İçeriğe geç
Giriş yap
0

Yeni Cami ve Mısır Çarşısı: iki valide sultanın altmış yıllık külliyesi

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Eminönü'nde, Haliç'in ağzında yükselen Yeni Cami ve hemen yanındaki Mısır Çarşısı, İstanbul'un en tanınmış silüetlerinden birini oluşturur. Bu külliyenin yapımı, iki farklı valide sultanın girişimiyle ve yaklaşık altmış yıllık bir aralıkla gerçekleşti. İnşaata 1597'de Sultan III. Mehmed'in annesi Safiye Sultan başladı; ancak yapı yarım kaldı. Yarım asırdan uzun süre sonra, Sultan IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan, külliyeyi tamamlattı ve cami 1665'te ibadete açıldı. Bu yazıda külliyenin yapım hikâyesini, mimarisini, Mısır Çarşısı'nın işlevini ve adının kökenini anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: YENİCAMİ KÜLLİYESİ — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Ahmet Vefa Çobanoğlu. Tarih: 2013.
Yeni Cami'yi gösteren eski bir gravür
Yeni Cami'yi gösteren eski bir gravürGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Rijksmuseum. Dosya sayfası

Safiye Sultan'ın girişimi

Safiye Sultan, Sultan III. Murad'ın eşi ve Sultan III. Mehmed'in annesiydi. Oğlunun tahta çıkmasıyla valide sultan olarak sarayda büyük bir nüfuz kazandı. Bu nüfuzu, İstanbul'da kendi adını taşıyacak büyük bir cami yaptırarak göstermek istedi.

Seçilen yer, Eminönü'nde, şehrin en işlek ticaret bölgesinin ortasındaydı. Bu bölgede o dönemde yoğun bir Yahudi nüfusu yaşıyordu. Caminin yapımı için bölgedeki evler, dükkânlar ve sinagoglar istimlak edildi; burada yaşayanlar başka mahallelere taşındı. Bu istimlak, caminin yapımının başından itibaren tartışmalı bir mesele olmasına neden oldu.

İnşaata 1597'de, Mimar Sinan'ın öğrencisi Davud Ağa'nın yönetiminde başlandı. Yapı yerinin denize yakın olması ve zeminin sulu olması, inşaatı zorlaştırdı; zemine kazıklar çakılarak yapının ağırlığını taşıyabilecek sağlam bir zemin hazırlanmaya çalışıldı. Davud Ağa'nın ölümünden sonra inşaatı Dalgıç Ahmed Ağa sürdürdü.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Davud Ağa'nın ölüm tarihi ve nedeni kaynaklarda farklı anlatılır; bazı kaynaklar onun 1598'de vebadan öldüğünü, bazıları ise idam edildiğini bildirir. Bu iki anlatı arasında kesin bir karar vermek mümkün değildir.

Yarım kalan cami

1603'te Sultan III. Mehmed öldü. Yeni padişah I. Ahmed, büyükannesi Safiye Sultan'ı Eski Saray'a gönderdi. Böylece Safiye Sultan sarayın siyasi hayatından uzaklaştırıldı ve caminin inşaatı durdu. O sırada yapının duvarları yalnızca belirli bir yüksekliğe ulaşmıştı.

Yarım kalan yapı, yarım asırdan uzun bir süre Eminönü'nde öylece durdu. Bu dönemde yapı, halk arasında Zulmiye adıyla anıldı. Bu ad, yapım için yapılan istimlaklerin yarattığı haksızlık duygusunu yansıtıyordu. 1660'taki büyük İstanbul yangını, yarım kalan yapıya da zarar verdi.
Mısır Çarşısı'nın içinden bir görünüm
Mısır Çarşısı'nın içinden bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 4.0, yazar: Joseolgon. Dosya sayfası

Turhan Hatice Sultan'ın tamamlaması

1660 yangınından sonra, Sultan IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan, yarım kalan camiyi tamamlatmaya karar verdi. Turhan Sultan, oğlunun küçük yaşta tahta çıkmasıyla valide sultan olmuş ve devlet yönetiminde önemli bir rol oynamıştı. Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa ile birlikte devletin istikrarını sağlamaya çalışmıştı.

İnşaatın yönetimi, saray mimarı Mustafa Ağa'ya verildi. Mustafa Ağa, Davud Ağa'nın planlarına büyük ölçüde sadık kaldı. Cami, 1665'te tamamlandı ve ibadete açıldı. Külliyeye bir türbe, bir hünkâr kasrı, bir sıbyan mektebi, bir çeşme, bir sebil ve Mısır Çarşısı da dahil edildi.

Davud Ağa'nın planı

Davud Ağa, Mimar Sinan'ın ölümünden sonra hassa mimarbaşı olmuş ve hocasının geleneğini sürdürmüştü. Yeni Cami'nin planı, onun Sinan'dan devraldığı mimari anlayışın bir ürünüdür. Davud Ağa'nın erken ölümü ve inşaatın uzun süre durması, yapının kimin eseri sayılacağı sorusunu da beraberinde getirdi. Sanat tarihçileri genellikle caminin ana tasarımını Davud Ağa'ya, tamamlanmasını ve bazı ayrıntılarını ise Mustafa Ağa'ya bağlar. Bu ortak emek, caminin hem on altıncı yüzyıl sonunun hem de on yedinci yüzyıl ortasının izlerini birlikte taşımasını sağladı.

Mimarisi

Yeni Cami, klasik Osmanlı mimarisinin son büyük örneklerinden biridir. Plan şeması, Mimar Sinan'ın Şehzade Camii'nde uyguladığı merkezî kubbe ve dört yarım kubbe düzenini izler. Caminin iki minaresi vardır; her minarede üç şerefe bulunur. Geniş bir avlusu ve ortasında bir şadırvanı vardır.

Caminin iç mekânı, İznik çinileriyle kaplıdır. Bu çinilerin bir kısmı, on yedinci yüzyılın ikinci yarısına ait olduğu için, on altıncı yüzyılın parlak İznik çinilerinden farklı renk tonları taşır. Hünkâr kasrı, padişahın camiye gelişinde dinlendiği ve namaz kıldığı özel bir bölümdür; avludan bağımsız bir rampayla bu bölüme ulaşılır.

Mısır Çarşısı

Külliyenin bir parçası olarak inşa edilen Mısır Çarşısı, L biçiminde, iki kollu bir kapalı çarşıdır. Çarşı, 1660'lı yıllarda tamamlandı. Dükkânlardan elde edilen kira gelirleri, caminin ve külliyenin giderlerini karşılamak için vakfa bağlandı.

Çarşının adının kökeni hakkında farklı görüşler vardır. En yaygın açıklama, çarşının yapımında Mısır'dan gelen vergilerin kullanıldığı ya da çarşıda Mısır'dan getirilen malların satıldığıdır. Çarşının vakfiyede geçen adı ise Valide Çarşısı ya da Yeni Çarşı'dır.
Ek bilgi
Mısır Çarşısı, Osmanlı döneminde özellikle baharat, şifalı bitkiler, boyalar ve ilaç hammaddeleri satılan bir merkezdi. Çarşıdaki aktarlar, İstanbul'un ilaç ve baharat ticaretinin önemli bir kısmını yürütürdü. Bugün de çarşı, baharatçıları, kuruyemişçileri ve lokumcularıyla tanınır.

Seyyahların gözünde Eminönü

Yeni Cami ve çevresi, on yedinci yüzyıldan itibaren İstanbul'a gelen yabancı seyyahların en çok tasvir ettiği yerlerden biri oldu. Caminin Haliç'e bakan konumu, denizden şehre yaklaşanlar için etkileyici bir manzara oluşturuyordu. Avrupalı ressamlar ve gravürcüler, Yeni Cami'yi Galata Köprüsü, Haliç ve kalabalık iskele meydanıyla birlikte resmetti. Bu resimler, Avrupa'da İstanbul imajının oluşmasında önemli bir rol oynadı.

Caminin önündeki meydan, yüzyıllar boyunca şehrin en kalabalık yerlerinden biriydi. Burada sokak satıcıları, hamallar, kayıkçılar ve alışverişe gelen İstanbullular bir araya gelirdi. On dokuzuncu yüzyılda Galata Köprüsü'nün yapılmasıyla meydan daha da canlandı ve İstanbul'un iki yakası arasındaki geçişin ana noktalarından biri hâline geldi.

Türbe ve hünkâr kasrı

Turhan Hatice Sultan, 1683'te öldü ve caminin yanındaki türbeye gömüldü. Bu türbede daha sonra Sultan IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman ve V. Murad gibi padişahlar da toprağa verildi. Böylece türbe, Osmanlı hanedanının en kalabalık türbelerinden biri hâline geldi.
Mısır Çarşısı'nda satılan baharatlar
Mısır Çarşısı'nda satılan baharatlarGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Miomir Magdevski. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
1597: Safiye Sultan'ın girişimiyle inşaatın başlaması
1603: III. Mehmed'in ölümü ve inşaatın durması
1660: Büyük İstanbul yangını
1660'lar: Turhan Hatice Sultan'ın inşaatı yeniden başlatması
1665: Yeni Cami'nin ibadete açılması
1683: Turhan Hatice Sultan'ın ölümü

Altmış yıllık bir sabır: Eminönü'nün silüeti nasıl tamamlandı?

Yeni Cami ve Mısır Çarşısı'nın hikâyesi, Osmanlı'da büyük yapıların yalnızca mimari değil, siyasi süreçlerin de ürünü olduğunu gösterir. Bir valide sultanın başlattığı yapı, onun saraydaki nüfuzunu kaybetmesiyle yarım kaldı; başka bir valide sultan, kendi nüfuzunu göstermek için yapıyı tamamladı. Böylece külliye, iki farklı dönemin ve iki farklı kadının iz bıraktığı bir yapı oldu.

Külliyenin yapımı sırasında yaşanan istimlakler, şehrin sosyal dokusunda derin değişikliklere yol açtı. Yarım kalan yapıya verilen Zulmiye adı, halkın bu sürece bakışını yansıtır. Bu ayrıntı, büyük yapıların arkasındaki insan hikâyelerini hatırlatır.

Mısır Çarşısı ise vakıf sisteminin işleyişini somut biçimde gösterir. Çarşının dükkânlarından alınan kiralar, caminin bakımını, görevlilerin maaşlarını ve külliyenin hayır hizmetlerini finanse etti. Bu düzen, yüzyıllar boyunca sürdü. Bugün Eminönü'nden geçen biri, hem bir ibadet yerinin hem de bir ticaret merkezinin yan yana durduğu bu külliyede, Osmanlı şehrinin dinî ve ekonomik hayatının nasıl iç içe geçtiğini görebilir. Baharat kokularıyla dolu çarşı ile ezan seslerinin yükseldiği cami, aynı vakfın iki yüzüdür.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap