Kırk beş yıl önce yitirilmiş bir ada
Lozan Barış Antlaşması'nı eleştiren tartışmalarda en sık tekrarlanan cümlelerden biri, "Kıbrıs'ı Lozan'da verdik" cümlesidir. Bu iddia, Türkiye'nin 1923'te barış masasında Kıbrıs'ı İngiltere'ye bıraktığını, adayı kendi eliyle elden çıkardığını öne sürer. Oysa Kıbrıs, Lozan'dan tam kırk beş yıl önce, 1878'de fiilen İngiliz yönetimine geçmiş, 1914'te ise İngiltere tarafından tek taraflı olarak ilhak edilmişti. Lozan Antlaşması, Kıbrıs'ı İngiltere'ye vermemiş, 1914'te gerçekleşmiş olan ilhakı tanımıştır.Bu fark, yalnızca bir hukuk inceliği değildir. 1923'te İngiltere, Kıbrıs'ı yaklaşık yarım yüzyıldır yönetiyordu. Adada İngiliz idaresi, İngiliz askeri ve İngiliz mahkemeleri vardı. Türkiye'nin o tarihte adada ne askerî ne idari bir varlığı bulunuyordu. Lozan'daki Türk heyetinin önündeki soru, adayı korumak değil, çoktan yitirilmiş bir toprağın hukuki durumunu kabul edip etmemekti.

1878: Kıbrıs Sözleşmesi
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, tarihimizde "93 Harbi" olarak bilinir. Savaş Osmanlı Devleti için ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Rus orduları İstanbul önlerindeki Yeşilköy'e kadar geldi ve 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile Osmanlı Devleti büyük toprak kayıplarına uğradı. Avrupa devletleri, özellikle İngiltere, Rusya'nın bu kadar güçlenmesinden kaygı duyuyordu ve antlaşmanın yeniden görüşülmesi için Berlin'de bir kongre toplanmasını sağladı.Berlin Kongresi'nden önce, 4 Haziran 1878'de, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında gizli bir antlaşma imzalandı. Kıbrıs Sözleşmesi adıyla bilinen bu antlaşmayla İngiltere, Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin Asya'daki topraklarına saldırması hâlinde Osmanlı Devleti'ne silahla yardım edecekti. Bunun karşılığında Kıbrıs adasının yönetimi geçici olarak İngiltere'ye bırakıldı. Ada hukuken Osmanlı toprağı olarak kalacak, İngiltere adayı padişah adına yönetecek ve adanın gelir fazlasından her yıl Osmanlı hazinesine belirli bir ödeme yapacaktı. Sözleşmede, Rusya'nın Kars, Ardahan ve Batum'u geri vermesi durumunda İngiltere'nin de adayı boşaltacağı öngörülüyordu.
Bu sözleşme, padişah II. Abdülhamid döneminde imzalandı. İngiliz askerleri Temmuz 1878'de adaya çıktı ve Lefkoşa'da İngiliz bayrağı göndere çekildi. Kıbrıs'ın Osmanlı yönetiminden fiilen çıkışı bu tarihte başladı.
Tarih notu
4 Haziran 1878: Kıbrıs Sözleşmesi.
Temmuz 1878: İngiliz yönetiminin adada başlaması.
5 Kasım 1914: İngiltere'nin Kıbrıs'ı ilhak etmesi.
24 Temmuz 1923: Lozan Antlaşması'nın imzalanması.
1925: Kıbrıs'ın İngiliz taç kolonisi ilan edilmesi.
16 Ağustos 1960: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşu.
Temmuz 1878: İngiliz yönetiminin adada başlaması.
5 Kasım 1914: İngiltere'nin Kıbrıs'ı ilhak etmesi.
24 Temmuz 1923: Lozan Antlaşması'nın imzalanması.
1925: Kıbrıs'ın İngiliz taç kolonisi ilan edilmesi.
