İçeriğe geç
Giriş yap
0

Hamit Bey (Hasancan): Hilal-i Ahmer başkanı ve Ankara'nın işgal altındaki İstanbul'da temsilcisi

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

İstanbul'da Ankara'nın sessiz yüzü

Millî Mücadele denince akla önce cepheler, Ankara'daki Meclis ve Anadolu'daki kongreler gelir. Oysa hareketin başarısında İstanbul'da, işgal kuvvetlerinin gözü önünde çalışan insanların da payı büyüktü. Bu isimlerden biri, Kapancızade Hamit Bey'dir. Soyadı Kanunu'ndan sonra Hasancan soyadını alan Hamit Bey, Mustafa Kemal'in yıllara dayanan dostlarındandı ve Millî Mücadele'nin son evresinde Ankara hükûmetinin İstanbul'daki fiilî temsilcisi gibi çalıştı. Aynı dönemde Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin başkanlığını yürüttü. Bu iki görev, onu hem insani yardım hem de siyasi temas bakımından işgal İstanbul'unun en önemli kişilerinden biri haline getirdi.

Hamit Bey, Osmanlı'nın son döneminde idari görevlerde bulunmuş, mülkiye kökenli, devlet işlerini yakından tanıyan bir isimdi. Mustafa Kemal'le dostluğu, Millî Mücadele'den önceki yıllara uzanıyordu. Bu dostluk, sonraki yıllarda Ankara'nın İstanbul'da güvenebileceği bir muhataba ihtiyaç duyduğu anlarda belirleyici oldu. Hamit Bey'in kişiliği, tanıyanların anlatımlarında sakin, ölçülü ve güven veren bir mizaç olarak öne çıkar.
Kapancızade Hamit Bey (Hasancan)
Kapancızade Hamit Bey (Hasancan)Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 16 Mart 1920 İstanbul'un resmen işgali; 1920-1922 İstanbul'dan Anadolu'ya insan, silah ve malzeme akışını sağlayan gizli ağların çalışması; 1921 sonrası Hamit Bey'in Hilal-i Ahmer başkanlığı; 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi; 19 Ekim 1922 Refet Paşa'nın İstanbul'a gelişi; 4 Kasım 1922 İstanbul'un Ankara hükûmetinin idaresine geçmesi; 6 Ekim 1923 Türk birliklerinin İstanbul'a girişi.

Hilal-i Ahmer'in savaş yıllarındaki işlevi

Hilal-i Ahmer Cemiyeti, bugünkü Kızılay'ın öncülüdür ve 1868'de kurulan bir yardım teşkilatının devamıdır. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında cemiyet; yaralı askerlerin tedavisi, göçmenlerin barınması, esirlerin durumu ve sivil halka yardım gibi alanlarda geniş bir faaliyet yürüttü. Millî Mücadele sırasında cemiyetin İstanbul merkezi ile Anadolu'daki şubeleri arasındaki ilişki karmaşıktı. Bir yandan resmî olarak İstanbul'daki yönetime bağlı bir kurumdu, öte yandan Anadolu'daki savaşın en çok yardım gerektiren yerlerinde çalışıyordu.

Hamit Bey'in başkanlığı döneminde Hilal-i Ahmer, Anadolu'daki cepheye yönelik yardımları sürdürmenin yollarını aradı. Sağlık malzemesi, ilaç, giyecek ve yardım parası, insani yardım kanalları üzerinden Anadolu'ya ulaştırılmaya çalışıldı. Cemiyetin uluslararası Kızılhaç hareketiyle olan bağları, Yunan işgali altındaki bölgelerdeki sivil kayıplar ve esirler konusunda dünya kamuoyuna bilgi ulaştırmak için de kullanıldı. Bu faaliyetler, cemiyeti işgal kuvvetlerinin dikkatini çeken bir kurum haline getirdi.

Ankara ile İstanbul arasındaki bağlantı

İstanbul'un işgalinden sonra Ankara'nın şehirle resmî bir bağı kalmamıştı. Mebusan Meclisi dağıtılmış, milletvekillerinin bir kısmı Malta'ya sürülmüş, bir kısmı Anadolu'ya geçmişti. Ancak İstanbul'da hâlâ Ankara'ya yakın duran çok sayıda subay, memur, gazeteci ve tüccar vardı. Bu kişilerin Ankara'yla haberleşmesi, gizli örgütler ve güvenilir aracılar üzerinden yürüyordu. Hamit Bey, özellikle Sakarya'dan sonra, Ankara'nın İstanbul'daki gelişmeleri izlediği, mesajlarını ilettiği ve zaman zaman yabancı temsilcilerle dolaylı temas kurduğu kanallardan biri oldu.

Büyük Taarruz ve İzmir'in kurtuluşunun ardından İstanbul'daki dengeler hızla değişti. İtilaf Devletleri, Boğazlar bölgesinde yeni bir çatışmadan kaçınmak istiyordu. Mudanya'da yapılan görüşmeler sonucunda 11 Ekim 1922'de mütareke imzalandı; Doğu Trakya Türk idaresine bırakılacak, İstanbul'daki Türk yönetimi de yeni bir düzene girecekti. Bu geçiş döneminde Hamit Bey, Ankara'nın İstanbul'daki en görünür isimlerinden biri haline geldi.
Refet Paşa (Bele)
Refet Paşa (Bele)Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ek bilgi
Mudanya'dan sonra Ankara, Refet Paşa'yı Doğu Trakya'yı teslim almak ve İstanbul'da Ankara hükûmetini temsil etmek üzere görevlendirdi. Refet Paşa 19 Ekim 1922'de İstanbul'a geldiğinde coşkulu bir kalabalıkla karşılandı. Bu karşılamanın düzenlenmesinde ve Refet Paşa'nın şehirde çalışmasının kolaylaştırılmasında, Ankara'ya yakın İstanbul çevreleri ve Hamit Bey gibi güvenilir isimler önemli rol üstlendi.

Saltanatın kaldırılması günlerinde İstanbul

1 Kasım 1922'de Büyük Millet Meclisi saltanatı kaldırdı. Bu kararla birlikte İstanbul'daki Osmanlı hükûmeti fiilen sona erdi. Sadrazam Tevfik Paşa'nın kabinesi istifa etti ve İstanbul, 4 Kasım'dan itibaren Ankara hükûmetinin idaresine geçti. Bu süreçte şehrin idaresinin kesintisiz sürmesi, memurların yeni yönetime bağlanması ve halkın huzurunun korunması gerekiyordu. Refet Paşa'nın yanında çalışan ekip, bu geçişin pürüzsüz olması için yoğun bir çaba gösterdi. Hamit Bey'in hem Hilal-i Ahmer'deki tecrübesi hem de şehrin önde gelen isimleriyle ilişkileri bu süreçte değerli bir sermaye oldu.

Vahdettin'in 17 Kasım 1922'de bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul'dan ayrılması, saltanat döneminin son sahnesiydi. Ardından Abdülmecit Efendi, Meclis'in kararıyla yalnızca halife olarak seçildi. Bu günlerde İstanbul'un gündemi, Lozan'da başlayacak barış görüşmeleri, şehirde bulunan İtilaf kuvvetlerinin ne zaman çekileceği ve Ankara ile İstanbul arasındaki yeni ilişkinin nasıl kurulacağıydı.

Mustafa Kemal'le dostluğun sonraki yılları

Cumhuriyet'in ilanından sonra Hamit Bey, Mustafa Kemal'in yakın çevresinde yer almaya devam etti. Atatürk'ün İstanbul'a geldiği zamanlarda görüştüğü, sohbet sofralarında bulunan ve devlet işleri konusunda fikrine başvurduğu isimler arasında anılır. Hamit Bey'in Cumhuriyet döneminde de çeşitli kurumlarda görev aldığı, Hilal-i Ahmer'le bağını uzun süre koruduğu bilinir. Yaşı ilerledikçe kamusal hayattan çekildi, ancak Atatürk'le dostluğu sürdü.

Atatürk'ün dostluklarında sadakat ve güven önemli bir yer tutardı. Millî Mücadele'nin zor yıllarında İstanbul'da kalıp Ankara'ya hizmet etmek, hem kişisel risk hem de toplumsal baskı anlamına geliyordu. İşgal kuvvetlerinin tutuklama ve sürgün yetkisi vardı; Ankara'ya yakın olduğu bilinen kişiler sık sık gözaltına alınıyordu. Hamit Bey'in bu dönemdeki tavrı, Atatürk'ün gözünde ona özel bir yer kazandırdı.
Doğrusu
Hamit Bey bazen aynı dönemde yaşamış başka Hamit adlı devlet adamlarıyla karıştırılır. Bu yazıda anlatılan, Kapancızade Hamit Bey'dir; Soyadı Kanunu'ndan sonra Hasancan soyadını almış, Millî Mücadele'nin son evresinde Hilal-i Ahmer'in başında bulunmuş ve Ankara'nın İstanbul'daki güvenilir temsilcisi olarak çalışmıştır.

İşgal İstanbul'unda çalışmanın güçlükleri

İşgal yıllarında İstanbul'da Ankara adına çalışmak, sürekli gözetim altında yaşamak demekti. İngiliz istihbaratı, şehirdeki Türk çevrelerini yakından izliyor, şüpheli görülen kişiler hakkında dosyalar tutuyordu. Basın sansür altındaydı; Ankara'ya yakın gazeteler sık sık kapatılıyor, yazarlar yargılanıyordu. Bu ortamda yardım kuruluşları, işgal kuvvetlerinin tamamen engelleyemeyeceği bir alan sunuyordu. Hilal-i Ahmer'in insani yardım kimliği, Anadolu'yla bağlantının sürdürülmesi için önemli bir koruma sağladı.

Hamit Bey'in İstanbul'daki çalışmaları, Karakol Cemiyeti, Mim Mim grubu ve benzeri gizli örgütlerin silah ve insan kaçırma faaliyetleriyle aynı dönemde yürüdü. Bu örgütler daha çok askerî malzeme ve subayların Anadolu'ya geçirilmesiyle uğraşırken, Hamit Bey'in alanı siyasi temas, insani yardım ve kamuoyu ilişkileriydi. İki alan birbirini tamamlıyordu.

Ankara'nın İstanbul'daki güvenilir adamı: değerlendirme

Hamit Bey (Hasancan), Millî Mücadele'nin cephe dışındaki kahramanlarından biridir. İşgal altındaki İstanbul'da, Hilal-i Ahmer'in başında insani yardımı sürdürürken Ankara'nın şehirdeki temsilcisi gibi çalışması, geçiş döneminin sorunsuz atlatılmasına katkıda bulundu. Mudanya'dan saltanatın kaldırılmasına, Refet Paşa'nın İstanbul'a gelişinden Türk birliklerinin şehre girişine kadar uzanan bir yılda, Ankara'nın İstanbul'daki gözü ve kulağı olan isimler arasında yer aldı. Onun hikâyesi, büyük bir hareketin başarısının yalnızca cephelerde değil, sessizce yürütülen güvene dayalı ilişkilerde de kazanıldığını gösterir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap