Bugün Ukrayna'nın batısında, Smotrych Nehri'nin derin bir kıvrımı içinde yükselen Kamaniçe (Ukraynaca Kamianets-Podilskyi, Lehçe Kamieniec Podolski), 17. yüzyılda Lehistan'ın güneydoğu sınırının en güçlü kalesiydi. Bu kale, 27 Ağustos 1672 günü, padişahIV. Mehmed'in ve sadrazamKöprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın komutasındaki Osmanlı ordusuna teslim oldu. Aynı yılın ekim ayında imzalanan Bucaş Antlaşması ile Podolya bölgesi Osmanlı'ya bırakıldı.
Kamaniçe'nin alınması, Osmanlı'nın Avrupa'da büyük toprak kazandığı son seferlerden biridir. Bundan yalnızca on bir yıl sonra Viyana önlerinde başlayan geri çekilme süreci, bu kazancı da kalıcı olmaktan çıkaracaktı. Bu yazıda seferin arka planını, kuşatmayı, Bucaş Antlaşması'nın ağır şartlarını ve Kamaniçe'nin Osmanlı yönetimindeki yirmi yedi yılını anlatıyoruz. Kamaniçe (Kamianets-Podilskyi) kalesinin bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Rbrechko. Dosya sayfası
Kazak meselesi ve seferin nedeni
1660'lı yıllarda Ukrayna toprakları, Lehistan, Rusya ve Osmanlı arasında çekişme konusuydu. Dinyeper Nehri'nin batı yakasındaki Kazakların hetmanı Petro Doroşenko, Lehistan'a karşı Osmanlı'dan yardım istedi ve 1669'da Osmanlı himayesini kabul etti. Lehistan, Doroşenko'nun bu kararını tanımadı ve onu destekleyen Kırım Tatarlarıyla çatışmaya girdi.
Osmanlı hükümeti, himayesindeki Kazakları korumayı bir sefer gerekçesi olarak kullandı. 1669'da Girit'teki Kandiye kuşatmasını başarıyla bitiren Köprülüzade Fazıl AhmedPaşa, yeni bir büyük sefer için hazırdı. 1672 baharında padişah IV. Mehmed bizzat sefere çıktı. Bu, padişahın ordunun başında bulunduğu nadir seferlerden biriydi.
Ek bilgi
IV. Mehmed'in sefere katılması, sarayda büyük bir olay olarak karşılandı. Padişahın ordusuna, Kırım Hanı Selim Giray'ın Tatar kuvvetleri ve Doroşenko'nun Kazakları da katıldı. Osmanlı ordusu Tuna'yı İsakçı'dan geçti, Hotin'den Turla (Dinyester) Nehri'ni aşarak Podolya'ya girdi.
Kuşatma: dokuz günde düşen kale
Kamaniçe, doğal konumu nedeniyle neredeyse alınamaz bir kale olarak görülüyordu. Şehir, Smotrych Nehri'nin oluşturduğu yüksek kayalıklarla çevrili bir yarımada üzerindeydi ve tek giriş yolu, eski kaleye bağlanan dar bir köprüydü. Ancak kale garnizonu küçüktü ve Lehistan, iç çekişmeler nedeniyle yardım gönderemiyordu.
Osmanlı ordusu 18 Ağustos 1672'de kuşatmaya başladı. Yoğun top ateşi ve lağımlarla surlarda gedikler açıldı. Eski kalenin bir bölümündeki barut deposunun patlaması savunmayı zayıflattı. 27 Ağustos'ta şehir teslim oldu. Teslim anlaşmasına göre halkın bir kısmının şehirden ayrılmasına izin verildi, kalanlar ise Osmanlı tebaası oldu. Kamaniçe şehrini ve kalesini gösteren 1691 tarihli haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Nicolas de Fer. Dosya sayfası
Bucaş Antlaşması: Lehistan için bir aşağılanma
Kamaniçe'nin düşüşünden sonra Osmanlı ordusu Lviv'e kadar ilerledi. Lehistan kralı Michał Korybut Wiśniowiecki, barış istemek zorunda kaldı. 18 Ekim 1672'de bugün Ukrayna'daki Buchach kasabasında imzalanan antlaşma ile Podolya, Osmanlı'ya bırakıldı. Dinyeper'in batısındaki Ukrayna, Doroşenko yönetiminde Osmanlı himayesine girdi. Lehistan ayrıca her yıl Osmanlı'ya bir miktar para ödemeyi kabul etti.
Bu yıllık ödeme, Lehistan'da büyük bir öfkeye yol açtı; çünkü bir haraç gibi algılanıyordu. Lehistan meclisi antlaşmayı onaylamadı. Komutan Jan Sobieski, 11 Kasım 1673'te Hotin'de Osmanlı ordusunu yendi. Bu zafer, Sobieski'nin kısa süre sonra kral seçilmesini sağladı. Ancak Kamaniçe Osmanlı'nın elinde kaldı; 1676'daki Zurawno Antlaşması Podolya'nın Osmanlı yönetiminde kaldığını yeniden kabul etti.
Dikkat: yanlış bilinen
Bucaş Antlaşması'ndaki yıllık ödemenin miktarı ve niteliği kaynaklarda farklı aktarılır. Lehçe kaynaklar bu ödemeyi açıkça haraç olarak tanımlarken, bazı Osmanlı belgelerinde bu ödeme bir sınır düzenlemesinin parçası olarak geçer. Ayrıca antlaşmanın Lehistan tarafından hiçbir zaman onaylanmaması, hukuki bağlayıcılığı konusunda tartışmalara yol açmıştır.
Kamaniçe eyaleti: 27 yıllık Osmanlı yönetimi
Osmanlı, Podolya'yı yeni bir eyalet olarak örgütledi. Kamaniçe eyaleti, sancaklara bölündü ve bölgede bir tahrir yapıldı. Bu tahririn sonucu olan büyük defter, bugün İstanbul'daki Osmanlı arşivinde bulunur. Polonyalı Osmanlı tarihçisi Dariusz Kołodziejczyk, bu defteri 2004'te İngilizce çevirisi ve ayrıntılı açıklamalarıyla birlikte yayımladı. Bu yayın, bir Osmanlı eyaletinin kuruluşunu adım adım gösteren önemli bir kaynaktır.
Şehirdeki en dikkat çekici değişiklik, Katolik Aziz Petrus ve Pavlus Katedrali'nin camiye dönüştürülmesiydi. Katedralin yanına bir minare eklendi. Osmanlı yönetimi sona erdikten sonra minare yıkılmadı; 1756'da tepesine Meryem Ana'nın yaldızlı bir heykeli yerleştirildi. Bugün bu minare ve üzerindeki heykel, şehrin en ünlü simgelerinden biridir ve Osmanlı ile Lehistan tarihinin aynı yapıda buluştuğu nadir bir örnektir.
Ek bilgi
Osmanlı döneminde Kamaniçe'ye Anadolu'dan ve Balkanlar'dan Müslüman nüfus yerleştirildi; şehirde camiler, medrese ve hamam yapıldı. Ancak bölgenin Hristiyan köylü nüfusu büyük ölçüde yerinde kaldı. Eyaletin gelirleri, garnizonu ve kale tamiratını karşılamakta zorlandı; Kamaniçe Osmanlı için kârlı bir eyaletten çok stratejik bir sınır kalesi oldu.
Kamaniçe kuşatması, Polonya'nın ulusal hafızasında derin bir iz bıraktı. Kuşatma sırasında eski kaledeki barut deposunun patlamasında ölen subaylar arasında Jerzy Wołodyjowski da vardı. Polonyalı yazar Henryk Sienkiewicz, 1888'de yayımladığı Pan Wołodyjowski adlı romanında bu subayı ve Kamaniçe'nin düşüşünü destansı bir dille anlattı. Roman, Polonya'da kuşaklar boyu okunan "Üçleme"nin son kitabıdır ve 1969'da sinemaya da uyarlanmıştır.
Bu edebî anlatım, Kamaniçe'nin Polonyalılar için bir yenilgi değil, bir fedakârlık simgesi olarak hatırlanmasını sağladı. Osmanlı tarafında ise sefer, padişahın bizzat katıldığı ve büyük bir zaferle sonuçlanan bir sefer olarak kroniklere geçti. Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa gibi tarihçiler, kuşatmayı ve padişahın kaleye girişini ayrıntılı biçimde anlattı. Aynı olayın iki ülkenin hafızasında bu kadar farklı yer tutması, ortak tarihin farklı okumalarına iyi bir örnektir.
Karlofça ile gelen son
1683'te Viyana'da başlayan büyük savaş, Kamaniçe'yi de bir sınır kalesi olarak zor durumda bıraktı. Lehistan kuvvetleri kaleyi birkaç kez kuşattı; ancak Osmanlı garnizonu dayandı. Kale, 26 Ocak 1699'da imzalanan Karlofça Antlaşması ile savaşmadan Lehistan'a geri verildi. Osmanlı garnizonu ve Müslüman halk şehirden ayrıldı.
Kamaniçe'nin alınması ve Bucaş Antlaşması, Osmanlı'nın Avrupa'da toprak kazandığı son büyük başarılardan biridir. Köprülüler döneminin askerî gücü, Girit'teki uzun savaşı bitirdikten sonra kısa sürede Podolya'yı da imparatorluğa kattı. Bu başarı, Osmanlı'nın 17. yüzyılda yalnızca gerileyen bir güç olmadığını, hâlâ büyük seferler düzenleyebildiğini gösteriyor.
Ancak aynı sefer, Osmanlı'nın sınırlarının giderek zorlaştığını da gösterdi. Lehistan, Bucaş'ı hiçbir zaman kabullenmedi ve Sobieski'nin Hotin zaferi, onu on yıl sonra Viyana'yı kurtaracak orduya liderlik etmeye hazırladı. Podolya eyaleti, kârlı bir toprak olmaktan çok pahalı bir sınır kalesi olarak kaldı ve Karlofça'da savaşılmadan geri verildi.
Bugün Kamaniçe'de minare üzerinde duran Meryem heykeli, bu kısa ama dramatik dönemin en görünür hatırasıdır. Kołodziejczyk'in yayımladığı tahrir defteri ise eyaletin gündelik hayatını, köylerini ve vergilerini gün ışığına çıkarır. Bu iki iz birlikte, Kamaniçe'nin Osmanlı ile Lehistan arasındaki ortak tarihte nasıl özel bir yer tuttuğunu gösteriyor. Sienkiewicz'in romanı ve Silahdar'ın kroniği yan yana okunduğunda, aynı kalenin bir tarafta şehitlik, öbür tarafta zafer olarak hatırlandığı görülür. Kamaniçe'nin hikâyesi, Osmanlı'nın Avrupa'daki son büyük genişlemesinin hem gücünü hem de sınırlarını aynı anda anlatıyor.