16 Ağustos 1960: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşu.
1914: İlhak
Osmanlı Devleti Kasım 1914'te Birinci Dünya Savaşı'na İngiltere'nin karşısında, Almanya'nın yanında girdi. İngiltere, 1878 sözleşmesinin artık geçersiz olduğunu ilan etti ve 5 Kasım 1914'te Kıbrıs'ı tek taraflı olarak ilhak etti. Böylece ada, hukuken de Osmanlı Devleti'nden koparılmış oldu. 1915'te İngiltere, Yunanistan'ı kendi yanında savaşa sokmak için Kıbrıs'ı bu ülkeye önerdi, ama Yunanistan o tarihte bu teklifi kabul etmedi.Savaşın sonunda Osmanlı Devleti yenik düştü. 1920'de imzalanan ve hiçbir zaman yürürlüğe girmeyen Sevr Antlaşması da İngiltere'nin Kıbrıs üzerindeki ilhakını tanıyan hükümler içeriyordu. Yani Kıbrıs, Kurtuluş Savaşı başlamadan önce hem fiilen hem de İngiltere'nin bakış açısından hukuken İngiliz toprağıydı.

Misak-ı Millî ve Kıbrıs
Kurtuluş Savaşı'nın hedeflerini belirleyen Misak-ı Millî, 28 Ocak 1920'de son Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından kabul edildi. Misak-ı Millî, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi sırasında Türk ordusunun elinde bulunan ve Türk çoğunluğun yaşadığı toprakları bölünmez bir bütün olarak tanımlıyordu. Kıbrıs ise 1918'de çoktan İngiliz yönetimindeydi ve Misak-ı Millî sınırlarının dışında kalıyordu. Kurtuluş Savaşı, bu nedenle Kıbrıs için yapılmış bir savaş değildi.Lozan'ın 20. ve 21. maddeleri
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 20. maddesi, Türkiye'nin İngiliz hükûmeti tarafından 5 Kasım 1914'te ilan edilen Kıbrıs ilhakını tanıdığını bildirir. Maddenin dili de durumu açıkça ortaya koyar: Türkiye adayı "devretmez", daha önce gerçekleşmiş bir ilhakı "tanır". 21. madde ise adada yaşayan Türk uyruklu kişilerin durumunu düzenler. Bu kişiler İngiliz uyruğuna geçecek, ama iki yıl içinde Türk uyruğunu seçme hakkına sahip olacaklardı. Türk uyruğunu seçenler, belirli bir süre içinde adadan ayrılmak zorundaydı.Antlaşmanın 16. maddesi de Türkiye'nin, antlaşmada sınırları belirlenen topraklar dışındaki bütün topraklar üzerindeki haklarından vazgeçtiğini düzenler. Bu genel hüküm, Osmanlı Devleti'nin önceki yıllarda yitirdiği pek çok toprağın hukuki durumunu kapatıyordu. Aynı mantıkla Mısır ve Sudan'ın durumu da 17-19. maddelerde ele alındı. Mısır 1882'den beri İngiliz işgali altındaydı ve İngiltere 1914'te Mısır'ı himayesine almıştı.
Ek bilgi
Türkiye'nin elinde ne vardı?
Lozan'daki Türk heyetinin başında İsmet Paşa vardı. Heyetin önceliği, Misak-ı Millî sınırlarını korumak, kapitülasyonları kaldırmak ve bağımsız bir Türkiye'nin uluslararası tanınmasını sağlamaktı. Kıbrıs, bu önceliklerin arasında yer almıyordu, çünkü ada kırk beş yıldır İngiliz yönetimindeydi ve İngiltere, savaştan galip çıkmış büyük bir deniz gücüydü. Türkiye'nin adayı geri almak için ne askerî ne de siyasi bir aracı vardı.Kıbrıs'ın Lozan'da verildiğini söylemek, Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyılda yaşadığı kayıpların sorumluluğunu 1923'teki barış masasına yüklemek anlamına gelir. Aynı mantıkla Girit'in, Tunus'un, Bosna'nın ya da Libya'nın da Lozan'da verildiği söylenebilirdi, oysa bunların hepsi Lozan'dan önce, farklı savaş ve antlaşmalarla elden çıkmıştı.
Dikkat: yanlış bilinen
Doğru bilgi şudur: Kıbrıs 1878 Kıbrıs Sözleşmesi ile geçici olarak İngiliz yönetimine bırakıldı, 5 Kasım 1914'te İngiltere tarafından ilhak edildi. Lozan Antlaşması'nın 20. maddesiyle Türkiye, bu ilhakı tanıdı. Lozan Kıbrıs'ı vermedi, kırk beş yıldır süren bir durumu hukuken kabul etti.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
"Kıbrıs'ı Lozan'da verdik" iddiası, Lozan Antlaşması'nın yıldönümlerinde ve Kıbrıs gündeme geldiğinde X'te sık sık tartışılıyor. 2 Ekim 2026'da bir kullanıcı, Lozan'ı kayıp listesi olarak gösteren yaklaşımla alay ederek Doğu Rumeli'nin, Girit'in, Tunus'un, Mısır'ın ve Kıbrıs'ın "hepsinin Lozan'da verildiğinin" söylendiğini yazdı ve bu kayıpların tarihlerini sıraladı. 30 Eylül 2026'da başka bir kullanıcı, Lozan'ın 20. maddesinin metnini aktararak maddenin 1914'teki ilhakın tanınması olduğunu, adanın 1878'de kiralandığını hatırlattı. 1 Ekim 2026'da bir başka kullanıcı ise Mısır, Kıbrıs ve Sudan'ın Lozan'dan çok önce, 19. yüzyılda elden çıktığını vurguladı.Aynı tartışma, 29 Eylül 2026'da bir kullanıcının "Mısır'ı Lozan'da verdik yalanı" başlıklı paylaşımında Mısır için de yürütüldü. Bu paylaşımlar, iddianın kendisinin de çürütmelerinin de Lozan'ın metnine dayanarak sürdüğünü gösteriyor. İddianın yayılma biçimi genellikle şöyledir: Lozan'ın 16. ve 20. maddeleri, tarihleri ve bağlamları verilmeden alıntılanır, böylece "vazgeçti" ve "tanıdı" sözcükleri, o tarihte Türk egemenliğinde olan bir toprağın verildiği izlenimini doğurur.
Kıbrıs meselesinin gerçek tarihi
Kıbrıs meselesinin Türkiye açısından yeniden gündeme gelmesi, 1950'lerde adadaki Rum toplumunun adayı Yunanistan'a bağlama talebinin güçlenmesiyle oldu. 1960'ta imzalanan Zürih ve Londra antlaşmalarıyla bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu ve Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile birlikte garantör devlet oldu. Bu süreç, Kıbrıs'ın Lozan'dan sonra da Türkiye'nin dış politikasında yer almaya devam ettiğini gösterir. Ancak bu yerin kaynağı 1878 ve 1914'te yaşanan kayıplar değil, ada Türklerinin güvenliği ve haklarıdır.Lozan'ı değerlendirirken antlaşmanın neyi kurtardığına ve neyi kabul ettiğine ayrı ayrı bakmak gerekir. Antlaşma, Mondros'tan sonra paylaşılması kararlaştırılmış Anadolu ve Doğu Trakya'yı bağımsız bir devletin toprağı olarak tescil etti. Osmanlı Devleti'nin önceki yarım yüzyılda yitirdiği toprakların durumunu ise hukuken kapattı. Kıbrıs, bu ikinci grubun içindedir. Bu ayrımı yapmak, hem 1878'deki kararın hem de 1923'teki diplomasinin kendi koşulları içinde anlaşılmasını sağlar.