İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kadırga: Osmanlı Akdeniz donanmasının kürekli savaş gemisi ve Deniz Müzesi'ndeki son örnek

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Kadırga, Osmanlı donanmasının 15. yüzyıldan 17. yüzyılın sonlarına kadar en önemli savaş gemisiydi. Kürekle yürütülen, uzun ve dar gövdeli bu gemiler, Akdeniz'in sakin sularında hızlı manevra yapabilmeleriyle öne çıkıyordu. Kadırgalar, yelkenle de seyredebiliyordu; ancak savaşta asıl güçlerini küreklerden alıyordu. Osmanlı donanmasının büyük deniz zaferleri, kadırgalardan oluşan filolarla kazanıldı.

Kadırga, yalnızca Osmanlı'ya özgü bir gemi değildi. Venedik, Cenova, İspanya ve Malta şövalyeleri gibi Akdeniz'in bütün denizci güçleri kadırga kullanıyordu. Ancak bugün dünyada orijinal hâliyle günümüze ulaşmış tek kadırganın İstanbul'daki Deniz Müzesi'nde bulunması, bu gemiyi Türk denizcilik tarihi açısından ayrıca önemli kılıyor. Bu yazıda kadırgaların yapısını, mürettebatını, büyük deniz savaşlarındaki rolünü ve müzedeki son örneği anlatıyoruz.
İstanbul Deniz Müzesi'ndeki Tarihi Kadırga
İstanbul Deniz Müzesi'ndeki Tarihi KadırgaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Gemi nasıl yapılmıştı?

Bir kadırga, genellikle kırk ile elli metre uzunluğunda, beş ile altı metre genişliğinde bir gemiydi. Gövdesi alçak ve dardı. Bu yapı, geminin suda hızlı ilerlemesini sağlıyordu; ancak açık denizde, dalgalı havalarda kadırgaları savunmasız bırakıyordu. Bu nedenle kadırgalar genellikle kıyıya yakın seyreder, kışın limanlara çekilirdi.

Kadırgaların her iki yanında, kürekçilerin oturduğu sıralar bulunurdu. Bu sıralara "oturak" denirdi. Tipik bir Osmanlı kadırgasında her yanda yirmi beş civarında oturak vardı. Erken dönemde her oturakta üç kürekçi bulunur ve her biri ayrı bir kürek çekerdi. 16. yüzyılın ortalarından itibaren ise tek büyük bir küreği birden fazla kürekçinin birlikte çektiği bir düzene geçildi.

Kadırgaların ön tarafında, düşman gemilerine çarpmak ve üzerine çıkmak için kullanılan uzun bir mahmuz bulunurdu. Geminin baş kısmına ise toplar yerleştirilirdi. Kadırgalar, genellikle bir büyük ana top ve birkaç küçük topla donatılıyordu.

Kadırganın akrabaları

Osmanlı donanmasında kadırganın farklı boyutlarda türleri de vardı. Kalyata ya da kalite, kadırgadan daha küçük ve daha hızlı bir gemiydi. Baştarda ise kadırgadan daha büyük, kaptan-ı deryaların ve önemli komutanların bindiği amiral gemisiydi. Mavna denen gemiler ise daha ağır, daha çok topla donatılmış büyük gemilerdi. Bu gemiler, Venedik'in "galeazza" denen gemilerine benziyordu.
Tarihi Kadırga'nın kürek bölümü
Tarihi Kadırga'nın kürek bölümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Mürettebat

Bir kadırganın mürettebatı, kürekçiler, denizciler ve savaşçılardan oluşuyordu. Kürekçiler, mürettebatın en kalabalık grubuydu. Bir kadırgada yüz elli ile iki yüz arasında kürekçi bulunabiliyordu. Bu kürekçilerin bir kısmı savaş esirleri, bir kısmı mahkûmlar, bir kısmı ise avarız vergisi kapsamında köylerden toplanan ücretli kürekçilerdi. Esir ve mahkûm kürekçilere "forsa" denirdi.

Denizciler, geminin yönetiminden, yelkenlerden ve dümenden sorumluydu. Geminin kaptanına "reis" denirdi. Savaşçılar ise donanma azapları ve yeniçerilerden oluşuyordu. Bu askerler, düşman gemilerine çıkarma yapıyor ve kendi gemilerini savunuyordu.

Büyük deniz savaşları

Kadırgalar, Osmanlı'nın Akdeniz'deki büyük deniz savaşlarında belirleyici bir rol oynadı. 28 Eylül 1538'de Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, Preveze önlerinde Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasını yendi. Bu zafer, Osmanlı'nın Akdeniz'deki deniz üstünlüğünü pekiştirdi.

7 Ekim 1571'de ise İnebahtı (Lepanto) önlerinde, tarihin en büyük kürekli gemi savaşlarından biri yaşandı. Osmanlı donanması, Kutsal İttifak donanmasına yenildi ve gemilerinin büyük kısmını kaybetti. Ancak Osmanlı, ertesi yıl yeni bir donanma inşa ederek Akdeniz'deki varlığını sürdürdü. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa'nın Venedik elçisine söylediği anlatılan "Biz sizden Kıbrıs'ı alarak bir kolunuzu kestik, siz donanmamızı yakarak sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez, ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar" sözü, bu dönemle ilişkilendirilir.
Dikkat: yanlış bilinen
Sokullu Mehmed Paşa'ya atfedilen "kol ve sakal" sözü, Venedik elçisi Marcantonio Barbaro'nun raporlarına dayandırılır ve pek çok kitapta alıntılanır. Ancak sözün tam metni ve kaynaklardaki biçimi farklılık göstermektedir. Söz, olayın özünü yansıtan bir anlatı olarak aktarılmalı, kelimesi kelimesine bir belge gibi kabul edilmemelidir.

