İçeriğe geç
Giriş yap
0

Dürrizade fetvası (11 Nisan 1920): Millî kuvvetlere karşı fetva ve Ankara'nın 153 müftülük cevabı

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir fetvanın siyasi ağırlığı

11 Nisan 1920'de Takvim-i Vekayi'de yayımlanan fetva, Kurtuluş Savaşı'nın en sert belgelerinden biridir. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Bey'in imzasını taşıyan fetva, padişah ve halifenin kuvvetleri dışında örgütlenen millî kuvvetleri asi ilan ediyor ve onlarla savaşmanın dinî bir görev olduğunu bildiriyordu. Fetva, işgal altındaki İstanbul'da yaşanan siyasi kopuşun dinî alana taşınmasıydı. Ankara bu fetvaya, sekiz gün sonra, Anadolu müftülerinin imzasıyla yayımlanan bir karşı fetvayla cevap verdi.
Fetvanın metnini kaleme alan Mustafa Sabri Efendi
Fetvanın metnini kaleme alan Mustafa Sabri EfendiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 16 Mart 1920 İstanbul'un resmen işgali; 18 Mart 1920 Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı; 5 Nisan 1920 Damat Ferit Paşa'nın yeniden sadrazam olması; 11 Nisan 1920 Meclis-i Mebusan'ın resmen kapatılması ve fetvanın Takvim-i Vekayi'de yayımlanması; 19 Nisan 1920 Ankara Fetvası'nın yayımlanması; 23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi'nin açılması; 24 Nisan 1920 Ankara Müftüsü Rifat Efendi'nin görevden alınması.

Arka plan: İşgal ve Meclis'in kapanması

16 Mart 1920'de İstanbul, Babıali ve bütün hükümet daireleriyle birlikte İngiliz birlikleri tarafından resmen işgal edildi. Rauf Bey başta olmak üzere Millî Mücadele yanlısı milletvekilleri tutuklandı, telgrafhaneler işgal altına alındı. Meclis-i Mebusan 18 Mart'ta toplanarak çalışmalarına ara verdi. 11 Nisan 1920'de padişah Meclis'i resmen kapattı ve böylece İstanbul'da yeni bir meclis kurulmasının yolu kapandı.

Aynı günlerde Damat Ferit Paşa yeniden sadrazam olmuştu. Damat Ferit hükümeti, Anadolu'daki millî hareketi bastırmayı başlıca amaç olarak görüyordu. Hükümet bu amaçla bir yandan Kuvâ-yi İnzibâtiye adıyla bir silahlı güç kurarken, öte yandan millî hareketin halk üzerindeki etkisini kırmak için dinî otoriteye başvurdu. Fetva bu çabanın en etkili aracı olacaktı.

Fetvanın yazılışı ve imzalanışı

Fetvanın metnini Mustafa Sabri Efendi kaleme aldı. Mustafa Sabri, daha önce şeyhülislamlık yapmış, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na yakın bir din adamıydı. Ağır bir dille yazılan metin özetle şunu söylüyordu: padişahın emrine aykırı olarak örgütlenen ve direnişe geçen millî kuvvetlerin öldürülmesi caizdir, hatta her Müslümanın görevidir; bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır.

Fetva ilk önce dönemin şeyhülislamı Haydarizade İbrahim Efendi'ye götürüldü. Haydarizade İbrahim Efendi metni okuyunca imzalamayı reddetti ve istifa etti. Hükümet fetva fikrinden vazgeçmedi; fetvayı imzalayacak birini aradı ve Dürrizade Abdullah Bey'i buldu. Dürrizade, Damat Ferit hükümetinde şeyhülislam olarak fetvayı onayladı. Sadrazam Damat Ferit Paşa imzaladı, Sultan Vahdettin yürürlüğe koydu.
Fetvayı onaylayan hükümetin sadrazamı Damat Ferit Paşa
Fetvayı onaylayan hükümetin sadrazamı Damat Ferit PaşaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Fetvanın yayılması

Fetva 11 Nisan 1920'de devletin resmî gazetesi Takvim-i Vekayi'de yayımlandı. Ama hükümet fetvanın yalnız resmî gazetede kalmasıyla yetinmedi. Fetva metinleri basılarak Anadolu'ya gönderildi, İngiliz uçaklarından ve araçlarından halka dağıtıldı.

Fetvanın etkisi özellikle Marmara ve Batı Anadolu'nun bazı bölgelerinde hissedildi. Anzavur ayaklanmaları ve Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin harekâtı, fetvanın verdiği dinî gerekçeyle güç kazandı. Bazı yerlerde halk, millî kuvvetlere karşı ayaklanmaya kışkırtıldı. Ankara hükümeti bu iç isyanlarla, Yunan ilerleyişine karşı mücadele ederken aynı anda uğraşmak zorunda kaldı.

Ankara Fetvası: 153 müftünün imzası

Ankara, fetvaya dinî alanda cevap vermenin önemini hemen kavradı. Ankara Müftüsü Börekçizade Mehmet Rifat Efendi, İstanbul fetvasını reddeden bir karşı fetva yazdı. Bu fetva, İstanbul'daki halifenin ve hükümetin işgal kuvvetlerinin baskısı altında olduğunu, bu nedenle verdiği fetvanın geçersiz olduğunu ve millî kuvvetlerin vatanı kurtarmak için savaşmasının dinî bir görev olduğunu bildiriyordu.

Ankara Fetvası'na Anadolu'nun dört bir yanından 153 müftü imza koydu. Fetva 19 Nisan 1920'de Millî Mücadele yanlısı Açıksöz, İrade-i Milliye ve Öğüt gibi gazetelerde yayımlandı. Bu imza sayısı, İstanbul fetvasının Anadolu'daki din adamlarının geniş bir bölümü tarafından kabul görmediğini gösteriyordu.
Ek bilgi
Rifat Efendi, İstanbul fetvasına karşı çıktığı için 24 Nisan 1920'de padişahın iradesiyle Ankara Müftülüğü görevinden alındı. İstanbul'daki Divan-ı Harb, Millî Mücadele'ye verdiği destek nedeniyle onu idama mahkûm etti. Ankara hükümeti ise onu derhal görevine iade etti. Rifat Efendi 23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisi'ne Menteşe mebusu olarak katıldı, 27 Ekim 1920'de müftülük görevini tercih ederek mebusluktan ayrıldı. 23 Aralık 1922 ile 30 Mart 1924 arasında Şer'iye Vekâleti'nin fetva heyetinde görev yaptı. 4 Nisan 1924'te yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın başına getirildi ve 5 Mart 1941'deki ölümüne kadar bu görevde kaldı.
23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılışında Ankara'da yapılan dualar
23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi'nin açılışında Ankara'da yapılan dualarGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Fetvalar savaşı ve Büyük Millet Meclisi

İki fetva arasındaki çatışma, Büyük Millet Meclisi'nin açılışına denk geldi. 23 Nisan 1920'de Ankara'da Meclis açılırken Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılındı, dualar okundu ve kurbanlar kesildi. Bu tören, yeni Meclis'in dinî meşruiyetini de göstermek amacını taşıyordu. İstanbul fetvasının millî hareketi dinden uzaklaşmış gibi göstermeye çalıştığı bir ortamda, Ankara Meclis'in açılışını dinî bir törenle birleştirerek bu iddiaya cevap verdi.

Fetvalar savaşı Ankara'nın lehine sonuçlandı. İstanbul fetvasının yol açtığı iç ayaklanmalar 1920 yazına kadar büyük ölçüde bastırıldı. 25 Haziran 1920'de Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin kaldırıldığı ve birliğe bağlı askerlerin terhis edildiği açıklandı. Anadolu'daki müftülerin büyük çoğunluğu millî hareketin yanında yer aldı.
Dikkat: yanlış bilinen
Fetva tartışmalarında sık yapılan bir karışıklık, iki farklı Dürrizade'nin birbirine karıştırılmasıdır. 1920 fetvasını onaylayan şeyhülislam, 1867'de doğup 1923'te ölen Dürrizade Abdullah Bey'dir. Aynı aileden gelen ve aynı adı taşıyan daha önceki bir şeyhülislam, 1828'de ölmüştü. Ayrıca fetvanın metnini Dürrizade değil, Mustafa Sabri Efendi yazmıştır; Dürrizade'nin rolü metni onaylamaktır.

Dürrizade'nin sonu

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra Dürrizade Abdullah Bey İstanbul'dan ayrıldı. Önce Rodos'a, oradan da Hicaz Kralı Şerif Hüseyin'in yanına gitti ve 1923'te Hicaz'da öldü. Fetvanın metnini yazan Mustafa Sabri Efendi de yurt dışına çıktı ve hayatının geri kalanını sürgünde geçirdi. Fetvayı onaylayan Damat Ferit Paşa'nın kabinesi, İtilaf Devletleri temsilcilerinin isteği üzerine 17 Ekim 1920'de istifa etti; Ferit Paşa 21 Eylül 1922'de Avrupa'ya kaçtı ve 6 Ekim 1923'te Nice'te öldü.

İki fetvanın dili

İki fetva aynı dinî kaynaklara başvuruyordu, ama olayları birbirine taban tabana zıt biçimde okuyordu. İstanbul fetvası, halifenin emrine karşı çıkmayı isyan sayıyor ve isyancılara karşı savaşmayı dinî bir görev olarak sunuyordu. Ankara Fetvası ise halifenin düşman işgali altında esir durumda olduğunu, esir bir makamın iradesinin serbest sayılamayacağını ve halifeyi esaretten kurtarmaya çalışan kuvvetlerin asi değil, dinin ve vatanın savunucusu olduğunu söylüyordu.

Bu ikinci okuma, millî hareketin o dönemki genel söylemiyle de uyumluydu. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 1920'de padişah ve halifeye karşı olmadıklarını, onu işgalcilerin elinden kurtarmak için mücadele ettiklerini sık sık vurguluyordu. Ankara Fetvası bu siyasi tutumun dinî alandaki karşılığıydı.

Fetvanın anlattıkları

Dürrizade fetvası, Kurtuluş Savaşı'nın yalnız bir askerî mücadele değil, aynı zamanda bir meşruiyet mücadelesi olduğunu gösterir. İstanbul, padişah ve halifenin otoritesine dayanarak millî hareketi asi ilan etti. Ankara ise aynı dinî dili kullanarak, işgal altındaki bir hükümetin verdiği fetvanın geçersiz olduğunu savundu. 153 müftünün imzası, bu meşruiyet mücadelesinde Anadolu'nun hangi tarafı seçtiğini açıkça ortaya koydu.

Bu olay, Cumhuriyet'in sonraki yıllarda din ve devlet ilişkisini düzenlerken edindiği tecrübenin de bir parçasıdır. Dinî otoritenin siyasi bir araç olarak kullanılması, millî hareketin önderlerinin hafızasında derin bir iz bıraktı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 1924'te kurulması ve ilk başkanlığına Ankara Fetvası'nı yazan Rifat Efendi'nin getirilmesi, bu tecrübenin kurumsal bir sonucu olarak görülebilir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap