İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kırım'ın Rusya'ya katılması (1783): bağımsız hanlıktan ilhaka giden dokuz yıl

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Kırım Hanlığı, XV. yüzyılın ortasından XVIII. yüzyılın sonuna kadar Karadeniz'in kuzeyinde varlığını sürdüren, Cengiz soyundan gelen Giray hanedanının yönettiği bir devletti. 1475'ten sonra Osmanlı Devleti'ne bağlanan hanlık, üç yüz yıl boyunca Osmanlı'nın kuzey sınırının bekçisi oldu. Bu uzun ilişki, 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile kökten değişti: Kırım "bağımsız" ilan edildi. Ancak bu bağımsızlık yalnızca dokuz yıl sürdü. Rusya Çariçesi II. Katerina, 19 Nisan 1783 (Rus takvimiyle 8 Nisan) tarihli manifestosuyla Kırım'ı, Taman yarımadasını ve Kuban bölgesini Rus İmparatorluğu'na kattığını ilan etti. Osmanlı Devleti bu sonucu Ocak 1784'te imzalanan bir senetle tanımak zorunda kaldı.
II. Katerina'nın 1787'de Kefe'ye (Feodosiya) gelişini gösteren tasvir
II. Katerina'nın 1787'de Kefe'ye (Feodosiya) gelişini gösteren tasvirGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ivan Aivazovsky. Dosya sayfası

Küçük Kaynarca'nın açtığı kapı

1768–1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonunda imzalanan antlaşmanın Kırım'a dair maddeleri, hanlığı siyasi bakımdan Osmanlı'dan ayırıyor, buna karşılık padişahın Kırım Müslümanları üzerindeki dinî otoritesini, yani halifelik sıfatını tanıyordu. Hanlar seçildikten sonra padişahtan dinî bir onay alacak, hutbede padişahın adı okunmaya devam edecekti. Kâğıt üzerinde dengeli görünen bu düzen, uygulamada Rusya'nın Kırım'a doğrudan müdahale etmesine imkân verdi. Kerç, Yenikale ve Kılburun kaleleri Rusya'ya geçtiği için Rus askerî varlığı yarımadanın kapısına yerleşmişti. Hanlığın içinde de Osmanlı'ya yakın duranlar ile Rusya'ya yaslananlar arasında derin bir ayrılık vardı.

Şahin Giray ve yenilik denemesi

Bu dönemin en dikkat çeken ismi Şahin Giray'dır. Venedik'te eğitim gördüğü, Avrupa dillerini bildiği anlatılan Şahin Giray, Rusya'nın desteğiyle 1777'de han oldu. Hanlıkta düzenli bir ordu kurmaya, vergi sistemini değiştirmeye ve merkezî bir yönetim oluşturmaya çalıştı. Bu girişimler, geleneksel aşiret beylerinin ve halkın önemli bir kısmının tepkisini çekti; ayaklanmalar çıktı. Rus birlikleri isyanları bastırmak için yarımadaya girdi. Böylece hanın yenilik çabaları, Rusya'nın askerî varlığını daha da artırmanın gerekçesine dönüştü. 1779'da Osmanlı ile Rusya arasında imzalanan Aynalıkavak Tenkihnamesi, Şahin Giray'ın hanlığını Osmanlı'ya da kabul ettirdi.
Ek bilgi
Aynalıkavak Tenkihnamesi: 10 Mart 1779'da İstanbul'daki Aynalıkavak Kasrı'nda imzalanan bu belge, Küçük Kaynarca'nın Kırım maddelerini "açıklayan" bir ek metindi. Osmanlı Devleti Şahin Giray'ı han olarak tanıdı; Rusya da Kırım'daki askerlerini çekmeyi taahhüt etti. Belge, Kırım meselesini kısa bir süre için yatıştırdı ama sonucu değiştirmedi.

İlhak manifestosu

1782'de Kırım'da yeni bir ayaklanma çıktı ve Şahin Giray yarımadadan kaçmak zorunda kaldı. Rusya onu yeniden tahta oturttu; ancak hanın durumu artık tamamen Rus askerlerine bağlıydı. Rus tarafında Kırım meselesini yürüten isim, Çariçe'nin en yakın devlet adamlarından Grigori Potyomkin'di. Şahin Giray Şubat 1783'te hanlıktan çekildi. Birkaç hafta sonra yayımlanan manifesto, Kırım'ın "huzursuzluk kaynağı" olmaktan çıkarılması gerekçesiyle Rusya'ya katıldığını ilan etti. Yaz aylarında Kırım beyleri ve din adamlarından bağlılık yemini alındı. Şahin Giray bir süre Rusya'da yaşadı, ardından Osmanlı topraklarına geçti; 1787'de Rodos'ta öldürüldü.

İstanbul'un tepkisi ve 1784 senedi

İlhak haberi İstanbul'da büyük bir üzüntüyle karşılandı. Kırım, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve yüzyıllardır Osmanlı'ya bağlı kalan bir toprak parçasıydı. Ancak devletin, 1768–1774 savaşının ağır yükünü henüz üzerinden atamadığı bir dönemdeydi; hazine yorgundu, ordu dağınıktı. Rusya'nın yanında Habsburg Monarşisi'nin de bulunduğu bir ittifaka karşı savaşmak akılcı bir seçenek olarak görülmedi. Sadrazam ve devlet erkânı, uzun tartışmalardan sonra ilhakı tanıma yoluna gitti. Ocak 1784'te imzalanan senetle Kırım, Taman ve Kuban'ın Rusya'ya bırakıldığı kabul edildi; Kuban nehri iki devlet arasında sınır oldu.
1776 tarihli Kırım yarımadası haritası
1776 tarihli Kırım yarımadası haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jan Hendrik van Kinsbergen. Dosya sayfası

Göç ve nüfusun değişmesi

İlhakın en uzun süreli sonucu, Kırım Tatarlarının Osmanlı topraklarına göçüdür. 1783'ten sonraki yıllarda on binlerce kişi Dobruca'ya, Rumeli'ye ve Anadolu'ya geçti. Göç, XIX. yüzyıl boyunca, özellikle Kırım Savaşı'ndan sonra yeni dalgalarla sürdü. Osmanlı yönetimi göçmenleri yerleştirmek için arazi tahsis etti, vergi muafiyetleri tanıdı. Bugün Türkiye'de, Romanya'da ve Bulgaristan'da yaşayan Kırım Tatarı kökenli toplulukların önemli bir kısmı bu göç dalgalarının torunlarıdır. Romanya'daki Dobruca bölgesinde Tatar köyleri ve camiler bu tarihin izlerini bugün de taşır.
Dikkat: yanlış bilinen
İki yakadan bakış: Türk tarih yazımında 1783 ilhakı, "Müslüman bir toprağın ilk kez kaybı" olarak anılır ve derin bir yara olarak anlatılır. Rus tarih yazımında ise aynı olay, Karadeniz'e çıkışın tamamlanması ve "Yeni Rusya" (Novorossiya) bölgesinin kuruluşu olarak sunulur. İngiliz ve Fransız diplomatik raporlarında ise olay, Rusya'nın güneye yayılmasının bir aşaması olarak değerlendirilmiş ve Avrupa dengesinin değiştiği bir an olarak kaydedilmiştir. Her üç bakış da aynı belgelerin farklı okumalarıdır.

1787 gezisi ve yeni savaş

II. Katerina, 1787'de Habsburg İmparatoru II. Joseph ile birlikte yeni topraklarına büyük bir gezi yaptı. Kefe'ye (Feodosiya) ve Akyar'da yeni kurulan Sivastopol'e uğrayan bu gezi, Rusya'nın Kırım'daki varlığını gösterişli bir biçimde ilan etmesiydi. Aynı yıl Osmanlı Devleti, Kırım'ı geri almak umuduyla Rusya'ya savaş açtı. 1787–1792 savaşı, Osmanlı açısından yeni kayıplarla sonuçlandı ve Yaş Antlaşması ile Kırım'ın Rusya'ya ait olduğu bir kez daha tescil edildi.

Arşivlerdeki izler

Kırım'ın ilhakına giden süreç, İstanbul'daki Osmanlı arşivinde ayrıntılı biçimde izlenebilir. Hatt-ı hümâyunlar, Kırım hanlarından gelen arzlar, sınır kumandanlarının raporları ve Rus elçisiyle yapılan görüşmelerin tutanakları bu dönemin başlıca belgeleridir. Kırım hanlarının kendi yazışmaları da Osmanlı arşivinde ve kısmen Rusya'daki devlet arşivlerinde korunur. Moskova'daki Rus İmparatorluğu Dış Politika Arşivi, Küçük Kaynarca'dan ilhak manifestosuna kadar uzanan diplomatik süreçle ilgili zengin bir rapor dizisi saklar. Viyana'daki Avusturya Devlet Arşivi'nde de İstanbul'daki Habsburg temsilcilerinin Kırım meselesine dair raporları bulunur.
1783–1792 yılları arasında Avrupa'yı gösteren harita
1783–1792 yılları arasında Avrupa'yı gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Bryan Rutherford. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji:
21 Temmuz 1774: Küçük Kaynarca Antlaşması; Kırım bağımsız ilan edilir.
1777: Şahin Giray Rus desteğiyle han olur.
10 Mart 1779: Aynalıkavak Tenkihnamesi.
1782: Kırım'da ayaklanma; Şahin Giray kaçar.
Şubat 1783: Şahin Giray hanlıktan çekilir.
19 Nisan 1783: II. Katerina'nın ilhak manifestosu.
Ocak 1784: Osmanlı Devleti ilhakı senetle tanır.
1787: Katerina'nın Kırım gezisi; Osmanlı-Rus savaşı başlar.
9 Ocak 1792: Yaş Antlaşması.

Bağımsızlık adı verilen bir geçiş dönemi

Kırım'ın 1774'ten 1783'e kadar geçen dokuz yılına baktığımızda, "bağımsızlık" kelimesinin bu dönemi anlatmakta yetersiz kaldığını görüyoruz. Hanlık ne Osmanlı'nın korumasına sığınabildi ne de kendi ayakları üzerinde durabilecek bir güç toplayabildi. Şahin Giray'ın yenilik projeleri kâğıt üzerinde ileri görünse de halkın desteğinden yoksundu ve her ayaklanma Rus askerinin yarımadaya biraz daha yerleşmesine yol açtı. İstanbul'un elindeki tek araç, padişahın dinî otoritesiydi; bu da askerî bir güçle desteklenmediği sürece sonucu değiştiremezdi.

Bu açıdan ilhak, ani bir darbe değil, Küçük Kaynarca'da başlayan bir sürecin mantıklı sonucuydu. Osmanlı devlet adamları bunu görüyordu; 1784'te senedi imzalarken savaş açmanın daha büyük kayıplar getireceğini hesapladılar. 1787'de bu hesap değişti ve savaş açıldı; sonuç ise onların ilk hesabını haklı çıkardı. Kırım'ın kaybı, XIX. yüzyıl boyunca sürecek göçlerin, Balkanlar ve Kafkasya'daki yeni kayıpların da habercisiydi. Bugün Dobruca'daki bir Tatar köyünde ya da Eskişehir'deki bir Kırım derneğinde bu tarihin hâlâ yaşayan bir hafıza olduğunu görmek mümkündür.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap