Türkçe bir takma ad
Asıl adı Hüseyin Avni'ydi. İlk yazılarını Enis Avni imzasıyla yayımladı. Ama 1911'de Genç Kalemler'in başlattığı Yeni Lisan hareketine katılınca, kendine tümüyle Türkçe bir ad seçti: Aka Gündüz. Bu ad, onun sadeleşen dilinin ve Türkçülüğünün bir simgesi oldu.Aka Gündüz, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin en çok okunan yazarlarından biriydi. Hareket Ordusu ile İstanbul'a geldi, Malta'ya sürüldü, döndükten sonra Ankara'ya giderek kalemiyle Millî Mücadele'yi destekledi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde üç dönem Ankara milletvekili olarak bulundu. Bu yazıda onun hareketli hayatını anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1884 Selanik'te doğum; çocukluk Serez'de; Selanik Askerî Rüştiyesi; 1897 İstanbul'a kaçış; Eyüp'teki Askerî Baytar Rüştiyesi'nde Ömer Seyfettin ile dostluk; Edirne Askerî İdadisi; 1900 Harbiye; Paris'te Collège de France, Güzel Sanatlar Okulu ve Hukuk Fakültesi; 1907 Selanik'e sürgün; 1909 Hareket Ordusu; 1911 Genç Kalemler ve Aka Gündüz adı; 1911 "Türk Kalbi"; 1918 "Bozgun"; 1920 Alay gazetesi ve Malta sürgünü; 1921 esir değişimi ve Ankara; 23 Aralık 1921 Anadolu'da gazete; IV., V. ve VI. dönem Ankara milletvekilliği; 7 Kasım 1958 İstanbul'da ölüm.
Selanik'ten İstanbul'a kaçan çocuk
Aka Gündüz, resmî kayıtlarda 1884 olarak geçen bir tarihte Selanik'te doğdu. Babası Rizeli Fıncıoğulları sülalesinden Binbaşı İbrahim Kadri Bey, annesi birkaç dil bilen kültürlü bir hanım olan Sapancalı Melek Hanım'dı. Ona, dönemin ünlü sadrazamı Hüseyin Avni Paşa gibi başarılı bir asker olsun diye Hüseyin Avni adı verilmişti.Çocukluğu Serez'de geçti. Annesini küçük yaşta kaybetti ve bir Fransız mürebbiye tarafından büyütüldü. İlköğrenimine Serez'de başladı, Selanik'teki Şemsi Efendi Mektebi'nde sürdürdü; bu okul, Mustafa Kemal'in de çocukken okuduğu yeni usul okuldu. Ardından Selanik Askerî Rüştiyesi'ne girdi.
1897 Türk-Yunan Savaşı sırasında babası cepheye gidince, üvey annesi onu okula göndermedi. Bunun üzerine evden kaçtı ve İstanbul'daki amcasının yanına gitti.
Ömer Seyfettin ile dostluk
İstanbul'da bir süre Galatasaray Sultanisi'ne yatılı misafir olarak devam etti, ardından Eyüp'teki Askerî Baytar Rüştiyesi'ne kaydoldu. Burada Ömer Seyfettin ile tanıştı ve yakın dost oldular. Ömer Seyfettin Edirne Askerî İdadisi'ne gidince o da aynı okula kaydoldu. Lise yıllarında Çocuk Bahçesi dergisinde yazıları yayımlandı.1900'de Edirne Askerî İdadisi'ni bitirip Harbiye'ye girdi. Öğrenciyken siyasetle uğraştığı gerekçesiyle divan-ı harpte yargılandı; serbest bırakıldıysa da sağlık sorunları nedeniyle okulla ilişkisi kesildi. Paris'e giderek Collège de France'ta, Güzel Sanatlar Okulu'nda ve Hukuk Fakültesi'nde derslere devam etti; iki yıl sonra bunların hiçbirini bitirmeden İstanbul'a döndü.

İttihat ve Terakki ve Hareket Ordusu
Döndükten sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. 1907'de dört ay kadar Gümrük İdaresi'nde çalıştıktan sonra Selanik'e sürüldü. İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde Selanik'teydi. 13 Nisan 1909'da İstanbul'da başlayan 31 Mart ayaklanmasını bastırmak için Selanik'te kurulan Hareket Ordusu'na katıldı ve orduyla birlikte İstanbul'a geldi. Hareket Ordusu'nun kurmay heyetinde Mustafa Kemal de bulunuyordu.Ardından Cemal Paşa ile birlikte Adana'ya gitti; bir buçuk yıl Vilayet Meclisi'nde görev yaptı ve Adana Vilayet Gazetesi'nde yazılar yazdı.
Genç Kalemler ve Yeni Lisan
İstanbul'a döndükten sonra basın hayatına atıldı. 11 Nisan 1911'de Ali Canip ve Ömer Seyfettin'in önderliğinde çıkan Genç Kalemler dergisinin başlattığı Yeni Lisan hareketi doğrultusunda yazdı. Bu hareket, Osmanlıcanın ağır Arapça ve Farsça kalıplarından kurtularak konuşulan Türkçeye yakın bir yazı dilini savunuyordu. Aka Gündüz takma adını da bu dönemde benimsedi."Türk Kalbi" (1911) ve "Türk'ün Kitabı" adlı hikâye kitaplarında Türklük bilincini, Trablusgarp ve Balkan Savaşlarını, Osmanlı-Rus Savaşı'nı ve İnebahtı'yı işledi. 1918'de yayımlanan "Bozgun" adlı şiir kitabında, Balkan Savaşı'ndan sonra Rumeli topraklarının kaybını kabullenemeyişini anlatan şiirlere yer verdi. Selanik'te doğmuş biri için bu kayıp, kişisel bir yaraydı.
Ek bilgi
Aka Gündüz, Ercüment Ekrem ile birlikte 1920'de Alay adlı bir mizah gazetesi çıkardı; gazete 12 sayı yayımlandı. İstanbul'un işgalinden sonra İngilizler tarafından tutuklanarak Malta'ya sürüldü. 1921'de İngilizlerle yapılan esir değişimi sonucunda yurda dönebildi. Esir değişimi, Ankara hükümetinin elindeki İngiliz esirler karşılığında Malta'daki sürgünlerin geri dönmesini sağladı; Aka Gündüz de bu yolla serbest kalanlar arasındaydı.
Ankara'da kalemle Millî Mücadele
Malta'dan dönünce doğrudan Ankara'ya gitti ve Millî Mücadele'ye kalemiyle destek verdi. 23 Aralık 1921'den itibaren Paşa Kâzım ile birlikte, Alay gazetesinin devamı niteliğinde bir gazete çıkardı. Gazetenin yayını, Millî Mücadele'nin kazanılmasının ardından, 1922 sonunda sona erdi.Sonraki yıllarda Sabah, Hizmet, Zaman, Âhenk, Tanin, Tercüman, İleri ve Hâkimiyet-i Milliye gibi gazetelerde şiir, hikâye, roman ve makaleler yayımladı. Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin IV., V. ve VI. dönemlerinde Ankara milletvekili olarak görev yaptı.

Çok okunan romancı
Aka Gündüz, Cumhuriyet'in ilk yıllarının en üretken romancılarındandı. "Dikmen Yıldızı" (1928), "Odun Kokusu" (1928), "Tank-Tango" (1928), "İki Süngü Arasında" (1929), "Yaldız" (1930), "Aysel İstanbul" (1932), "Kokain" (1933), "Üvey Ana" (1933), "Yayla Kızı" (1940) ve "Bir Şoförün Gizli Defteri" (1943) onun romanlarından yalnız birkaçıdır. "Dikmen Yıldızı", Millî Mücadele yıllarının Ankara'sında geçer ve dönemin en çok okunan romanlarından biri oldu."Köy Muallimi", "Yarım Osman", "Mavi Yıldırım" ve "Beyaz Kahraman" gibi piyesler de yazdı. Romanlarında Anadolu'yu, köyü, Millî Mücadele'yi ve Cumhuriyet'in yeni insanını, geniş okur kitlesinin kolayca okuyabileceği bir dille anlattı.
Dikkat: yanlış bilinen
Aka Gündüz'ün romanları, kendi döneminde çok okunmasına karşın edebiyat eleştirisinde sık sık yüzeysel ve aceleyle yazılmış bulunarak eleştirildi. Onun önemi, yüksek edebiyattan çok, Cumhuriyet'in ilk okur kitlesini oluşturan popüler romancılıktadır. Kitaplarındaki yayım yılları da baskıdan baskıya farklı verilir; "Türk Kalbi" ve "Türk'ün Kitabı" gibi eserlerin ilk ve sonraki baskıları ayrı tarihler taşır.
Ankara'nın ilk gazetecilerinden
Aka Gündüz'ün Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer alması, onun yeni başkentin basın hayatındaki yerini gösterir. Millî Mücadele yıllarında Ankara, ancak birkaç gazetenin çıkabildiği küçük bir Anadolu kasabasıydı. Hâkimiyet-i Milliye gibi gazeteler, hükümetin sesini Anadolu'ya ve dünyaya duyurmaya çalışıyordu. Aka Gündüz, İstanbul basınında kazandığı tecrübeyi bu yeni ortama taşıyan yazarlardandı.Milletvekilliği yıllarında da yazmayı bırakmadı. "Aysel İstanbul", "Kokain", "Üvey Ana", "Çapraz Delikanlı" ve "Giderayak" gibi romanları, Meclis'te bulunduğu 1930'lu yıllarda yayımlandı. Bu yıllarda Ankara, hem Meclis'in hem de yeni Türk edebiyatının merkezi hâline geliyordu.
Kısa süren bir evlilikten bir oğlu oldu. Kansere yakalandı ve 7 Kasım 1958'de İstanbul'da öldü.
Halk için yazan bir Cumhuriyet kalemi
Aka Gündüz'ün hayatı, Selanik'ten kaçan bir çocuğun Ankara'da milletvekili olmasına uzanan bir yolculuktur. Hareket Ordusu'yla İstanbul'a geldi, Malta'ya sürüldü ve oradan doğrudan Ankara'ya gitti. Bu yol, Millî Mücadele kuşağının pek çok aydınının izlediği yoldu.Kendine seçtiği Türkçe ad, onun dil anlayışının bir beyanıydı. Genç Kalemler'in sade dil hareketinden gelen bir yazar olarak, Cumhuriyet'in dil devriminin ruhunu yıllar öncesinden taşıyordu. Romanlarını halkın anlayacağı bir dille yazması, bu anlayışın doğal sonucuydu.
Edebiyat eleştirmenleri onun romanlarını çoğu zaman sert değerlendirdi; ama Aka Gündüz, Cumhuriyet'in ilk on yıllarında okuma alışkanlığını yaygınlaştıran yazarlardandı. "Dikmen Yıldızı" gibi romanlar, Millî Mücadele'yi yaşamamış kuşaklara o yılların Ankara'sını anlattı. Bu yönüyle o, bir Cumhuriyet kalemi olarak kendi döneminde önemli bir boşluğu doldurdu.