Kütahya Antlaşması, 1833 baharında Osmanlı Devleti ile MısırvalisiKavalalı Mehmed Ali Paşa arasında varılan ve birinci Osmanlı-Mısır savaşını sona erdiren uzlaşmadır. Konya'da Osmanlı ordusunu yenen İbrahimPaşa'nın Kütahya'ya kadar ilerlemesi üzerine yapılan görüşmelerin sonucunda, Suriye'nin bütünü ve Adana'nın yönetimi Mehmed Ali ve oğluna bırakıldı. Uzlaşma, iki devlet arasındaki bir antlaşma değil, bir valiyle padişah arasında varılan ve fermanlarla ilan edilen bir düzenlemeydi. Yönetim yetkisi her yıl yenilenecek şekilde verildi. Kütahya düzenlemesi, kalıcı bir barış getirmedi; altı yıl sonra yeniden savaş çıktı. Mehmed Ali hanedanı döneminde Mısır'ın denetimindeki toprakları gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0, yazar: Bassem Fleifel. Dosya sayfası
Kütahya'ya giden yol
21 Aralık 1832'de Konya'da Osmanlı ordusu yenilip sadrazam Reşid MehmedPaşa esir düştükten sonra, İbrahim Paşa ilerleyişini sürdürdü. Şubat 1833'te Kütahya'ya ulaştı. İstanbul'a birkaç günlük mesafede olan Mısır ordusu karşısında II. Mahmud, Rusya'dan yardım istedi. Rus donanması Boğaz'a geldi ve Nisan 1833'te Rus askerleri Hünkâr İskelesi'ne çıktı. Rus askerlerinin İstanbul'da bulunması, İngiltere ve Fransa'yı telaşlandırdı. Bu devletler, Mehmed Ali'yi uzlaşmaya zorlarken, padişaha da Mehmed Ali'nin taleplerini kabul etmesi yönünde baskı yaptı.
Görüşmeler
Fransa'nın İstanbul elçisi Amiral Roussin'in arabuluculuğuyla görüşmeler başladı. Osmanlı Devleti adına İbrahimPaşa ile görüşmek üzere Kütahya'ya gönderilenler arasında, o sırada genç bir devlet görevlisi olan ve daha sonra Tanzimat'ın mimarı olacak Mustafa Reşid de bulunuyordu. Mehmed Ali, Suriye'nin bütününün yanında Adana'yı da istiyordu. Adana, Toros geçitlerine hâkim olması nedeniyle stratejik bir öneme sahipti; Mısır ordusu açısından Anadolu'ya açılan kapı demekti. Padişah, uzun direnişten sonra bu talebi de kabul etti.
Ek bilgi
Bir antlaşma mı, bir ferman mı? Kütahya düzenlemesi, Türk tarih yazımında genellikle "Kütahya Antlaşması" olarak anılır. Ancak hukuki açıdan bakıldığında, bu düzenleme iki eşit devlet arasında imzalanmış bir antlaşma değildi. Mehmed Ali, resmî olarak padişahın valisiydi; düzenleme de padişahın valiye verdiği yönetim yetkisini belirleyen fermanlarla ilan edildi. Bu nedenle bazı araştırmacılar "Kütahya Uzlaşması" ya da "Kütahya Sulhu" ifadelerini tercih eder.
Adana'nın yönetimi, muhassıllık adıyla İbrahim Paşa'ya verildi.
Mehmed Ali, padişaha bağlılığını sürdürmeyi ve vergi göndermeyi kabul etti.
İbrahim Paşa'nın ordusu, Toros dağlarının güneyine çekildi.
Ancak düzenleme, Mehmed Ali'ye bu toprakları kalıcı olarak ya da veraset yoluyla vermiyordu. Yönetim yetkisi, her yıl yapılan atamalarla yenileniyordu. Bu durum, Mehmed Ali'nin tatmin olmasını engelledi ve iki taraf arasındaki gerginliğin sürmesine yol açtı. Kütahya'ya kadar ilerleyen İbrahim Paşa'nın portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Rigo, Jules Alfred Vincent (French painter of battles and portraits, lithographer, lithograph printer and publisher, 181. Dosya sayfası
Suriye'de Mısır yönetimi
Kütahya'dan sonra İbrahimPaşa, Suriye'yi yaklaşık yedi yıl yönetti. Bu dönemde bölgede köklü değişiklikler yapıldı: Merkezî bir yönetim kuruldu, yeni vergiler konuldu, halktan asker toplandı ve halkın silahsızlandırılmasına girişildi. Gayrimüslimlere yönelik bazı kısıtlamalar kaldırıldı ve Avrupalı tüccarların ve misyonerlerin bölgedeki faaliyetleri kolaylaştı. Ancak askerlik yükümlülüğü ve ağır vergiler, Filistin'de, Lübnan dağlarında ve Havran'da büyük ayaklanmalara yol açtı. 1834'teki Filistin ayaklanması, bunların en büyüklerinden biriydi.
Dikkat: yanlış bilinen
Kalıcı barış mı, ateşkes mi? Kütahya düzenlemesi, ilan edildiği günden itibaren her iki taraf için de geçici bir çözüm olarak görüldü. II. Mahmud, kaybedilen toprakları geri almak için hazırlık yapmaya başladı. Mehmed Ali ise yönetim yetkisinin veraset yoluyla oğullarına geçmesini ve hatta tam bağımsızlığı istiyordu. Bu nedenle tarihçilerin çoğu, Kütahya'yı bir barıştan çok, altı yıl süren bir ateşkes olarak değerlendirir.
1839'a giden yol
Kütahya'dan sonraki yıllarda, II. Mahmud ordusunu yeniden düzenledi ve Prusyalı danışmanlardan yardım aldı. Mehmed Ali ise 1838'de bağımsızlık ilan etmeyi düşündüğünü Avrupa devletlerine bildirdi. Avrupa devletleri buna karşı çıktı. 1839 baharında Osmanlı ordusu Fırat'ı geçerek İbrahimPaşa'ya saldırdı; ancak 24 Haziran 1839'da Nizip'te ağır bir yenilgiye uğradı. Bu yenilgi, ikinci Osmanlı-Mısır krizini başlattı ve 1840Londra Antlaşması'na giden süreci açtı.
Arşivlerdeki izler
Kütahya görüşmelerine dair belgeler, Osmanlı arşivinde, Kahire'deki Mısır arşivlerinde ve Fransa ile İngiltere'nin diplomatik arşivlerinde bulunur. Osmanlı arşivinde, Mehmed Ali'ye ve İbrahimPaşa'ya verilen fermanlar, görüşmelere katılan devlet görevlilerinin raporları ve Rus askerlerinin İstanbul'daki varlığına dair yazışmalar yer alır. Fransız arşivlerinde ise Amiral Roussin'in raporları, arabuluculuk sürecini ayrıntılı biçimde aktarır. Kütahya uzlaşmasından sonraki sınırları gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: SpartanWarrior197. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 21 Aralık 1832: Konya Muharebesi. Şubat 1833: İbrahim Paşa Kütahya'ya ulaşır; Rus donanması Boğaz'a gelir. Nisan 1833: Rus askerleri Hünkâr İskelesi'ne çıkar. Nisan–Mayıs 1833: Kütahya görüşmeleri ve düzenlemenin ilanı. Temmuz 1833: Hünkâr İskelesi Antlaşması. 1834: Filistin ayaklanması. 1838: Mehmed Ali bağımsızlık niyetini bildirir. 24 Haziran 1839: Nizip Muharebesi.
Yıllık yenilenen bir barış
Kütahya düzenlemesinin en dikkat çekici yanı, her yıl yenilenen bir yönetim yetkisine dayanmasıdır. Bu ayrıntı, aslında iki tarafın da düzenlemeye nasıl baktığını gösteriyor. Padişah, bu yolla Mehmed Ali'nin yönetimini her an geri alınabilecek bir yetki olarak tutmak istedi. Mehmed Ali ise bunu bir aşağılanma ve güvensizlik kaynağı olarak gördü. Böyle kırılgan bir denge üzerine kurulan bir barışın uzun sürmesi beklenemezdi.
Bizim gözümüzde Kütahya'nın bir başka önemi, Mustafa Reşid'in diplomasi sahnesine çıktığı ilk büyük görüşmelerden biri olmasıdır. Bu genç devlet adamı, burada Avrupa devletlerinin Osmanlı meselelerine nasıl müdahale ettiğini yakından gördü. Sonraki yıllarda Londra ve Paris'te elçilik yaparken edindiği deneyimlerle birlikte, bu gözlemler onun Tanzimat Fermanı'na giden yolda izleyeceği diplomasinin şekillenmesine katkıda bulundu.