İçeriğe geç
Giriş yap
0

Dubrovnik (Raguza) ve Osmanlı: Haraçla korunan bir cumhuriyet ve Adriyatik'teki Osmanlıca arşiv

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Adriyatik kıyısındaki Dubrovnik, Orta Çağ'dan 1808'e kadar Raguza Cumhuriyeti adıyla bağımsız bir şehir devletiydi. Bu küçük cumhuriyet, 15. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti'ne yıllık haraç ödeyerek varlığını sürdürdü. Karşılığında Osmanlı topraklarında geniş ticaret ayrıcalıkları elde etti ve Balkanlar'ın iç kesimleriyle Akdeniz arasında köprü görevi gördü. Bugün Dubrovnik Devlet Arşivi (Državni arhiv u Dubrovniku), Osmanlı dışındaki en zengin Osmanlıca belge koleksiyonlarından birini barındırır. Bu yazıda Raguza'nın Osmanlı ile kurduğu özel ilişkiyi ve bu ilişkinin arşivde bıraktığı izleri anlatıyoruz.
Dubrovnik'teki Knez Sarayı (Rektör Sarayı); Dubrovnik Cumhuriyeti'nin yönetim merkezi
Dubrovnik'teki Knez Sarayı (Rektör Sarayı); Dubrovnik Cumhuriyeti'nin yönetim merkeziGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: László Szalai (Beyond silence). Dosya sayfası

Venedik ile Osmanlı arasında bir şehir devleti

Raguza, 14. yüzyılın ortasına kadar Venedik'in egemenliğindeydi. 1358'de Macar krallığının üst egemenliğine geçti ve iç işlerinde neredeyse tamamen bağımsız bir cumhuriyet olarak yönetildi. Şehri, soylu ailelerden seçilen bir meclis ve her ay değişen bir rektör (knez) yönetiyordu. Rektörün görev süresinin bir ayla sınırlı tutulması, tek bir kişinin gücü ele geçirmesini önlemek için alınmış bir tedbirdi. Raguza'nın serveti, Adriyatik ve Akdeniz ticaretinden, özellikle de Balkanlar'ın iç kesimlerindeki madenlerle kurduğu bağlardan geliyordu.

15. yüzyılda Osmanlı'nın Balkanlar'daki ilerleyişi, Raguza'yı yeni bir gerçeklikle karşı karşıya bıraktı. Sırbistan ve Bosna'nın Osmanlı yönetimine girmesi, Raguza tüccarlarının ticaret yaptığı bütün iç bölgelerin artık Osmanlı toprağı olması anlamına geliyordu. Cumhuriyet, varlığını korumak için Osmanlı ile anlaşma yoluna gitti.

1458: Haraç ve ahidname

Raguza, 1458'den itibaren Osmanlı'ya düzenli olarak yıllık haraç ödemeye başladı. Fatih Sultan Mehmed döneminde bu haraç kademeli olarak artırıldı ve 15. yüzyılın sonunda yıllık 12.500 düka altınına ulaştı. Bu miktar sonraki yüzyıllarda da büyük ölçüde sabit kaldı. Karşılığında Osmanlı, Raguza'ya ahidnameler verdi. Bu belgeler, cumhuriyetin iç işlerinde bağımsızlığını, tüccarlarının Osmanlı topraklarında serbestçe ticaret yapabilmesini ve gümrüklerde düşük vergi ödemesini güvence altına alıyordu.

Haraç, her yıl Raguza'dan yola çıkan özel elçiler tarafından İstanbul'a götürülürdü. Bu elçiler, Raguzalı soylu ailelerin üyeleriydi ve haracı teslim ettikten sonra Babıâli'de cumhuriyetin işlerini takip ederdi. Raguza'nın İstanbul'da kalıcı bir temsilcisi de vardı. Bu sistem, küçük bir cumhuriyetin büyük bir imparatorluk karşısında diplomasi yoluyla nasıl ayakta kalabildiğinin dikkat çekici bir örneğidir.
Ek bilgi
Raguza tüccarlarının Balkan ağı Raguza tüccarları, Osmanlı Balkanları'nın neredeyse bütün önemli şehirlerinde koloniler kurdu. Belgrad, Sofya, Üsküp, Saraybosna, Edirne ve İstanbul'da Raguzalı tüccar toplulukları vardı. Bu tüccarlar deri, yün, balmumu ve gümüş gibi Balkan ürünlerini Adriyatik limanlarına taşıyıp İtalya'ya satar; karşılığında kumaş, cam ve diğer Avrupa mallarını Osmanlı pazarlarına getirirdi. Raguza, bu sayede Osmanlı ile Batı Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir aracısı oldu.
1667 depreminden önceki Dubrovnik'i gösteren tablo
1667 depreminden önceki Dubrovnik'i gösteren tabloGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Savaşlar arasında tarafsız bir liman

Raguza'nın Osmanlı ile ilişkisi, Avrupa'daki büyük çatışmalar sırasında özel bir anlam kazandı. Osmanlı ile Venedik ya da Habsburg arasındaki savaşlarda Raguza tarafsız kaldı. Bu tarafsızlık, cumhuriyetin limanlarını savaş dönemlerinde de açık tutmasını ve ticaretini sürdürmesini sağladı. Aynı zamanda Raguza, Avrupa devletleri için Osmanlı'ya dair haber ve bilgi toplanan bir merkez hâline geldi. Raguzalı tüccarların ve elçilerin topladığı haberler, Roma'ya, Madrid'e ve Viyana'ya iletilirdi.

1667'de büyük bir deprem şehri harap etti; binlerce kişi öldü, rektör sarayı dâhil pek çok yapı zarar gördü. Cumhuriyet, bu felaketin ardından hem yeniden inşa hem de Osmanlı ve Venedik karşısındaki diplomatik konumunu koruma çabasıyla uğraştı. Depremden sonra şehir, bugün gördüğümüz barok görünümüne kavuştu.

1699: Neum koridoru ve bugünkü harita

1699'daki Karlofça Antlaşması, Raguza'nın coğrafyasına kalıcı bir iz bıraktı. Raguza, Venedik topraklarıyla doğrudan sınır komşusu olmak istemiyordu; çünkü Venedik'in kendi topraklarına göz diktiğinden çekiniyordu. Bu nedenle Raguza, kuzeyinde Neum, güneyinde Sutorina çevresindeki iki dar kıyı şeridini Osmanlı'ya bıraktı. Böylece Venedik ile arasında Osmanlı toprağından bir tampon oluştu. Bu düzenleme, günümüze kadar ulaşan bir sonuç doğurdu: Bosna-Hersek'in bugün Adriyatik'e açılan dar Neum kıyısı, bu 1699 kararının mirasıdır.
Dikkat: yanlış bilinen
Hırvat tarih yazımında Osmanlı dönemi Hırvat tarih yazımında Raguza'nın Osmanlı ile ilişkisi, genellikle cumhuriyetin diplomatik ustalığının bir göstergesi olarak anlatılır. Haraç, bir boyun eğme işareti olmaktan çok, bağımsızlığın bedeli olarak görülür. Osmanlı perspektifinden ise Raguza, imparatorluğun himaye ettiği ve ticari ayrıcalıklar tanıdığı küçük bir müttefikti. Dubrovnik Devlet Arşivi'ndeki belgeler, bu iki bakış açısını karşılaştırmak için eşsiz bir kaynaktır: Aynı ahidnamenin Osmanlıca aslı, Latince ve İtalyanca çevirileri ile Raguza meclisinin bu belgeleri nasıl tartıştığına dair tutanaklar yan yana durur.

Dubrovnik Devlet Arşivi'ndeki Osmanlıca belgeler

Dubrovnik Devlet Arşivi, Raguza Cumhuriyeti'nin yüzyıllar boyunca biriktirdiği kayıtları korur. Bu kayıtların içinde Osmanlı ile ilgili binlerce belge vardır. Arşivdeki Osmanlıca belgeler arasında padişah ahidnameleri, fermanlar, beratlar, Bosna ve Hersek sancak beylerinin mektupları, kadı hüccetleri ve gümrük kayıtları bulunur. Bu belgelerin önemli bir kısmı, Osmanlı'nın Balkan taşrasındaki yönetim pratiğini doğrudan gösteren nadir örneklerdir. Arşiv ayrıca Raguza elçilerinin İstanbul'dan gönderdiği raporları ve Raguza meclisinin kararlarını içerir.

Bu koleksiyon, 20. yüzyılın başından itibaren Yugoslav, Hırvat ve Türk tarihçiler tarafından incelendi. Özellikle Balkan şehirlerinin ekonomik tarihi, Osmanlı gümrük sistemi ve Akdeniz ticareti üzerine yapılan çalışmalarda bu belgeler kilit rol oynar. Ayrıca bazı Osmanlıca belgelerin Slav dillerinde Kiril alfabesiyle yazılmış olması dikkat çekicidir: Osmanlı yönetiminin ilk yüzyılında Raguza ile yapılan yazışmaların bir kısmı, bölgede yaygın olan bu dil ve yazıyla kaleme alındı.
Dubrovnik'i (Raguza) gösteren eski bir şehir tasviri
Dubrovnik'i (Raguza) gösteren eski bir şehir tasviriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Matthaus Merian. Dosya sayfası

1808: Cumhuriyetin sonu

Raguza Cumhuriyeti, Napolyon savaşları sırasında Fransız ordusunun işgaline uğradı. 1808'de Fransız mareşali Auguste Marmont cumhuriyeti resmen ortadan kaldırdı. 1815'teki Viyana Kongresi'nden sonra şehir Avusturya'ya bağlandı. Böylece Osmanlı ile Raguza arasındaki üç buçuk asırlık ilişki de sona erdi. Ancak bu ilişkinin arşivdeki izleri bugün de araştırmacılara açıktır.
Tarih notu
Kronoloji
1358: Raguza Venedik egemenliğinden çıkar.
1458: Osmanlı'ya yıllık haraç ödemeye başlar.
15. yüzyıl sonu: Haraç 12.500 düka altınına ulaşır.
1667: Büyük deprem şehri harap eder.
1699: Karlofça Antlaşması; Neum ve Sutorina Osmanlı'ya bırakılır.
1808: Marmont cumhuriyeti kaldırır.
1815: Şehir Avusturya'ya bağlanır.

Küçük bir cumhuriyetin büyük arşivi

Raguza'nın hikâyesi, Osmanlı'nın Avrupa'daki varlığının yalnızca fetih ve savaşla açıklanamayacağını gösteriyor. Osmanlı, gerektiğinde küçük devletlerle anlaşma yapmayı, onlara ayrıcalık tanımayı ve karşılığında düzenli gelir almayı tercih etti. Raguza da bu düzenin içinde akıllıca bir yer edindi.

Dubrovnik Devlet Arşivi'ndeki Osmanlıca belgeler, bu ilişkinin ne kadar ayrıntılı ve düzenli yürütüldüğünü gösteren eşsiz bir hazinedir. Bu arşivin daha fazla Türk araştırmacı tarafından incelenmesi, hem Osmanlı'nın Balkan politikasını hem de Akdeniz ticaretini anlamak için büyük katkı sağlayacaktır. Neum'un bugün Bosna-Hersek'e ait olması ise 1699'da verilen bir kararın üç yüzyılı aşkın süre haritalarda yaşadığını hatırlatıyor: Tarih, bazen en küçük ayrıntılarda bile bugüne uzanır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap