Şeyhülislam, Osmanlı Devleti'nde dinî ve hukuki meselelerde en yüksek otorite kabul edilen makamın adıdır. Kelime anlamı "İslam'ın şeyhi" demektir. Osmanlı'da bu unvan, başlangıçta İstanbul müftüsüne verilen bir şeref unvanıydı. Zamanla şeyhülislam, ilmiye sınıfının, yani medrese ve kadılık teşkilatının başı hâline geldi. Fetvalarıyla savaş ilanlarına, padişah tahttan indirmelerine ve yeni kanunlara meşruiyet kazandıran şeyhülislamlar, Osmanlı siyasetinin de önemli aktörleri arasında yer aldı.
Makamın en parlak dönemi, Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaklaşık otuz yıl şeyhülislamlık yapan Ebussuud Efendi ile özdeşleşmiştir. Ebussuud, şer'i hukuk ile padişahın koyduğu örfî kanunları uzlaştırma çabasıyla tanınır. Bu yazıda şeyhülislamlık makamının ortaya çıkışını, görevlerini, siyasetle ilişkisini, öne çıkan şeyhülislamları ve makamın 20. yüzyıldaki sonunu ele alıyoruz. Osmanlı şeyhülislamını gösteren bir resimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Makamın ortaya çıkışı
Osmanlı'da ilk şeyhülislam olarak genellikle Molla Fenari kabul edilir. Molla Fenari, II. Murad döneminde, 1424 yılında Bursamüftüsü olarak bu unvanla anılmaya başlamıştır. Ancak bu dönemde müftülük henüz bir devlet makamı olarak tam anlamıyla kurumsallaşmamıştı. Müftü, halkın ve devletin sorularına fetva veren saygın bir âlim olarak görülüyordu; resmî bir hiyerarşinin başı değildi.
Fatih Sultan Mehmed'in kanunnamesinde, şeyhülislamın protokoldeki yeri belirlendi ve "ulemanın reisi" olarak tanımlandı. Ancak gerçek kurumsallaşma 16. yüzyılda gerçekleşti. II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde görev yapan Zenbilli Ali Efendi, fetvalarını sepet (zenbil) içinde sarkıtarak halka cevap vermesiyle tanınır. Bu dönemde şeyhülislamın sözü, padişah karşısında bile ağırlık taşıyordu.
Görevleri ve yetkileri
Şeyhülislamın en önemli görevi fetva vermekti. Fetva, bir hukuki ya da dinî soruya, İslam hukuku açısından verilen cevaptır. Halk, kadılar ve devlet adamları, karşılaştıkları sorunlar hakkında şeyhülislama soru gönderir, şeyhülislam da kısa cevaplarla fetva verirdi. Fetvalar genellikle "olur" ya da "olmaz" gibi kısa ifadelerle biterdi.
Şeyhülislamın ikinci önemli görevi, ilmiye sınıfının yönetimiydi. 16. yüzyılın ortalarından itibaren kadıların ve müderrislerin atanması, kazaskerlerden şeyhülislama geçti. Böylece şeyhülislam, imparatorluğun bütün medrese ve mahkeme teşkilatının fiilî başı oldu. Bu yetki, makama büyük bir nüfuz kazandırdı.
Şeyhülislam, Divan-ı Hümayun'un üyesi değildi. Ancak savaş ilanı, barış antlaşması, yeni vergiler ve padişahın tahttan indirilmesi gibi büyük kararlar öncesinde onun fetvası alınırdı. Bu fetvalar, kararlara dinî meşruiyet kazandırırdı. Protokolde şeyhülislam, sadrazamla eşit kabul edilirdi. Şeyhülislam Ürgüplü Hayri EfendiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Boghos Tarkulian. Dosya sayfası
Ebussuud Efendi: hukukun uzlaştırıcısı
Osmanlı şeyhülislamları arasında en tanınmışı, Ebussuud Efendi'dir. 1490 civarında İskilip yakınlarında doğan Ebussuud, medrese eğitiminin ardından müderrislik ve kadılık yaptı. Rumelikazaskerliğinin ardından 1545'te şeyhülislamlığa getirildi ve 1574'teki ölümüne kadar bu görevde kaldı. Yaklaşık otuz yıllık şeyhülislamlığı, Kanuni ve II. Selim dönemlerini kapsar.