Kadırgadan kalyona

17. yüzyılda Atlantik'te gelişen yelkenli savaş gemileri, Akdeniz'e de girmeye başladı. Bu gemiler, kadırgalardan çok daha fazla top taşıyabiliyor ve açık denizde daha güvenli seyredebiliyordu. Osmanlı donanması, bu değişime 17. yüzyılın sonlarında uyum sağlamaya başladı. 1682'den itibaren yelkenli kalyonlar inşa edilmeye başlandı. 18. yüzyılın başında Mezomorto Hüseyin Paşa'nın kaptan-ı deryalığı döneminde kalyonlar donanmanın asıl gücü hâline geldi. Kadırgalar ise daha çok yardımcı görevlerde ve törenlerde kullanılmaya devam etti.
Bir Osmanlı minyatüründe kadırga
Bir Osmanlı minyatüründe kadırgaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Deniz Müzesi'ndeki Tarihi Kadırga

İstanbul Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'nde sergilenen Tarihi Kadırga, dünyada orijinal hâliyle günümüze ulaşmış tek kadırga olarak kabul edilir. Gemi, yaklaşık kırk metre uzunluğunda ve beş buçuk metre genişliğindedir. Her yanında yirmi dört kürek bulunur. Geleneksel olarak bu kadırganın Fatih Sultan Mehmed dönemine ait olduğu anlatılır. Ancak yapılan bilimsel incelemeler, geminin ahşabının 17. yüzyıla ait olduğunu ortaya koymuştur.

Tarihi Kadırga, uzun süre padişahların törenlerde kullandığı bir gemi olarak hizmet verdi. 19. yüzyılda da bazı resmî törenlerde kullanıldı. Gemi, 2013'te Deniz Müzesi'nin yeni binasının açılmasıyla birlikte özel olarak tasarlanmış bir salonda sergilenmeye başladı. Bu salon, kadırganın büyüklüğünü ve zarif yapısını ziyaretçilere yakından gösteriyor.
Ek bilgi
Tarihi Kadırga'nın tarihlendirilmesi için dendrokronoloji, yani ağaç halkalarının incelenmesi yöntemi kullanılmıştır. Bu inceleme, geminin yapımında kullanılan ahşabın 17. yüzyılın ortalarına ait olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, kadırganın Fatih dönemine ait olduğu yönündeki geleneksel anlatıyla çelişmektedir. Ancak geminin zaman içinde onarılmış ve bazı parçalarının değiştirilmiş olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Tarih notu
Kronoloji
15. yüzyıl: Kadırganın Osmanlı donanmasının ana savaş gemisi hâline gelmesi
28 Eylül 1538: Preveze Deniz Savaşı
7 Ekim 1571: İnebahtı Deniz Savaşı
1572: Osmanlı donanmasının yeniden inşası
1682: Kalyon inşasının başlaması
18. yüzyıl başı: Kalyonların donanmanın asıl gücü hâline gelmesi
2013: Tarihi Kadırga'nın Deniz Müzesi'nin yeni binasında sergilenmeye başlaması

Küreğin ve insan gücünün donanması

Kadırga, Akdeniz'in yüzyıllar boyunca süren deniz savaşlarının simgesidir. Bu gemiler, insan gücüne dayanan bir denizcilik anlayışının ürünüydü. Bir kadırgayı yürütmek için yüzlerce kürekçinin birlikte çalışması gerekiyordu. Bu kürekçilerin büyük kısmının esirler ve mahkûmlardan oluşması, kadırga tarihinin karanlık yüzünü oluşturur.

Preveze ve İnebahtı, kadırgaların zaferlerini ve sınırlarını birlikte gösterir. Preveze'deki zafer, Osmanlı'nın Akdeniz'deki gücünü kanıtlarken, İnebahtı'daki yenilgi, bu gücün de kırılabileceğini gösterdi. Ancak Osmanlı'nın İnebahtı'dan sonra kısa sürede yeni bir donanma kurması, imparatorluğun kaynaklarının ve örgütlenme kapasitesinin ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu.

17. yüzyılda kalyonların ortaya çıkması, kadırga çağının sonunu getirdi. Bu değişim, denizcilikte insan gücünden rüzgâr gücüne ve topçu ateşine geçişin bir parçasıydı. Bugün Deniz Müzesi'ndeki Tarihi Kadırga, bu uzun çağın sessiz tanığı olarak duruyor. Geminin önünde durup küreklerin uzunluğuna ve oturakların sıklığına bakmak, bir zamanlar bu gemileri yürüten insanların emeğini hayal etmeye yardımcı oluyor. Dünyada başka bir örneğinin bulunmaması da bu gemiyi yalnızca Türkiye'nin değil, bütün Akdeniz'in ortak mirası hâline getiriyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap