Navarin Deniz Savaşı, 20 Ekim 1827'de Mora yarımadasının batı kıyısındaki Navarin (bugünkü Pylos) koyunda, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın birleşik donanmasının Osmanlı ve Mısır donanmalarını büyük ölçüde yok ettiği deniz savaşıdır. Savaş, üç devletin Yunan isyanına müdahale etmek amacıyla gönderdiği donanmanın, koyda demirli bulunan Osmanlı-Mısır donanmasıyla karşılaşmasıyla başladı. Birkaç saat süren çatışmanın sonunda Osmanlı ve Mısır gemilerinin büyük çoğunluğu batırıldı ya da yakıldı. Navarin, yelkenli savaş gemileriyle yapılan son büyük deniz savaşlarından biri olarak kabul edilir ve Yunanistan'ın bağımsızlığına giden süreçte belirleyici bir rol oynadı. Ambroise-Louis Garneray'ın Navarin deniz savaşını gösteren tablosuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Credits to Mourad Ben Abdallah / Wikimedia Commons. Dosya sayfası
Yunan isyanı ve Avrupa
1821'de başlayan Yunan isyanı, 1825'ten itibaren Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın Mora'ya çıkmasıyla büyük ölçüde bastırılmıştı. 1826'da Mesolongi, 1827'de Atina Akropolisi Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti. Ancak bu dönemde Avrupa kamuoyunda isyancılara yönelik sempati giderek artıyordu. Avrupa'nın büyük devletleri de kendi çıkarları açısından Yunan meselesine müdahale etmeye karar verdi. İngiltere ve Rusya, 1826'da St. Petersburg'da bir protokol imzaladı; Temmuz 1827'de Fransa'nın da katılmasıyla Londra Antlaşması imzalandı. Antlaşma, Osmanlı Devleti'nden Yunanlılarla ateşkes yapmasını ve onlara özerklik tanımasını istiyordu. Osmanlı Devleti bu talebi reddetti.
Navarin'deki donanma
1827 yazında İbrahim Paşa'nın donanması ve İstanbul'dan gelen Osmanlı gemileri, Navarin koyunda toplandı. Donanmada Osmanlı, Mısır ve Tunus gemileri bulunuyordu; toplam gemi sayısı seksenin üzerindeydi, ancak bunların önemli bir kısmı küçük savaş gemileri ve nakliye gemileriydi. Müttefik donanması ise daha az sayıda, fakat daha büyük ve daha güçlü toplarla donatılmış gemilerden oluşuyordu. Müttefik donanmasının komutanı İngiliz amirali Edward Codrington idi; Fransız filosu Amiral Henri de Rigny, Rus filosu ise Amiral Lodewijk van Heiden komutasındaydı.
Ek bilgi
Ateşkes mi, savaş mı? Müttefik amiralleri, aldıkları talimatlara göre İbrahim Paşa'nın Mora'daki askerî harekâtını durdurmasını sağlamakla görevliydi. Ancak bu talimatlar, nasıl bir yöntem izleneceğini açıkça belirtmiyordu. Eylül 1827'de Codrington ile İbrahim Paşa arasında bir görüşme yapıldı ve İbrahim Paşa'nın İstanbul'dan talimat gelene kadar harekâtı durdurduğu anlaşıldı. Ancak sonraki haftalarda Mora'daki çatışmaların sürmesi, müttefiklerin donanmalarını koya sokmalarına yol açtı.
20 Ekim 1827
20 Ekim öğleden sonra müttefik donanması Navarin koyuna girdi ve Osmanlı-Mısır gemilerinin karşısında demirledi. Koydaki gergin ortamda, bir müttefik filikasına ateş açılması üzerine çatışma başladı; ilk ateşin kimden geldiği konusunda kaynaklar farklı anlatımlar içerir. Kısa sürede çatışma bütün koya yayıldı. Dar bir alanda, birbirine çok yakın mesafede demirlemiş gemiler arasında yaşanan çatışma, birkaç saat sürdü. Müttefik gemilerinin daha güçlü topları, Osmanlı-Mısır donanmasına ağır kayıplar verdirdi. Akşama doğru Osmanlı-Mısır donanmasının büyük kısmı batmış ya da yanmıştı. Müttefikler hiçbir gemi kaybetmedi, ancak bazı gemileri ağır hasar gördü. Auguste Mayer'in Navarin savaşını gösteren tablosuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Auguste Étienne François Mayer. Dosya sayfası
Kayıplar
Osmanlı-Mısır tarafının kayıpları çok ağırdı. Kaynaklarda birkaç bin denizcinin hayatını kaybettiği aktarılır; ancak kesin sayı belirsizdir. Müttefik tarafında ise yüzlerce kişi hayatını kaybetti ya da yaralandı. Navarin'de kaybedilen gemiler, Osmanlı ve Mısır donanmalarının en önemli parçasıydı. Bu kayıp, Osmanlı Devleti'nin Akdeniz'deki deniz gücünü uzun süre zayıflattı.
İstanbul'un tepkisi ve 1828 savaşı
Navarin haberi İstanbul'a ulaştığında büyük bir öfkeye yol açtı. II. Mahmud, olayın bir savaş ilanı olmadan gerçekleştiğini vurgulayarak müttefik devletlerden tazminat istedi ve Yunan meselesinde geri adım atmayı reddetti. İngiltere, Fransa ve Rusya'nın elçileri İstanbul'dan ayrıldı. Aralık 1827'de II. Mahmud, Rusya'yı hedef alan bir hatt-ı hümâyun yayımladı. Nisan 1828'de Rusya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Bu savaş, Eylül 1829'da Edirne Antlaşması'yla sona erdi ve Osmanlı Devleti, Yunanistan'a özerklik tanımayı kabul etti.
Dikkat: yanlış bilinen
Bir "kaza" mı? Navarin, İngiliz kamuoyunda bile tartışmalı bir olay olarak karşılandı. İngiltere'nin yeni hükümeti, 1828 başında kralın tahttan konuşmasında olayı "talihsiz bir olay" olarak nitelendirdi. Codrington ise bir süre sonra görevinden alındı. Bu tartışma, Navarin'in önceden planlanmış bir saldırı mı, yoksa gergin bir ortamda kontrolden çıkan bir çatışma mı olduğu sorusunu bugün bile canlı tutuyor. Belgeler, müttefik amirallerinin geniş bir yetkiyle hareket ettiğini, ancak bir savaşın kesin olarak planlanmadığını gösteriyor.
Mısır'ın çekilmesi
Navarin'den sonra İbrahim Paşa'nın Mora'daki konumu zayıfladı. Ağustos 1828'de Fransız birlikleri Mora'ya çıktı. Mehmed Ali Paşa, İngiltere ile yaptığı bir anlaşmayla oğlunun kuvvetlerini Mısır'a geri çekmeyi kabul etti. Bu gelişme, Mehmed Ali ile II. Mahmud arasındaki ilişkilerin bozulmasına da katkıda bulundu; çünkü Mehmed Ali, Mora'da verdiği büyük kayıpların karşılığını alamadığını düşünüyordu. Bu kırgınlık, birkaç yıl sonra Suriye krizine dönüşecekti.
Navarin bugün
Bugün Yunanistan'daki Pylos kasabasında, savaşın anısına dikilmiş bir anıt bulunur. Koyun dibinde, batan gemilerin kalıntıları hâlâ durmaktadır ve sualtı arkeologları tarafından incelenmektedir. Koydaki küçük adalarda, savaşta hayatını kaybeden İngiliz, Fransız ve Rus denizciler için anıtlar dikilmiştir. Navarin, Yunanistan'da her yıl Ekim ayında anma törenleriyle hatırlanır.
Arşivlerdeki izler
Navarin'e dair belgeler, Osmanlı arşivinde, İngiltere Ulusal Arşivi'nde, Fransız Denizcilik arşivlerinde ve Rus arşivlerinde bulunur. Osmanlı arşivinde, Navarin sonrası II. Mahmud'un yazışmaları, kayıpların listeleri ve İbrahim Paşa'nın raporları yer alır. İngiltere'deki arşivlerde ise Codrington'ın raporları ve savaşın ardından yapılan soruşturmalara dair belgeler saklanır. Bu belgelerin birlikte okunması, savaşın arkasındaki karmaşık diplomatik süreci anlamamızı kolaylaştırır. Navarin savaşındaki gemilerin dizilişini gösteren Fransız planıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: User:Cédric Boissière. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1825: İbrahim Paşa Mora'ya çıkar. Nisan 1826: İngiltere ile Rusya arasında St. Petersburg Protokolü. Temmuz 1827: Londra Antlaşması. Eylül 1827: Codrington ile İbrahim Paşa görüşür. 20 Ekim 1827: Navarin Deniz Savaşı. Aralık 1827: Elçiler İstanbul'dan ayrılır. Nisan 1828: Rusya savaş ilan eder. Ağustos 1828: Fransız birlikleri Mora'ya çıkar; Mısır kuvvetleri çekilir. 14 Eylül 1829: Edirne Antlaşması. 3 Şubat 1830: Londra Protokolü; Yunan bağımsızlığı tanınır.
Bir öğleden sonranın uzun gölgesi
Navarin'i değerlendirirken, bir deniz savaşının birkaç saat içinde bir devletin politikasını nasıl alt üst edebileceğini görüyoruz. Osmanlı Devleti, 1827 yazında Yunan isyanını bastırmak üzereydi. Navarin'den sonra ise donanmasını kaybetmiş, Rusya ile savaşa sürüklenmiş ve sonunda Yunanistan'ın bağımsızlığını kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu dönüşüm, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'nın büyük devletlerine karşı ne kadar savunmasız olduğunu açıkça gösterdi.
Navarin aynı zamanda, Osmanlı tarihinde Avrupa'nın büyük devletlerinin bir iç meseleye birlikte ve doğrudan müdahale ettiği ilk büyük örneklerden biri oldu. Bu müdahale modeli, XIX. yüzyıl boyunca Balkanlar'da, Lübnan'da ve Girit'te defalarca tekrarlanacaktı. Bizim gözümüzde Navarin'in en kalıcı mirası budur: Osmanlı Devleti'nin kendi topraklarındaki gelişmeler üzerinde artık tek başına söz sahibi olmadığı bir dönemin başlangıcı. Koyun dibinde yatan gemiler, bu dönüşümün sessiz tanıkları olarak duruyor.