Ebussuud'un en önemli katkısı, şer'i hukuk ile padişahın koyduğu kanunlar arasında uyum sağlama çabasıdır. Örneğin, toprakların mülkiyeti konusunda Osmanlı'nın uyguladığı miri arazi düzenini, İslam hukukunun kavramlarıyla açıkladı. Vakıf parasının faizle işletilmesi anlamına gelen "para vakıfları" tartışmasında da bu uygulamayı caiz gören fetvalar verdi. Bu fetvalar, dönemin bazı âlimleri tarafından eleştirildi; ancak Osmanlı uygulamasında kabul gördü.
Ebussuud aynı zamanda nişancıCelalzade Mustafa Çelebi ile birlikte Kanuni dönemi kanunnamelerinin düzenlenmesine katkıda bulundu. Onun fetvaları, sonraki yüzyıllarda da Osmanlı hukukçuları için başvuru kaynağı olmaya devam etti. Ebussuud'un yazdığı Kur'an tefsiri İrşadü'l-Akli's-Selim, İslam dünyasında yaygın olarak okunan eserler arasındadır.
Dikkat: yanlış bilinen
Ebussuud'un fetvalarının tamamının ona ait olup olmadığı tartışmalıdır. Fetva mecmuaları, onun ölümünden sonra derlenmiş ve kopyalanırken bazı fetvalar karışmış olabilir. Ayrıca Ebussuud'un uzlaştırıcı tutumu, bazı araştırmacılar tarafından şeriatın devlet ihtiyaçlarına uydurulması olarak eleştirilmiş, bazıları tarafından ise hukuki esneklik örneği olarak değerlendirilmiştir. Avrupalı tarihçilerden Colin Imber, Ebussuud üzerine yazdığı kitapta bu tartışmaları ayrıntılı biçimde ele alır.
Siyasetle tehlikeli ilişki
Şeyhülislamların siyasi nüfuzu, onları zaman zaman tehlikeli durumlara soktu. 17. yüzyılda padişah tahttan indirmelerinde şeyhülislamların fetvası belirleyici oldu. Sultan İbrahim'in 1648'de tahttan indirilmesi, dönemin şeyhülislamının verdiği fetvayla gerçekleşti. Bu tür fetvalar, şeyhülislamı saray entrikalarının merkezine yerleştirdi.
Siyasi çatışmaların bedelini ödeyen şeyhülislamlar da oldu. 1634'te IV. Murad, şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi'yi bir isyana karıştığı gerekçesiyle boğdurdu. Bu olay, Osmanlı tarihinde bir şeyhülislamın idam edildiği ilk örnek olarak bilinir. 1703'te ise II. Mustafa'nın hocası ve güçlü şeyhülislamı Feyzullah Efendi, Edirne Vakası denen ayaklanmada isyancılar tarafından öldürüldü. Feyzullah Efendi'nin akrabalarını önemli makamlara yerleştirmesi, isyanın nedenlerinden biri olarak gösterilir.
Bab-ı Meşihat
Şeyhülislamlar uzun süre kendi konaklarında çalıştı. 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra, ocağın ağasının konağı olan Ağa Kapısı, Süleymaniye Camii yakınında şeyhülislamlığa tahsis edildi. Bu yapı Bab-ı Meşihat ya da Bab-ı Fetva olarak anılmaya başladı. Bugün aynı yerde İstanbul Müftülüğü bulunmaktadır.
19. yüzyılda şeyhülislamlık makamı, Tanzimat reformlarıyla birlikte yetki kaybına uğradı. Nizamiye mahkemelerinin kurulması, eğitim alanında Maarif Nezareti'nin oluşturulması ve yeni kanunların hazırlanması, şeyhülislamın etki alanını daralttı. Yine de makam, padişahın danışmanı ve dinî meşruiyetin kaynağı olarak varlığını sürdürdü. İstanbul'daki Şeyhülislam TekkesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Sadrettin. Dosya sayfası
Son dönem ve 1914 fetvası
Osmanlı'nın son dönem şeyhülislamlarından biri olan Ürgüplü Hayri Efendi, 1914'te Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesinin ardından cihat ilan eden fetvayı imzaladı. 14 Kasım 1914'te İstanbul'da Fatih Camii önünde okunan bu fetva, dünyadaki Müslümanları İtilaf devletlerine karşı savaşa çağırıyordu. Ancak fetvanın İngiliz ve Fransız sömürgelerindeki Müslümanlar üzerindeki etkisi beklenenden çok sınırlı kaldı.
Şeyhülislamlık makamı, 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla birlikte fiilen sona erdi. Son şeyhülislam Medeni Mehmed Nuri Efendi, Osmanlı hükümetinin istifasıyla görevden ayrıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinde ise Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kurulmuştu; bu vekâlet de 3 Mart 1924'te kaldırıldı ve yerine Diyanet İşleri Reisliği kuruldu.
Tarih notu
Kronoloji 1424: Molla Fenari'nin şeyhülislam unvanıyla anılması 1503–1526: Zenbilli Ali Efendi'nin şeyhülislamlığı 1545: Ebussuud Efendi'nin şeyhülislamlığa getirilmesi 1574: Ebussuud Efendi'nin vefatı 1634: Ahizade Hüseyin Efendi'nin idamı 1648: Sultan İbrahim'in fetvayla tahttan indirilmesi 1703: Feyzullah Efendi'nin Edirne Vakası'nda öldürülmesi 1826: Ağa Kapısı'nın şeyhülislamlığa tahsisi 14 Kasım 1914: Cihat fetvasının okunması 1922: Makamın fiilen sona ermesi 3 Mart 1924: Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması
Fetva ile iktidar arasında bir makam
Şeyhülislamlık, Osmanlı'da dinî otorite ile siyasi iktidar arasındaki ilişkinin en açık göstergesidir. Bir yandan padişahın kararlarına meşruiyet kazandıran bir makamdı; öte yandan siyasi çatışmaların ortasında kalan, zaman zaman bedel ödeyen bir konumdu. Ebussuud Efendi gibi isimler, bu makamın hukuk düzenini nasıl şekillendirebildiğini gösterirken, Ahizade Hüseyin ya da Feyzullah Efendi'nin hikâyeleri, siyasetle iç içe geçmenin risklerini ortaya koyar.
Makamın tarihi, Osmanlı hukukunun tek boyutlu olmadığını da gösterir. Şer'i hukuk ile padişahın koyduğu kanunlar arasında sürekli bir uzlaşma arayışı vardı. Şeyhülislamlar bu arayışın merkezindeydi. Onların fetvaları, kimi zaman yeni uygulamalara kapı açtı, kimi zaman da değişimlere direnç gösterdi.
19. ve 20. yüzyıllarda şeyhülislamlığın gerilemesi, Osmanlı'nın modernleşme sürecinin bir parçasıydı. Hukuk, eğitim ve yönetim alanlarında yeni kurumların ortaya çıkması, şeyhülislamın geleneksel yetkilerini daralttı. 1914 cihat fetvasının sınırlı etkisi ise dinî otoritenin modern savaş koşullarında ne kadar değiştiğini gösterdi. Makamın 1922'de sona ermesi, beş yüz yıllık bir kurumsal geleneğin kapanışı oldu; ama fetva mecmuaları bugün de Osmanlı toplumunun gündelik sorunlarını anlamak için başvurulan kaynaklar arasında yer alıyor.