Bir ordunun adı: "inzibat"
1920 baharında İstanbul'da bir kararname yayımlandı ve kâğıt üzerinde yeni bir askerî güç doğdu. Adı Kuvâ-yi İnzibâtiye, yani "düzen kuvvetleri" idi. Halk arasında ise daha çok Hilafet Ordusu diye anıldı. Bu ordunun karşısında yabancı bir düşman yoktu; hedef, Anadolu'da Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Paşa etrafında örgütlenen Kuvâ-yi Milliye idi. Kuruluş tarihi 18 Nisan 1920, dağıtılış tarihi 25 Haziran 1920'dir. Arada geçen yaklaşık yetmiş günlük ömür, Millî Mücadele'nin en kritik aylarından birine denk gelir: Ankara'da Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de açılmış, yeni bir meşruiyet doğmuştu.Bu yazıda Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin neden kurulduğunu, kimlerin komutasında nasıl bir harekât yürüttüğünü, Geyve Boğazı ile Adapazarı çevresindeki çatışmaları ve kısa sürede neden dağıldığını anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 5 Nisan 1920 Damat Ferit Paşa'nın yeniden sadrazam olması; 7 Nisan 1920 Damat Ferit ile İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John de Robeck'in milliyetçilere karşı alınacak tedbirleri görüşmesi; 11 Nisan 1920 Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi'nin Kuvâ-yi Milliye aleyhine fetvası; 18 Nisan 1920 Kuvâ-yi İnzibâtiye kararnamesi; 23 Nisan 1920 Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılışı; 10 Mayıs 1920 Adapazarı'nın işgali; 12 Mayıs 1920 Kandıra'ya giriş; 15 ve 17 Mayıs 1920 Geyve saldırıları; 23 Mayıs 1920 Adapazarı ve Sapanca'nın geri alınması; 14 Haziran 1920 son saldırının başarısızlığı; 25 Haziran 1920 kuvvetin kaldırılması.
Nisan 1920: İstanbul'un sertleşen çizgisi
16 Mart 1920'de İstanbul İtilaf devletlerince resmen işgal edilmiş, Meclis-i Mebusan dağılmış, mebusların bir kısmı Malta'ya sürülmüştü. Bu olaylardan sonra padişah VI. Mehmed Vahdeddin, Anadolu hareketine en sert karşı duran isim olan Damat Ferit Paşa'yı 5 Nisan 1920'de yeniden sadrazamlığa getirdi. Yeni hükûmetin ilk işlerinden biri, milliyetçilere karşı nasıl bir yol izleneceğini İngilizlerle konuşmak oldu.7 Nisan'da Damat Ferit, İngiltere'nin İstanbul'daki Yüksek Komiseri Amiral John de Robeck ile görüştü. Görüşmede İngiltere'nin doğrudan askerî iş birliğine girmeyeceği, ancak silah ve mühimmat desteği verebileceği konuşuldu. Dört gün sonra, 11 Nisan 1920'de Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi imzalı bir fetva yayımlandı. Fetvada Kuvâ-yi Milliye mensupları asi sayılıyor, onlarla savaşmak dinî bir vazife olarak gösteriliyordu. Bu fetva uçaklardan atılan bildirilerle ve cami kürsüleri aracılığıyla Anadolu'ya yayılmaya çalışıldı.
Ankara bu bildiriye kendi fetvasıyla karşılık verdi. Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Börekçi'nin başını çektiği ve Anadolu'nun pek çok müftüsünün imzasını taşıyan karşı fetva, padişahın ve halifenin düşman elinde esir bulunduğunu, onu kurtarmak için savaşmanın meşru olduğunu ilan ediyordu. Böylece kalem kavgası bir anda silahlı bir karşılaşmaya dönüşecek zemin üzerinde yürüyordu.
Kararname ve kuruluş
18 Nisan 1920 tarihli kararname yeni kuvvetin adını Kuvâ-yi İnzibâtiye olarak koydu. Kararnamede görevin Düzce, Hendek ve Adapazarı dolaylarında Kuvâ-yi Milliye'ye karşı ayaklanmış olanları desteklemek, bu bölgeleri İstanbul hükûmetinin etkisi altına almak ve millî kuvvetleri etkisiz hâle getirmek olduğu açıkça yazılıydı. Kuvvet Harbiye ve Dahiliye nezaretlerine bağlı olacak, kolluk kuvvetlerine de yardım edecekti.Plana göre birlik üç piyade alayı ve bir topçu taburundan oluşan bir tümen olacaktı. Yaklaşık 4.000 kişilik bir güç öngörülüyordu. Komutanlığa Süleyman Şefik Paşa getirildi. Erzurumlu Söylemezoğulları ailesinden gelen Süleyman Şefik Paşa, Harbiye'yi bitirmiş, çeşitli ordu komutanlıklarında ve Basra valiliğinde bulunmuş, 1919'da kısa bir süre Harbiye nazırlığı yapmış bir askerdi.
İngiltere bu kuvvete maaş, silah, araç ve gereç sağladı. Erlere 30, teğmenlere 60, alay komutanlarına 150 lira aylık bağlanmıştı. Bu rakamlar, aynı yıllarda Anadolu'daki millî birliklerin elde ettiği olanaklarla karşılaştırıldığında oldukça yüksekti. Buna rağmen gönüllü toplamak beklenen kolaylıkta olmadı. İstanbul'dan yola çıkan birlik, öngörülen tümen mevcudunun ancak yarısına ulaşabildi.

Ek bilgi
Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin dayandığı dinî söylem tek taraflı kalmadı. Dürrizade fetvasına karşı Ankara'da hazırlanan ve 150'yi aşkın müftünün imzasını taşıdığı bilinen karşı fetva, Anadolu halkının gözünde İstanbul'un sözünü büyük ölçüde boşa çıkardı. Ankara Müftüsü Rifat Börekçi, Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri'nin ilk başkanı olacaktı.
Anzavur'la ortaklık ve komutan değişikliği
Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin sahadaki en önemli müttefiki, daha önce Balıkesir ve Biga yörelerinde iki ayaklanma çıkarmış olan Ahmet Anzavur'du. Anzavur'un birinci ayaklanması 1 Ekim 1919'da Manyas, Susurluk, Gönen ve Ulubat dolaylarında başlamış, 25 Kasım 1919'da bastırılmıştı. 16 Şubat 1920'de Biga merkezli olarak başlattığı ikinci isyan ise 16 Nisan 1920'de Çerkez Ethem'in kuvvetleri tarafından dağıtılmıştı. İstanbul hükûmeti Anzavur'a sivil paşalık unvanı vermişti.Nisan sonunda karargâhıyla İzmit'e ulaşan Süleyman Şefik Paşa ile Anzavur arasında kısa sürede anlaşmazlık çıktı. İstanbul hükûmeti bu çatışmada açık bir tavır almayınca Süleyman Şefik Paşa komutayı bırakıp İstanbul'a döndü. Kuvvetin sahadaki yönetimi, Anzavur ile birlikte hareket eden subayların eline geçti.
İngiliz kuvvetleri İzmit çevresinde Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin gerisinde konuşlandı. İzmit limanına demirleyen İngiliz savaş gemileri, kıyıya yakın mevzileri top ateşiyle destekleyebilecek bir konumdaydı. Bu tablo, İstanbul hükûmetinin askerî girişiminin işgal kuvvetlerinin şemsiyesi altında yürüdüğünü açıkça gösteriyordu.
Adapazarı, Kandıra ve Geyve Boğazı
Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin ilk büyük hamlesi Adapazarı'na yöneldi. 10 Mayıs 1920'de kent işgal edildi, iki gün sonra Kandıra'ya girildi. Asıl hedef Geyve Boğazı'ydı. Sakarya vadisinin daraldığı bu geçit, İstanbul'dan Eskişehir'e ve oradan Ankara'ya uzanan demiryolu üzerindeydi. Boğazın aşılması, Ankara ile batı cephesi arasındaki ulaşımı tehdit etmek anlamına geliyordu.15 ve 17 Mayıs'ta Geyve'ye iki saldırı düzenlendi. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, Ankara'dan 20. Kolordu birliklerini bölgeye kaydırmış, Çerkez Ethem komutasındaki Kuvâ-yi Seyyare de takviye olarak gelmişti. Her iki saldırı da geri püskürtüldü ve Kuvâ-yi İnzibâtiye Adapazarı'na çekilmek zorunda kaldı.
23 Mayıs 1920'de 20. Kolordu birlikleri karşı taarruza geçti. Adapazarı ve Sapanca geri alındı. Bu çatışmalar sırasında İstanbul'dan gelen askerlerin bir bölümü millî kuvvetlere teslim oldu ya da saflarına katıldı. Haziran ortasında, 14 Haziran'da yapılan son saldırı da sonuç vermedi.

Dikkat: yanlış bilinen
Kuvâ-yi İnzibâtiye ile Kuvâ-yi Milliye'nin adları birbirine benzediği için karıştırılabilir. Kuvâ-yi Milliye, işgallere karşı Anadolu'da kendiliğinden doğan ve Heyet-i Temsiliye etrafında birleşen millî kuvvetlerdir. Kuvâ-yi İnzibâtiye ise İstanbul hükûmetinin bu kuvvetleri bastırmak için kurduğu ve yaklaşık iki buçuk ay yaşayan ordudur. Ayrıca Çerkez Ethem'in Kuvâ-yi Seyyare'si, 1920'de Kuvâ-yi İnzibâtiye'ye karşı savaşan birlikler arasındaydı; Ethem'in Ankara ile ayrılığı daha sonra, 1920 sonu ile 1921 başında yaşandı.
Dağılış ve geride kalanlar
Üst üste gelen yenilgilerden sonra İstanbul hükûmeti girişimin başarısız olduğunu kabul etti. 25 Haziran 1920'de Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin kaldırıldığı, askerlerin terhis edildiği açıklandı. Kuvvet, İstanbul hazinesine büyük bir masraf yüklemiş, karşılığında herhangi bir askerî kazanç sağlayamamıştı.Bu kısa ömürlü ordunun yöneticileri Cumhuriyet döneminde ağır sonuçlarla karşılaştı. Süleyman Şefik Paşa, Lozan'dan sonra hazırlanan ve vatandaşlıktan çıkarılan 150 kişiyi kapsayan Yüzellilikler listesine alındı ve yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. 1938'de çıkarılan kanunla Yüzellilikler'in ülkeye dönüşüne izin verildi; Süleyman Şefik Paşa da bu düzenlemenin ardından Türkiye'ye döndü ve 1946'da İstanbul'da öldü. Ahmet Anzavur ise 15 Nisan 1921'de Biga'ya bağlı Adliye köyü yakınlarında öldürüldü.
Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin dağılması, Haziran 1920'de batı Anadolu'da başlayan Yunan ileri harekâtı ile aynı günlere denk geldi. Ankara artık iç cephedeki ayaklanmalarla uğraşırken bir yandan da düzenli orduyu kurma işine yönelmek zorundaydı.
İki meşruiyetin karşılaşması
Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin askerî açıdan sonucu belliydi: yetmiş gün içinde kuruldu, yenildi, dağıldı. Ama bu kısa hikâyenin asıl önemi, 1920 baharında iki ayrı meşruiyet anlayışının ilk kez silahla karşılaşmasında yatıyor. Bir yanda padişah ve halife adına konuşan, işgal kuvvetlerinin şemsiyesine sığınan bir İstanbul hükûmeti; öbür yanda seçilmiş temsilcilerden oluşan ve 23 Nisan'da Ankara'da toplanan bir meclis vardı.Hilafet Ordusu adının seçilmesi bile bu karşılaşmanın neye dayandığını gösteriyordu. İstanbul, halkın dinî duygularına seslenerek millî hareketi yalnızlaştırabileceğini düşündü. Ancak Anadolu'nun müftüleri karşı fetvayla aynı dili kullandı ve halkın önemli bir kısmı padişahın işgal altındaki bir şehirde serbestçe karar veremediği kanaatine vardı. Askerlerin teslim olması ya da karşı tarafa geçmesi, bu kanaatin cephedeki yansımasıydı.
Geyve Boğazı'nın korunması da küçük bir ayrıntı değildi. Demiryolu hattı Ankara'nın batıyla bağlantısının can damarıydı. 20. Kolordu ile Kuvâ-yi Seyyare'nin ortak hareketi, Ankara'nın daha ilk haftalarında elindeki sınırlı gücü doğru yere yığabildiğini gösterdi. Kuvâ-yi İnzibâtiye'nin dağılmasıyla İstanbul hükûmetinin Anadolu'ya silahla söz geçirme imkânı fiilen sona erdi; bundan sonraki asıl sınav Yunan ordusuna karşı verilecekti.