Sultan V. Murad, Osmanlı Devleti'nin otuz üçüncü padişahıdır. 21 Eylül 1840'ta İstanbul'da doğdu; Sultan Abdülmecid'in en büyük oğluydu. 30 Mayıs 1876'da amcası Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesiyle tahta çıktı. Ancak saltanatı yalnızca doksan üç gün sürdü. Tahta çıkışını izleyen olaylar, padişahın zaten hassas olan sağlığını derinden etkiledi ve ağır bir sinir rahatsızlığı geçirdi. 31 Ağustos 1876'da devlet işlerini yürütemeyeceği gerekçesiyle tahttan indirildi ve yerine kardeşi II. Abdülhamid geçti. V. Murad, hayatının geri kalan yirmi sekiz yılını, ailesiyle birlikte Çırağan Sarayı'nda, dış dünyadan uzak bir şekilde geçirdi. 29 Ağustos 1904'te burada öldü. V. Murad, Batı kültürüne ilgisi, piyano çalması ve besteleri, Yeni Osmanlılar'la yakınlığı ve meşrutiyete olumlu bakışıyla tanınan bir şehzadeydi. Sultan V. Murad'ın portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Şehzadelik yılları
ŞehzadeMurad, babası Sultan Abdülmecid'in döneminde sarayda iyi bir eğitim aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra Fransızca da öğrendi. Batı müziğine büyük ilgi duydu; piyano çaldı ve Batı tarzında besteler yaptı. Bu besteler, onun sanatçı yönünü gösterir. Ayrıca okumaya düşkün, edebiyata ve felsefeye ilgili bir şehzadeydi. Bu özellikleri nedeniyle Yeni Osmanlılar, onu meşrutiyeti ilan edecek bir padişah adayı olarak görüyordu. NamıkKemal ve Ziya Paşa, şehzade ile gizlice temas hâlindeydi.
1867'de amcası Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahatine katılan Murad, Paris'te ve Londra'da büyük ilgi gördü. Avrupa basını, genç ve yakışıklı şehzadeyi geleceğin reformcu padişahı olarak tanıttı.
Ek bilgi
Mason locası iddiası: Şehzade Murad'ın Avrupa seyahatinden sonra, İstanbul'daki bir Fransız mason locasına katıldığı birçok kaynakta yer alır. Bu bilgi, onun Batı düşüncesine ve reform fikirlerine ne kadar açık olduğunu göstermek için sıkça aktarılır. Murad'ın bu ilgisi, Abdülaziz ile ilişkisinin zaman zaman gerginleşmesine yol açtı. Abdülaziz döneminde, kendi oğlu Yusuf İzzeddin Efendi'yi veliaht yapmak için veraset sisteminin değiştirilmesinin düşünüldüğü de bilinir.
Tahta çıkış
30 Mayıs 1876 gecesi, ŞehzadeMurad, Abdülaziz'i tahttan indirme hareketinin önde gelenleri tarafından kaldığı yerden alınarak Seraskerlik binasına götürüldü. Kaynaklarda, şehzadenin o gece büyük bir korku ve heyecan yaşadığı aktarılır. Seraskerlik binasında devlet ileri gelenleri yeni padişaha biat etti. Sabah saatlerinde İstanbul'da toplar atılarak V. Murad'ın tahta çıkışı halka duyuruldu.
V. Murad'ın tahta çıkışı, başlangıçta İstanbul'da büyük bir sevinçle karşılandı. Yeni Osmanlılar ve meşrutiyet taraftarları, yeni padişahın kısa süre içinde bir anayasa ilan edeceğini umuyordu. Padişah, ilk hatt-ı hümayununda reform yapılacağını ve devletin mali durumunun düzeltileceğini açıkladı. NamıkKemal ve diğer sürgündeki aydınlar affedildi. Şehzade Murad'ın 1867 tarihli fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: W. & D. Downey. Dosya sayfası
Sağlık sorunları ve tahttan indirilme
Ancak tahta çıkışından sadece birkaç gün sonra yaşanan olaylar, padişahın sağlığını ciddi biçimde etkiledi. 4 Haziran 1876'da amcası Abdülaziz'in Feriye Sarayı'nda ölü bulunması, padişahı derinden sarstı. 15 Haziran'da Çerkes Hasan'ın hükûmet üyelerine düzenlediği silahlı saldırı ise bu sarsıntıyı daha da artırdı. Padişah, ağır bir sinir krizi geçirdi; korku ve kaygı nöbetleri yaşadı, devlet işleriyle ilgilenemez hâle geldi.
Padişahın tedavisi için İstanbul'daki doktorların yanı sıra Viyana'dan ünlü psikiyatrist Max Leidesdorf getirildi. Leidesdorf, padişahın tedavi edilebileceğini, ancak bunun zaman alacağını bildirdi. Bu arada devletin içinde bulunduğu ağır kriz, Sırbistan ve Karadağ ile başlayan savaş ve büyük devletlerin baskısı, uzun bir bekleyişi imkânsız kılıyordu. Hükûmet, şeyhülislamdan yeni bir fetva aldı. 31 Ağustos 1876'da V. Murad tahttan indirildi ve yerine kardeşi Abdülhamid, II. Abdülhamid adıyla tahta çıktı.
Dikkat: yanlış bilinen
Akıl hastalığı mı, sinir krizi mi? V. Murad'ın rahatsızlığının niteliği, tarihçiler arasında tartışılan bir konudur. Bazı yorumlar, padişahın yaşadığı olayların yarattığı ağır bir travma sonrasında bir sinir krizi geçirdiğini ve zamanla iyileştiğini vurgular. Murad'ın sonraki yıllarda sağlığının büyük ölçüde düzeldiğine dair bilgiler de vardır. Bu nedenle, onun tahttan indirilmesinin yalnızca sağlık nedeniyle değil, aynı zamanda dönemin siyasi koşullarıyla da ilgili olduğu düşünülür.
Çırağan'da yirmi sekiz yıl
Tahttan indirilen V. Murad, ailesiyle birlikte Çırağan Sarayı'na yerleştirildi. Burada sıkı bir gözetim altında yaşadı; dış dünyayla teması sınırlandırıldı. Ancak sarayın içinde ailesiyle birlikte görece sakin bir hayat sürdü. Piyano çalmaya, beste yapmaya ve okumaya devam etti. Çocukları ve torunları sarayda büyüdü.
V. Murad'ı yeniden tahta çıkarmak için birkaç girişimde bulunuldu. Bunların en bilineni, 20 Mayıs 1878'de Yeni Osmanlılar'dan Ali Suavi'nin öncülüğünde yapılan ve Çırağan Vakası olarak bilinen baskındır. Ali Suavi ve yanındaki bir grup, Çırağan Sarayı'na girerek V. Murad'ı saraydan çıkarmaya çalıştı. Ancak baskın, Beşiktaş muhafızı HasanPaşa'nın müdahalesiyle başarısız oldu ve Ali Suavi öldürüldü. Aynı yıl Skalyeri–Aziz Bey Komitesi adıyla bilinen bir grup da benzer bir amaçla örgütlendi; ancak bu girişim de ortaya çıkarıldı.
V. Murad, 29 Ağustos 1904'te Çırağan Sarayı'nda öldü. Naaşı, Yeni Cami'deki Turhan Sultan türbesine defnedildi. V. Murad'ın tahttan indirildikten sonra yaşadığı Çırağan SarayıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Alexxx Malev. Dosya sayfası
V. Murad'ın hikâyesi, Osmanlı tarihinin en hüzünlü hikâyelerinden biridir. Genç yaşında Avrupa'da reformcu bir şehzade olarak tanınan, meşrutiyet taraftarlarının umut bağladığı bir padişah, tahta çıktıktan sadece birkaç gün sonra yaşadığı sarsıntılarla devlet işlerini yürütemez hâle geldi. Onun doksan üç günlük saltanatı, bir umudun ne kadar çabuk kırılabileceğini gösteren bir örnek oldu.
V. Murad'ın hayatı, aynı zamanda siyasi olayların bireyler üzerindeki derin etkisini de hatırlatır. Kendi hayatını, sarayın duvarları arasında müzik ve kitaplarla geçiren bu padişah, Osmanlı tarihinde sanatçı kişiliği en belirgin hükümdarlar arasında yer alır. Bugün onun bestelerinin bazıları yeniden seslendirilmekte ve Çırağan'da geçirdiği uzun yıllar, tarihçilerin ilgisini çekmeye devam etmektedir.