak anılır ve Alman tıp geleneğinin Osmanlı'ya taşındığı ilk büyük örneklerden biri sayılır.
Avrupalı hekimlerin gözünden
Osmanlı'daki tıp eğitimi, Avrupalı hekimlerin de dikkatini çekti. Bernard gibi Osmanlı'da çalışan Avrupalı hekimler, okulun gelişimini Avrupa tıp dergilerinde anlattı. Bu yazılar, Osmanlı'nın modern tıbbı benimseme sürecini Avrupa'ya tanıttı. Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a gelen İngiliz ve Fransız hekimler de Osmanlı hastanelerini ve tıp eğitimini gözlemledi.
Tarih notu
Kronoloji 14 Mart 1827: Tıphâne-i Âmire'nin açılışı 1832: Cerrahhâne-i Âmire'nin açılışı 1838: Galatasaray'a taşınma ve Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne adı 1867: Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'nin kuruluşu 1889: İttihad-ı Osmanî Cemiyeti'nin kuruluşu 1903: Haydarpaşa binasının açılışı 1909: Askerî ve sivil tıp okullarının birleşmesi 1919: İlk 14 Mart kutlaması 1933: Üniversite reformu
Hekim yetiştiren, fikir doğuran okul
Tıphâne-i Âmire'nin açılışı, Osmanlı'da modern bilimin kurumsallaşmasının en önemli adımlarından biridir. Bir orduya hekim yetiştirmek amacıyla açılan bu okul, zamanla bir imparatorluğun sağlık sistemini dönüştürdü. Bugünkü Türk tıbbının kökleri, bu okula dayanır.
Ancak Tıbbiye'nin önemi yalnızca tıpla sınırlı değildir. Fransızca okuyan öğrenciler, Avrupa'daki yeni fikirlerle tanıştı ve bu fikirleri Osmanlı'ya taşıdı. İttihad-ı Osmanî'nin bu okulda kurulması, Tıbbiye'nin Osmanlı'nın son dönem siyasetindeki rolünü gösterir. Bir tıp okulunun bir siyasi hareketin doğduğu yer olması, eğitimin öngörülemeyen sonuçlarına işaret eder.
Bugün Haydarpaşa'daki iki kuleli bina, bu uzun tarihin tanığı olarak ayakta duruyor. Her yıl 14 Mart'ta kutlanan Tıp Bayramı, 1827'deki küçük okulun ve 1919'daki öğrencilerin hatırasını yaşatıyor. Bir konakta başlayan eğitim, bugün ülkenin dört bir yanındaki tıp fakültelerine uzanan bir geleneğe dönüştü. Bu dönüşüm, bir kurumun ne kadar uzun bir gölge bırakabileceğini gösteriyor. Tıbbiye'nin hikâyesi, ders kitaplarının dilinden öğrencilerin siyasi tercihlerine kadar, modernleşmenin bütün çelişkilerini tek bir binada toplar. Bu yüzden onu yalnızca bir okul olarak değil, bir dönemin laboratuvarı olarak da okumak mümkündür.