İçeriğe geç
Giriş yap
0

Grace Ellison (1880-1935): Harem kitabından "An Englishwoman in Angora"ya bir İngiliz gazeteci

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Gravesend'den İstanbul'a

Grace Mary Ellison 13 Mayıs 1880'de İngiltere'nin Kent bölgesindeki Gravesend kasabasında doğdu. Babası denizci bir kaptandı. Ellison, sonraki yıllarda seyahat merakını babasının Hindistan yolculuklarına dair anlattığı hikâyelere bağlayacaktı. Rochester'daki bir kız okulunda, ardından Fransa'da ve Almanya'daki Halle Üniversitesi'nde okudu. Birkaç dil bilmesi, onu Avrupa'nın farklı köşelerinde çalışabilecek bir gazeteci yaptı.

Ellison'ın gazetecilik hayatının en sürekli konusu Türkiye oldu. 1907'de Lahey'deki İkinci Barış Konferansı'nı izledi, bir İngiliz dergisinin Avrupa muhabirliğini yaptı. Ama asıl ilgisi Osmanlı toplumuna, özellikle de Osmanlı kadınlarının hayatına yönelikti.
İngiliz gazeteci Grace Ellison
İngiliz gazeteci Grace EllisonGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 13 Mayıs 1880 Gravesend'de doğum; 1905 Hatice Zennur ve Nuriye Nur-el-Nisa ile tanışma; 1908-1909 ve 1912-1913 Türkiye yolculukları ve Daily Telegraph yazıları; 1913 Zeyneb Hanoum ve Melek Hanoum kitapları; 1914 Fransız Bayrağı Hemşire Birliği'nin kuruluşu; 1915 An Englishwoman in a Turkish Harem; 1922 Kurtuluş Savaşı'nı izlemek için Türkiye'ye dönüş; 1923 An Englishwoman in Angora; 1927 Ankara yazıları; 1928 Turkey To-day; 3 Ekim 1935 Berlin'de ölüm.

İki kız kardeş ve iki kitap

1905'te Ellison, İstanbul'dan iki kız kardeşle tanıştı: Hatice Zennur ve Nuriye Nur-el-Nisa. Bu dostluk, Ellison'ın Osmanlı kadınlarının hayatına dair yazılarının çıkış noktası oldu. İki kardeş daha sonra Avrupa'ya gitti ve Ellison onlarla birlikte İngilizce kitaplar hazırladı. Kardeşlerin takma adlarıyla yayımlanan bu kitaplardan biri, Zeyneb Hanoum adıyla çıkan ve bir Türk kadınının Avrupa izlenimlerini anlatan hatıra kitabıydı. Öbürü, Melek Hanoum adıyla yayımlanan ve Sultan Abdülhamid'in bir kızının hayatını anlatan bir romandı. Her iki kitap da 1913'te yayımlandı.

Bu kitaplar, Batılı okurun Osmanlı kadınına dair önyargılarını sarsmayı amaçlıyordu. Avrupa'da "harem" kelimesi çoğu zaman egzotik ve gerçekle bağı zayıf hayallerle anılıyordu. Ellison ve iki kardeş, Osmanlı kadınının eğitim isteğini, Avrupa'ya bakışını ve kendi toplumundaki değişim arayışını anlatmaya çalıştı.

Daily Telegraph muhabiri

Ellison 1908-1909 ve 1912-1913 yıllarında Türkiye'de bulundu ve Daily Telegraph için yazılar yazdı. Bu yıllar, İkinci Meşrutiyet'in ilanından Balkan Savaşları'na uzanan çalkantılı bir dönemdi. Ellison, İstanbul'daki yükseköğretim kurumlarında kadın öğrencilerin derslere katılabilmesi için çaba gösterdi. Osmanlı kadınları adına yaptığı çalışmalar nedeniyle ona Şefkat Nişanı verildi. Şefkat Nişanı, Osmanlı Devleti'nin özellikle hayır işlerinde ve kadınlara yönelik hizmetlerde emeği geçenlere verdiği bir nişandı.

1915'te yayımlanan An Englishwoman in a Turkish Harem, yani "Türk Hareminde Bir İngiliz Kadın" adlı kitabı, Ellison'ın Osmanlı ailelerinin evlerinde konuk olarak geçirdiği günleri anlatıyordu. Kitabın adı Avrupa okurunun merakını çekmek için seçilmişti, ama içeriği harem hakkındaki egzotik hayalleri yıkmaya yönelikti.
Ankara'nın genel görünümü, 1920'ler
Ankara'nın genel görünümü, 1920'lerGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Gadmer Frédéric. Dosya sayfası

Savaş yıllarında bir hemşire birliği

Birinci Dünya Savaşı başladığında Ellison bambaşka bir alanda çalışmaya başladı. Fransız ordusunun sağlık hizmetleri, savaşın ilk aylarında gelen büyük yaralı akını karşısında yetersiz kalıyordu. Ellison, kendisi hemşire olmadığı halde, Fransız makamlarına giderek eğitimli İngiliz hemşireler sağlamayı önerdi. Bu hemşireler gönüllü değil, Fransa tarafından ücreti ödenen profesyoneller olacaktı. Öneri kabul edildi.

Ellison, tanınmış hemşire Ethel Gordon Fenwick ile birlikte French Flag Nursing Corps, yani Fransız Bayrağı Hemşire Birliği'ni kurdu. Birlik, İngiltere'den ve İngiliz İmparatorluğu'nun Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerinden gelen deneyimli hemşireleri Fransız askerî sağlık hizmetiyle buluşturdu. Ellison birlik için konferanslar verdi ve para topladı. Birlik daha sonra Fransız Kızılhaçı'nın bir programı haline geldi. Ellison 1917'de ağır hastalandı ve aylarca Bordeaux'daki bir hastanede kaldı. Fransız hükümeti onu savaş yıllarındaki hizmetleri nedeniyle ödüllendirdi.
Ek bilgi
Savaştan sonra Ellison, Fransız Savaş Bakanlığı adına Amerika Birleşik Devletleri'nde konferanslar verdi ve Fransız hemşirelerin Amerikan hemşirelik okullarında eğitim alabilmesi için çalıştı. Eğitimli hemşirenin toplumun yeniden kuruluşunda en önemli unsurlardan biri olduğunu savunuyordu.

Ankara'ya yolculuk

1922'de Ellison, Kurtuluş Savaşı'nı izlemek için yeniden Türkiye'ye döndü. Bu kez yolu İstanbul'dan değil, Anadolu'nun ortasındaki küçük bir kasabadan, Ankara'dan geçiyordu. Ankara o yıllarda Avrupa basınında Angora adıyla anılıyordu ve Batılı okur için neredeyse bilinmeyen bir yerdi. Ellison, bu yolculuğunu 1923'te An Englishwoman in Angora, yani "Ankara'da Bir İngiliz Kadın" adıyla yayımladı.

Kitap, İngiltere'nin Türkiye ile savaş halinde olduğu yıllarda Ankara hükümetini yakından görmeye çalışan bir İngiliz gazetecinin gözlemlerini içeriyordu. İngiliz kamuoyunda Ankara hareketi çoğu zaman olumsuz bir dille anlatılıyordu. Ellison'ın kitabı, bu tablonun dışında bir bakış sunması bakımından dikkat çekti.
Fransız Bayrağı Hemşire Birliği, Rouen, 1914
Fransız Bayrağı Hemşire Birliği, Rouen, 1914Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

1927 ve Turkey To-day

Ellison 1927'de yeniden Ankara'ya geldi ve hızla değişen şehir üzerine yazılar yazdı. Beş yıl önce küçük bir Anadolu kasabası olarak gördüğü Ankara, artık yeni devletin başkentiydi; yeni binalar, bakanlıklar ve yollar yapılıyordu. Ellison'ın bu gözlemleri 1928'de yayımlanan Turkey To-day, yani "Bugünkü Türkiye" adlı kitabında yer aldı.

Ellison'ın Türkiye hakkındaki kitapları, aynı yazarın yirmi yıl boyunca aynı ülkeyi farklı dönemlerde gözlemlemesi bakımından ilginç bir dizi oluşturur. 1908'deki Meşrutiyet İstanbul'u, 1913'teki Balkan Savaşı İstanbul'u, 1922'deki savaş Ankara'sı ve 1927'deki başkent Ankara, aynı gözün farklı tanıklıklarıdır.
Dikkat: yanlış bilinen
Ellison'ın Osmanlı kadınlarıyla birlikte hazırladığı kitaplarda yazarların takma adları kullanılmıştır. Bu nedenle kitaplardaki anlatımın hangi bölümünün iki kardeşe, hangi bölümünün Ellison'a ait olduğu her zaman açık değildir. Bu kitaplar, birden fazla elden çıkmış metinler olarak okunmalıdır.

Kitaplarındaki geniş yelpaze

Ellison'ın kitapları yalnız Türkiye ile sınırlı değildi. 1915'te Türk hareminde geçen günlerini anlatan kitabın yanında, Fransız cephesindeki gözlemlerini anlatan An Englishwoman in the French Firing Line adlı kitabı da yayımlandı. 1920'de savaş sonrası işgal altındaki Almanya'yı anlatan bir kitap, 1924'te de kadınların toplumdaki yerini tartışan The Disadvantages of Being a Woman, yani "Kadın Olmanın Dezavantajları" adlı eseri çıktı. Kitap adlarındaki "An Englishwoman in..." kalıbı, Ellison'ın kendini sürekli olarak yabancı bir ülkeye giden bir İngiliz kadın tanığı olarak konumlandırdığını gösterir.

Ellison'ın Türkiye ile ilgili son büyük çalışması, 1930'da yayımlanan Mustafa Kemal biyografisiydi. Böylece Ellison, Osmanlı kadınlarıyla başlayan Türkiye ilgisini Cumhuriyet'in kurucusunun hayatına uzanan bir çizgide tamamlamış oldu. Londra'daki Ulusal Portre Galerisi, Ellison'ın 1928'de çekilmiş bir fotoğrafını koleksiyonunda bulundurmaktadır.

Son yılları

Ellison sonraki yıllarda Balkanlar'a da yöneldi; 1933'te Yugoslavya üzerine bir kitap yayımladı. 1923'te Yunan prensi Nikolaos'un hatıralarının yayımlanmasında yer aldı, 1934'te de Prenses Marina'nın hayatını anlatan bir kitap yazdı. Grace Ellison 3 Ekim 1935'te, 55 yaşında Berlin'de öldü.

Bir aracı gazeteci

Grace Ellison, yirminci yüzyılın başında Türkiye ile İngiliz okuru arasında aracılık yapan az sayıdaki kadın gazeteciden biridir. Önce Osmanlı kadınlarının sesini Avrupa'ya taşımaya çalıştı, sonra Kurtuluş Savaşı'nın Ankara'sını ve Cumhuriyet'in başkentini yazdı. İngiltere ile Türkiye'nin karşı cephelerde yer aldığı yıllarda bile Türkiye'ye ilgisini kaybetmedi. Kitapları bugün, dönemin Türk toplumunu bir yabancı gözüyle anlatan tanıklıklar olarak okunur.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap