İçeriğe geç
Giriş yap
0

Mustafa Kemal 1920'de cumhurbaşkanı mı seçildi? Meclis Reisliğinden Cumhurbaşkanlığına

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Sık rastlanan bir tarih karışıklığı

Okul törenlerinde, yıldönümü paylaşımlarında ve bazı bilgi yarışmalarında Mustafa Kemal'in 23 ya da 24 Nisan 1920'de "cumhurbaşkanı seçildiği" söylenir. Bu ifade, iki ayrı makamı ve iki ayrı tarihi birbirine karıştırır. Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin başkanı, yani dönemin diliyle "Büyük Millet Meclisi Reisi" seçildi. Türkiye'de cumhurbaşkanlığı makamı ise ancak 29 Ekim 1923'te, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte kuruldu ve Mustafa Kemal Paşa o gün bu makama seçilen ilk kişi oldu.

Aradaki üç buçuk yıl, Türk devlet yapısının en hızlı dönüştüğü yıllardır. Bu dönemde Ankara'da bir meclis hükûmeti vardı, İstanbul'da ise hâlâ bir padişah ve onun hükûmeti bulunuyordu. Bu nedenle 1920'deki seçimi "cumhurbaşkanlığı" diye anmak, yalnızca bir unvan hatası değil, Kurtuluş Savaşı yıllarının siyasi düzenini de yanlış anlatmak demektir.
1920'de Ankara'da açılan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi binası
1920'de Ankara'da açılan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 4.0, yazar: Gargarapalvin. Dosya sayfası

23 Nisan 1920: Ankara'da yeni bir meclis

16 Mart 1920'de İstanbul İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edildi. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı dağıtıldı, bazı milletvekilleri tutuklanarak Malta'ya sürüldü. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920'de yayımladığı genelgeyle Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını duyurdu. Seçimler yapıldı, İstanbul'dan kaçabilen mebuslar da Ankara'ya geldi.

Meclis 23 Nisan 1920 Cuma günü, Hacı Bayram Camii'nde kılınan namazın ardından açıldı. Açılış oturumuna en yaşlı üye olarak Sinop mebusu Şerif Bey başkanlık etti. Ertesi gün, 24 Nisan 1920'de yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanı seçildi. Bu görev, savaşın yönetimi ve hükûmetin oluşturulması bakımından olağanüstü bir ağırlık taşıyordu, ama adı ve hukuki niteliği cumhurbaşkanlığı değildi.
Tarih notu
16 Mart 1920: İstanbul'un resmen işgali.
23 Nisan 1920: Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı.
24 Nisan 1920: Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis Başkanı seçilmesi.
3 Mayıs 1920: İcra Vekilleri Heyeti'nin kurulması.
20 Ocak 1921: Teşkilât-ı Esasiye Kanunu.
1 Kasım 1922: Saltanatın kaldırılması.
29 Ekim 1923: Cumhuriyetin ilanı ve ilk cumhurbaşkanı seçimi.

Meclis hükûmeti sistemi nasıl işliyordu?

Ankara'daki yeni düzen, bugün "meclis hükûmeti" diye adlandırılan bir sistemdi. Yasama ve yürütme yetkisi Meclis'te toplanıyordu. Meclis, bakanları, yani dönemin deyişiyle "vekilleri" tek tek kendi içinden seçiyordu. 3 Mayıs 1920'de kurulan İcra Vekilleri Heyeti, Meclis'in seçtiği bu vekillerden oluşuyordu ve heyetin başkanlığını da Meclis Başkanı yürütüyordu.

Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa 1920'de hem Meclis'in hem de hükûmetin başındaydı. Bu iki görevi bir arada yürütmesi, kendisine dışarıdan bakan kişilere bir devlet başkanı gibi görünmesine yol açtı. Yabancı gazetelerde ve diplomatik yazışmalarda onun adı çoğu zaman Ankara yönetiminin lideri olarak geçiyordu. Ancak hukuken devletin başında bir "cumhurbaşkanı" yoktu. Egemenlik, 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ile kayıtsız şartsız millete verilmiş, millet adına bu egemenliği kullanma yetkisi ise Meclis'e bırakılmıştı.

Bu kanun, Türkiye'nin ilk anayasası sayılır. Kanunda devlet başkanlığı makamına dair bir hüküm yer almıyordu. Meclis Başkanı, Meclis adına imza yetkisini kullanan ve İcra Vekilleri Heyeti'nin doğal başkanı olan kişiydi. Bu boşluk bilinçli bir tercihti, çünkü İstanbul'da hâlâ bir padişah vardı ve devlet şeklinin ne olacağı henüz açıkça konuşulmuyordu.
Mustafa Kemal Paşa, 28 Mayıs 1922'de Meclis binasının balkonundan halkı selamlarken
Mustafa Kemal Paşa, 28 Mayıs 1922'de Meclis binasının balkonundan halkı selamlarkenGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

İki başlı yıllar: Ankara ve İstanbul

1920-1922 arasında Türkiye'de fiilen iki merkez bulunuyordu. İstanbul'da Sultan Vahdettin ve onun atadığı hükûmetler, Ankara'da ise Büyük Millet Meclisi ve onun hükûmeti vardı. İtilaf Devletleri, Sevr görüşmelerinde muhatap olarak İstanbul'u kabul ediyordu. Ankara ise İstanbul hükûmetinin işgal altında iradesini kullanamadığını savunarak millî iradenin Meclis'te temsil edildiğini ilan ediyordu.

Bu ikilik, Mudanya Mütarekesi'nden sonra çözüldü. İtilaf Devletleri Lozan'daki barış konferansına hem Ankara'yı hem İstanbul'u davet edince Meclis, 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı. 17 Kasım 1922'de Vahdettin bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı. Bu tarihten sonra devletin başında kimin olduğu sorusu daha da önem kazandı. Halifelik makamına Abdülmecid Efendi getirildi, ama siyasi yetkisi yoktu. Türkiye, Cumhuriyet ilan edilene kadar yaklaşık bir yıl boyunca adı konmamış bir devlet başkanlığıyla yönetildi.
Ek bilgi
Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis Başkanlığı, 1920-1923 arasında kesintisiz sürdü. 1923 yazındaki seçimlerden sonra toplanan İkinci Dönem Meclis'te de 11 Ağustos 1923'te yeniden Meclis Başkanı seçildi. Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Meclis Başkanlığı görevi sona erdi.

1923 bunalımı ve Cumhuriyet'in ilanı

1923 sonbaharında meclis hükûmeti sisteminin aksaklıkları açıkça görüldü. Vekillerin Meclis tarafından tek tek seçilmesi, hükûmetin bütünlüğünü bozuyordu. Ekim 1923'teki bakanlık seçimlerinde yaşanan tıkanıklık, bir hükûmet bunalımına dönüştü. Mustafa Kemal Paşa bu bunalımı, devlet şeklini açıkça belirleyecek bir anayasa değişikliğiyle çözmeye karar verdi.

28 Ekim 1923 akşamı Çankaya'daki toplantıda Cumhuriyet'in ilanı kararlaştırıldı. 29 Ekim 1923'te Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişiklikle "Türkiye Devleti'nin hükûmet şekli cumhuriyettir" hükmü kabul edildi. Aynı oturumda yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa, oylamaya katılan 158 milletvekilinin oyuyla oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı, İsmet Paşa'yı başvekil olarak görevlendirdi. Böylece ilk kez bir cumhurbaşkanı ve onun atadığı bir başbakan ile ayrı bir yürütme yapısı ortaya çıktı.

Mustafa Kemal Paşa'nın boşalttığı Meclis Başkanlığı'na ise Fethi Bey (Okyar) seçildi. Bu ayrım da 1920 ile 1923 arasındaki farkı açıkça gösterir: 1920'de seçilen Meclis Başkanı'ydı, 1923'te seçilen ise cumhurbaşkanıydı ve Meclis'in başına başka bir isim geldi.

Dört kez cumhurbaşkanı

Mustafa Kemal Atatürk, ölümüne kadar dört kez cumhurbaşkanı seçildi. İlk seçim 29 Ekim 1923'te yapıldı. 20 Nisan 1924'te kabul edilen yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, cumhurbaşkanının her yeni Meclis döneminin başında ve o dönem için seçilmesini öngörüyordu. Bu nedenle Atatürk, 1 Kasım 1927'de, 4 Mayıs 1931'de ve 1 Mart 1935'te yeniden seçildi. 10 Kasım 1938'deki ölümüne kadar bu makamda kaldı, ardından 11 Kasım 1938'de İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Doğru ifade şudur: Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, 29 Ekim 1923'te ise Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. 1920'de Türkiye'de cumhurbaşkanlığı adında bir makam bulunmuyordu.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün portresi
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

Karışıklığın en yaygın biçimi, 23 Nisan kutlamalarında görülür. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle yayımlanan bazı tebrik metinlerinde, okul panolarında ve kısa video anlatımlarında "Meclis açıldı, Mustafa Kemal cumhurbaşkanı oldu" türünden cümleler yer alır. Bir başka biçim de "Atatürk 18 yıl cumhurbaşkanlığı yaptı" gibi, 1920'den 1938'e kadar geçen süreyi tek bir makam gibi hesaplayan ifadelerdir. Oysa cumhurbaşkanlığı süresi 29 Ekim 1923'ten 10 Kasım 1938'e kadar, yaklaşık on beş yıldır.

Karışıklığın kökü anlaşılabilir bir yerde yatar. 1920-1923 arasında Mustafa Kemal Paşa hem Meclis'in hem de hükûmetin başkanıydı, ayrıca 1921'den itibaren Başkomutan'dı. Halkın gözünde devletin başı oydu. Sonradan gelen kuşaklar, bu fiilî liderliği bugünkü makam adlarıyla anlatmaya çalışınca "cumhurbaşkanı" sözcüğünü geriye doğru kullandı. X'te bu iddiayı aynı kalıpla dile getiren güncel bir paylaşım örneğine rastlamadık. Konu daha çok yıldönümlerinde, okul ve tören metinlerinde dolaşıyor.

1920 ile 1923 arasındaki farkı neden önemsemeliyiz?

1920'deki seçim ile 1923'teki seçim arasındaki fark, yalnızca bir unvan farkı değildir. 1920'de seçilen Meclis Başkanı, kendisini seçen Meclis'e bağlı, onun içinden çıkan ve onun adına konuşan bir liderdi. Bütün kararlar Meclis'in onayından geçiyordu ve vekiller tek tek oylanıyordu. Kurtuluş Savaşı bu ortak karar düzeniyle yönetildi. Sakarya öncesinde Başkomutanlık yetkisinin bile üç aylık sürelerle Meclis'ten istenmesi, sistemin bu yapısını açıkça gösterir.

1923'te kurulan cumhurbaşkanlığı ise devletin sürekliliğini temsil eden, Meclis'ten ayrı bir makamdı. Cumhuriyet'in ilanı, savaş yıllarında fiilen var olan liderliğin hukuki bir çerçeveye kavuşması ve devletin şeklinin açıkça adlandırılması anlamına geliyordu. Bu iki aşamayı birbirinden ayırmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir günde değil, adım adım kurulduğunu anlamamızı sağlar. Önce millet adına konuşan bir meclis kuruldu, sonra egemenlik ilkesi yazıya geçirildi, ardından saltanat kaldırıldı ve en son devletin adı konuldu.

Bu sıralama, 23 Nisan'ın neden "Ulusal Egemenlik" günü, 29 Ekim'in ise neden "Cumhuriyet Bayramı" olduğunu da açıklar. İki bayram ayrı olaylara karşılık gelir. Birini ötekiyle karıştırmak, Mustafa Kemal Paşa'nın yaptığı işin en dikkat çekici yanını, yani meşruiyeti adım adım ve Meclis eliyle inşa etmesini gözden kaçırmak olur. Doğru tarihleri kullanmak, bu inşanın her basamağına hakkını vermenin en kolay yoludur.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap