İçeriğe geç
Giriş yap
0

Harem-i Hümayun teşkilatı: cariyeden valideye kademeler, Darüssaade ağası ve Bon'un anlatısı

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı sarayının Harem bölümü, Avrupa'da yüzyıllar boyunca hayal gücünü besleyen, gizemli ve abartılı hikâyelerin konusu oldu. Avrupalı ressamlar, haremi tembel ve süslü kadınların doldurduğu bir eğlence yeri olarak resmetti. Oysa Osmanlı arşiv belgeleri, haremin sıkı kuralları, maaş defterleri, kademeleri ve eğitim sistemiyle işleyen bir kurum olduğunu gösterir. Harem, padişahın ailesinin yaşadığı, hanedanın devamının sağlandığı ve sarayın kadın çalışanlarının yetiştirildiği bir yerdi. Bu yazıda Harem-i Hümayun'un teşkilatını, cariyelerin kademelerini, valide sultanın ve Darüssaade ağasının rolünü ve Avrupalı gözlemcilerin haremi nasıl anlattığını ele alıyoruz.
Topkapı Sarayı Harem bölümünden bir görünüm
Topkapı Sarayı Harem bölümünden bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Yair Haklai. Dosya sayfası

Haremin Topkapı'ya taşınması

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra önce bugünkü Beyazıt'taki Eski Saray'ı, ardından Topkapı Sarayı'nı yaptırdı. Başlangıçta padişahın ailesi, yani annesi, eşleri ve çocukları, Eski Saray'da yaşıyordu. Topkapı Sarayı ise devlet işlerinin yürütüldüğü ve padişahın yaşadığı yerdi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Hürrem Sultan'ın Topkapı'ya taşınmasıyla değişim başladı. III. Murad döneminde, yani 1574'ten sonra, Harem büyük ölçüde Topkapı'ya taşındı ve burada büyük bir genişletme yapıldı. Bu dönemden sonra Harem, sarayın siyasi hayatında daha etkili bir yer kazandı.

Cariyeler ve kademeler

Haremin kadın çalışanlarının büyük çoğunluğu, cariye olarak saraya getirilen genç kızlardı. Bu kızlar, savaş esirleri arasından ya da köle pazarlarından satın alınarak veya hediye olarak saraya getirilirdi. Kafkasya, Balkanlar ve Doğu Avrupa kökenli olanlar çoğunluktaydı. Saraya giren kızlar, önce acemi olarak adlandırılır ve eğitime alınırdı. Eğitimde İslam dininin esasları, Türkçe, okuma yazma, dikiş nakış, müzik ve saray adabı öğretilirdi.

Eğitimini tamamlayan kızlar, cariye ya da şagirt olarak görev alırdı. Zamanla yükselenler kalfa ve usta unvanlarını kazanırdı. Haremin en üst düzey kadın görevlisi, hazinedar usta ya da kethüda kadın idi. Her cariyenin bir maaşı vardı ve bu maaşlar düzenli olarak defterlere kaydedilirdi. Bu maaş defterleri, bugün Osmanlı arşivlerinde korunmaktadır ve haremin teşkilatı hakkında önemli bilgiler sunar.

Padişahın eşleri

Cariyelerden padişahın dikkatini çekenlere gözde, padişahla birlikte olanlara ikbal denirdi. Padişahtan çocuğu olan cariyeler ise kadın efendi ya da haseki unvanını alırdı. Kanuni'nin Hürrem Sultan ile resmî nikâh kıyması, bu geleneğin istisnalarından biriydi. Padişahların çoğu, cariyeleriyle evlenmezdi; ancak çocuklarının anneleri saraydaki statüleriyle önemli bir yer kazanırdı.
Ek bilgi
Cariyelerin büyük çoğunluğu, padişahla hiçbir zaman yakın ilişki kurmadı. Belirli bir süre hizmet ettikten sonra pek çoğu, çırağ edilerek, yani azat edilerek saraydan çıkarılır ve devlet adamlarıyla veya saray görevlileriyle evlendirilirdi. Bu evlilikler, sarayın devlet adamlarıyla bağlarını güçlendiren bir yol olarak da işlev görürdü.

Valide sultan

Haremin en güçlü kişisi, padişahın annesi olan valide sultan idi. Valide sultan, haremin yönetiminden sorumluydu ve padişah üzerinde büyük bir etkiye sahipti. 16. yüzyılın sonundan 17. yüzyılın ortasına kadar süren dönemde, valide sultanların ve hasekilerin siyasi etkisi o kadar arttı ki, bu döneme bazı tarihçiler tarafından "Kadınlar Saltanatı" adı verildi. Nurbanu Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan ve Turhan Sultan, bu dönemin en güçlü kadınları arasındaydı.
Topkapı Sarayı'nın Harem dairesinin iç mekânı
Topkapı Sarayı'nın Harem dairesinin iç mekânıGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Julian Lupyan. Dosya sayfası

Darüssaade ağası

Haremin güvenliğinden ve dış dünyayla ilişkisinden, harem ağaları olarak bilinen hadımlar sorumluydu. Bu ağaların başı, Darüssaade ağası ya da kızlar ağası olarak anılırdı. Darüssaade ağaları, genellikle Afrika kökenli hadımlardan seçilirdi. 16. yüzyılın sonlarından itibaren bu görev, sarayın en güçlü makamlarından biri hâline geldi. Darüssaade ağası, Mekke ve Medine'nin vakıflarını da yönetirdi ve bu görev ona büyük bir ekonomik güç sağlardı.

Venedikli Bon'un anlatısı

Haremi anlatan en eski Avrupa kaynaklarından biri, Venedik'in İstanbul'daki elçisi, yani balyozu Ottaviano Bon'un 17. yüzyılın başlarında yazdığı rapordur. Bon, Topkapı Sarayı'nın düzenini, harem ağalarını, cariyelerin eğitimini ve sarayın gündelik hayatını, saraydaki görevlilerden aldığı bilgilere dayanarak anlattı. Bon'un raporu, daha sonra İngilizceye çevrilerek yayımlandı ve Avrupa'da haremin tanınmasında etkili oldu.
Dikkat: yanlış bilinen
Avrupalı yazarların harem anlatıları, çoğu zaman doğrudan gözleme değil, ikinci elden bilgilere ve hayal gücüne dayanıyordu. Erkeklerin hareme girmesi yasak olduğu için, Avrupalı erkek gözlemcilerin harem hakkında anlattıkları büyük ölçüde başkalarından duyduklarına dayanıyordu. Bu nedenle bu anlatılar, Osmanlı arşiv belgeleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmelidir.

Arşiv belgeleri ve yeni araştırmalar

20. yüzyılın sonlarından itibaren tarihçiler, haremi Osmanlı arşiv belgeleri üzerinden yeniden incelemeye başladı. Amerikalı tarihçi Leslie Peirce'in 1993'te yayımlanan "The Imperial Harem" adlı kitabı, haremin siyasi rolünü ve valide sultanların gücünü belgelerle ortaya koydu. Bu çalışmalar, haremi Avrupa'nın hayal ürünü anlatılarından kurtararak bir devlet kurumu olarak ele aldı.

Haremin bütçesi ve kayıtları

Harem-i Hümayun'un harcamaları, devletin muhasebe defterlerinde düzenli olarak kaydedilirdi. Bu defterlerde, harem halkına verilen maaşlar, giyim ve yiyecek harcamaları, bayram ve düğün masrafları yer alır. Valide sultanın ve hasekilerin gelirleri, onlara tahsis edilen arpalık ve vakıf gelirlerinden sağlanırdı. Bu kayıtlar, haremin sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik birim olduğunu gösterir.

Avrupa'daki harem imgesi

Avrupa'da harem, uzun süre boyunca hayal gücünü kışkırtan bir konu oldu. 18. ve 19. yüzyılda Avrupalı ressamlar ve yazarlar, haremi egzotik ve şehvetli bir mekân olarak gösterdi. Bu ressamların büyük bir kısmı, haremi hiç görmemişti; çünkü harem, yabancı erkeklere kapalıydı. Ingres'in ve Gérôme'un harem ve hamam resimleri, bu hayali imgenin en tanınmış örnekleridir. Buna karşılık, 18. yüzyılda İstanbul'da yaşayan İngiliz elçisinin eşi Lady Mary Wortley Montagu, Osmanlı kadınlarıyla bizzat görüştükten sonra yazdığı mektuplarda, Avrupa'daki bu imgenin yanlış olduğunu belirtti. Tarihçi Leslie Peirce'in 1993'te yayımlanan "The Imperial Harem" adlı eseri, haremin siyasi rolünü belgelere dayanarak inceleyen önemli bir çalışmadır.
Topkapı Sarayı Harem'indeki Hünkâr Sofası'nda padişah tahtı
Topkapı Sarayı Harem'indeki Hünkâr Sofası'nda padişah tahtıGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Julian Lupyan. Dosya sayfası

Haremin sonu

19. yüzyılda padişahlar Dolmabahçe ve Yıldız saraylarına taşındığında, harem de onlarla birlikte bu saraylara taşındı. 1909'da II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra, haremdeki pek çok kadın saraydan çıkarıldı ve aileleri bulunanlar ailelerine teslim edildi. 1924'te hanedanın yurt dışına çıkarılmasıyla harem kurumu tamamen sona erdi. Bugün Topkapı Sarayı'nın Harem bölümü, ziyaretçilere açık bir müze olarak kullanılmaktadır.
Tarih notu
Kronoloji
15. yüzyıl: Eski Saray ve Topkapı Sarayı'nın yapılması
16. yüzyıl ortası: Hürrem Sultan'ın Topkapı'ya taşınması
1574 sonrası: III. Murad döneminde Harem'in Topkapı'da genişletilmesi
17. yüzyıl başı: Ottaviano Bon'un raporu
1856: Dolmabahçe Sarayı'na taşınma
1909: II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi
1924: Hanedanın yurt dışına çıkarılması
1993: Leslie Peirce'in "The Imperial Harem" kitabı

Hayal edilen harem ile belgelenen harem

Bize göre Harem, Avrupa'nın yüzyıllar boyunca hayal ettiği gizemli eğlence yerinden çok farklı bir kurumdu. Maaş defterleri, eğitim düzeni ve kademeleriyle Harem, sarayın kadın çalışanlarını yetiştiren ve hanedanın devamını sağlayan bir yapıydı. Valide sultanların ve Darüssaade ağalarının gücü ise, Osmanlı siyasetinin yalnızca Divan'da değil, sarayın iç dairelerinde de şekillendiğini gösterir.

Harem hakkındaki yaygın Avrupa tasavvuru, büyük ölçüde içeri girme imkânı olmayan yazarların, ressamların ve gezginlerin hayal gücüne dayanıyordu. Ottaviano Bon gibi gözlemcilerin anlatıları değerli olsa da, onlar da ikinci el bilgilere ve kulaktan dolma hikâyelere başvurmak zorundaydı. Osmanlı arşivlerindeki maaş defterleri, harcama kayıtları ve vakfiyeler ise çok farklı bir tablo çizer: kademeli bir eğitim düzeni, görev dağılımı ve sıkı kurallar. Haremde yetişen kadınların bir kısmı saray dışına evlendirilerek devlet adamlarıyla bağlar kurdu; bu da Harem'i siyasi bir ağın parçası yaptı. Valide sultanların vakıfları, camileri ve hayır kurumları, onların kamusal etkisinin somut izleridir. Harem'i anlamak, Osmanlı sarayında gücün nasıl paylaşıldığını ve aktarıldığını anlamak için vazgeçilmezdir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap