Damat Ferit'in iki sadareti arasında
1919 sonbaharında İstanbul'da hükûmet değişti. Sivas Kongresi'nin ardından Heyet-i Temsiliye, Damat Ferit Paşa hükûmetiyle bütün resmî yazışmaları kesmiş, Anadolu'daki telgrafhaneler İstanbul'a karşı fiilî bir boykot uygulamaya başlamıştı. Bu baskının sonunda Damat Ferit istifa etti ve 2 Ekim 1919'da yerine Ali Rıza Paşa getirildi. Ali Rıza Paşa'nın sadareti 3 Mart 1920'ye kadar, yaklaşık beş ay sürdü.Bu kısa dönem, Millî Mücadele tarihinde İstanbul ile Anadolu'nun birbirine en çok yaklaştığı aylardı. Amasya'da görüşmeler yapıldı, seçimler düzenlendi, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı toplandı ve Misak-ı Millî kabul edildi. Bu yazıda Ali Rıza Paşa'nın kim olduğunu ve sadareti sırasında yaşananları anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1860 İstanbul'da doğum; 1886 Mekteb-i Harbiye'den mezuniyet; 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Harekât Dairesi Müdürlüğü; 1903 Manastır valiliği ve Trablusgarp'a gönderilişi; 14 Ağustos 1908 Harbiye nazırlığı (41 gün); 1912-1913 Balkan Savaşı'nda Garp Ordusu Başkomutanlığı; 2 Ekim 1919 sadrazamlık; 20-22 Ekim 1919 Amasya görüşmeleri; 12 Ocak 1920 Meclis-i Mebusan'ın açılışı; 28 Ocak 1920 Misak-ı Millî; 3 Mart 1920 istifa; 1922 son Osmanlı kabinesinde nazırlık; 31 Ekim 1932 Erenköy'de ölüm.
Harbiye'den müşirliğe
Ali Rıza Paşa 1860'ta İstanbul'da doğdu. Babası jandarma binbaşısı Tahir Efendi'ydi. 1886'da Mekteb-i Harbiye'den mezun oldu ve ordunun kurmay kadrosunda yükseldi. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında Askerî Harekât Dairesi Müdürlüğü görevini yürüttü.1903'te Manastır valisiyken şehirdeki Rus konsolosunun öldürülmesi büyük bir diplomatik krize dönüştü. Rusya'nın ısrarı üzerine Ali Rıza Paşa sorumlu tutuldu ve Trablusgarp'a gönderildi. Ardından Yemen'de görev yaptı ve oradaki ayaklanmanın bastırılmasında yer aldı.
İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, 14 Ağustos 1908'de Kâmil Paşa kabinesinde Harbiye nazırı oldu; ancak İttihat ve Terakki'nin itirazı üzerine 41 gün sonra görevden alındı. 1909'da bir kez daha nazırlığa getirildi. Balkan Savaşı'nda Garp Ordusu Başkomutanı olarak Arnavutluk ve Makedonya'daki Osmanlı kuvvetlerinin başındaydı. Savaş, kendisi görevine tam olarak yerleşemeden başlamıştı. İttihatçıların gözünde hiçbir zaman makbul olmayan Ali Rıza Paşa, Birinci Dünya Savaşı yıllarında geri planda kaldı.
Sadarete geliş: Anadolu'nun baskısı
Sivas Kongresi Eylül 1919'da toplandı. Kongre sırasında, Dahiliye Nazırı Adil Bey'in Malatya'daki İngiliz binbaşısı Noel ile birlikte kongreyi dağıtma girişimi ortaya çıktı. Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Heyet-i Temsiliye bunun üzerine İstanbul ile haberleşmeyi kesti ve padişahtan Damat Ferit hükûmetini görevden almasını istedi. Telgraf boykotu birkaç hafta içinde sonuç verdi. Damat Ferit hükûmeti çekildi ve 2 Ekim'de Ali Rıza Paşa sadrazam oldu.Heyet-i Temsiliye yeni hükûmeti temkinli bir iyimserlikle karşıladı ve İstanbul ile telgraf bağlantısı yeniden açıldı. Ali Rıza Paşa, Anadolu'daki hareketle bir anlaşmaya varmanın kaçınılmaz olduğunu görüyordu. Kabinesinde Bahriye nazırı olan Salih Hulusi Paşa'yı Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek üzere Amasya'ya gönderdi.

Ek bilgi
Amasya görüşmeleri 20-22 Ekim 1919 tarihlerinde yapıldı. Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ve Bekir Sami Bey masadaydı. Görüşmelerin sonunda imzalanan protokollerde, ülkenin bağımsızlığı, Sivas Kongresi kararlarının hükûmetçe tanınması ve Meclis-i Mebusan'ın güvenli bir yerde, mümkünse İstanbul dışında toplanması gibi konular ele alındı.
Amasya'dan seçim sandığına
Amasya'daki uzlaşmanın en somut sonucu seçimlerdi. Ali Rıza Paşa hükûmeti Meclis-i Mebusan seçimlerine gitti ve bu seçimlerde Müdafaa-i Hukuk çevrelerinin desteklediği adaylar büyük çoğunluk kazandı. Mustafa Kemal Paşa da Erzurum mebusu seçildi.Meclisin nerede toplanacağı konusunda ise ayrılık çıktı. Heyet-i Temsiliye, işgal altındaki İstanbul'un mebusların güvenliği için uygun olmadığını savunuyordu. Hükûmet ve mebusların çoğu ise başkentte toplanmayı tercih etti. Mustafa Kemal Paşa, mebuslarla görüşmek ve meclisin çalışmasını yönlendirmek için Aralık 1919'da Sivas'tan Ankara'ya geçti. Heyet-i Temsiliye bundan sonra Ankara'da çalışacaktı.
Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 12 Ocak 1920'de İstanbul'da açıldı. 28 Ocak 1920'de yapılan gizli oturumda, Erzurum ve Sivas kongrelerinin kararlarına dayanan Misak-ı Millî kabul edildi ve 17 Şubat'ta kamuoyuna duyuruldu. Misak-ı Millî, Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı gün Türk çoğunluğun yaşadığı toprakların bölünmez bir bütün olduğunu ilan ediyordu.
Kopuş ve istifa
Ali Rıza Paşa'nın uzlaşma çizgisi, iki taraftan da gelen baskılar arasında sıkıştı. Bir yandan hükûmet Heyet-i Temsiliye'nin yetkisini daraltmaya ve Kuvâ-yi Milliye'nin bölgelerdeki yönetim gücünü elinden almaya yönelik adımlar attı; Anadolu bu adımları Amasya'da verilen sözlere aykırı buldu. Öbür yandan Misak-ı Millî'nin kabulü ve Anadolu'da işgal kuvvetlerine karşı süren direniş, İtilaf devletlerini hükûmete karşı sertleştirdi.Şubat 1920'de İngiltere, Ankara'ya karşı kesin bir tutum almasını istediği hükûmete baskıyı artırdı. Hükûmetin milliyetçileri durdurmakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle Harbiye nazırı Mersinli Cemal Paşa ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye reisi Cevat Paşa'nın görevden alınması istendi. Ali Rıza Paşa bu baskılar altında 3 Mart 1920'de istifa etti. Yerine kısa bir süre için Salih Hulusi Paşa geldi. On üç gün sonra, 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edildi.

Dikkat: yanlış bilinen
Ali Rıza Paşa adı Osmanlı'nın son döneminde birkaç önemli şahsiyette karşımıza çıkar. Mustafa Kemal Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi ile, burada anlatılan sadrazam Ali Rıza Paşa arasında hiçbir akrabalık bağı yoktur. Sadrazam Ali Rıza Paşa'nın halk arasında "Düztaban" lakabıyla da anıldığı bilinir.
Son yıllar
Ali Rıza Paşa sadaretten çekildikten sonra siyasetten tamamen kopmadı. 1922'de Ahmet Tevfik Paşa'nın son Osmanlı kabinesinde Nafıa ve Dahiliye nazırlıkları yaptı. Bu kabine, Büyük Millet Meclisi'nin 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırmasıyla sona erdi. Ali Rıza Paşa, Cumhuriyet'in ilk on yılını İstanbul'da geçirdi ve 31 Ekim 1932'de Erenköy'deki evinde öldü. İçerenköy Mezarlığı'na defnedildi.Beş aylık bir köprü
Ali Rıza Paşa hükûmeti, Damat Ferit'in iki sadareti arasında kalan kısa bir ara dönem olarak görülür. Bu bakış haksız değildir: hükûmet, Anadolu ile kalıcı bir ortaklık kuramadı ve İtilaf baskısı karşısında dağıldı. Ama bu beş ayın Millî Mücadele için ürettiği sonuçlar, kabinenin kendi ömründen çok daha uzun sürdü.Amasya görüşmeleri, İstanbul hükûmetinin Heyet-i Temsiliye'yi muhatap aldığı ilk resmî temastı. Seçimler, Müdafaa-i Hukuk çizgisindeki adaylara geniş bir kamu desteği olduğunu gösterdi. İstanbul'da toplanan meclis Misak-ı Millî'yi kabul ederek, Millî Mücadele'nin hedeflerini bir parlamento belgesine dönüştürdü. İstanbul'un işgali ve meclisin dağıtılması ise Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'da toplanmanın tehlikeli olduğu yönündeki uyarısını doğruladı. Meclisin Ankara'da yeniden kurulması, bu tecrübenin doğrudan sonucuydu.
Ali Rıza Paşa'yı Millî Mücadele'nin ne kahramanı ne de karşıtı olarak tanımlamak mümkün. O, iki ateş arasında kalmış bir eski asker ve devlet adamıydı. Amasya'ya bir nazır gönderecek kadar gerçeği görebildi; fakat işgal altındaki bir başkentte, büyük devletlerin baskısına direnecek gücü bulamadı. Onun kısa sadareti, Ankara'nın neden ayrı bir meclise ihtiyaç duyduğunu en açık biçimde gösteren dönemlerden biri oldu.