Kısaca
I. Süleyman, Osmanlı Devleti'nin onuncu padişahıdır. 30 Eylül 1520'de tahta çıktı ve 1566'daki ölümüne kadar yaklaşık 46 yıl hüküm sürdü; bu, Osmanlı tarihinin en uzun saltanatıdır. Batı'da "Muhteşem Süleyman" (Suleiman the Magnificent), Türkiye'de ise "Kanuni Sultan Süleyman" olarak anılır. Toplam 13 sefere çıktı ve saltanatının 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirdi. Araştırmamız, onun döneminde Osmanlı Devleti'nin ekonomik, askerî ve siyasi gücünün belirgin bir zirveye ulaştığını, tebaa sayısının en az 25 milyona çıktığını gösteriyor. Şiirlerinde Muhibbî ("seven") mahlasını kullandı.
Şehzadelik yılları
Süleyman, babası Şehzade Selim'in (sonraki I. Selim) Trabzon sancakbeyi olduğu yıllarda Trabzon'da doğdu. Türk literatürü doğum tarihini 6 Kasım 1494 olarak verir; Batı literatürü de bu tarihi kabul eder, ancak tarihin mutlak bir kesinlikle bilinmediğini ve büyük olasılıkla bu gün olduğunu not eder. Annesi Hafsa Sultan'dır. Yedi yaşında Topkapı Sarayı'ndaki okullarda bilim, tarih, edebiyat, din ve askerlik eğitimi almak için İstanbul'a gönderildi. 1508'de Şarkî Karahisar sancakbeyi oldu; amcası Şehzade Ahmed'in itirazı üzerine Bolu'ya, oradan da Kefe'ye atandı ve Temmuz 1509'da Kefe'ye gitti. 1513'te Saruhan (Manisa) sancakbeyi oldu. Burada sonraki yıllarda başveziri olacak Pargalı İbrahim ile yakın dost oldu.Dikkat: yanlış bilinen
Hafsa Sultan'ın kökeni kaynaklarda farklı anlatılır. Türkçe popüler anlatımlarda sıkça Kırım Hanı Mengli Giray'ın kızı olduğu söylenir; Batı literatürü ise onu "kökeni bilinmeyen, İslâm'a geçmiş bir cariye" olarak tanımlar. Kırım hanedanından geldiği görüşü, modern araştırmalarda çağdaş belgelere dayanmadığı gerekçesiyle sorgulanmaktadır. Batı literatürü, Hafsa Sultan'ın 1534'te öldüğünü yazar.
Tahta çıkış ve ilk seferler
I. Selim'in 21–22 Eylül 1520 gecesi ölmesi üzerine Süleyman Manisa'dan İstanbul'a hareket etti; tahtta hak iddia edecek başka bir şehzade olmadığından bir taht mücadelesi yaşanmadı. Saltanatına Orta Avrupa ve Akdeniz'deki Hristiyan devletlere karşı seferlerle başladı: 1521'de Belgrad'ı, 1522'de Rodos'u aldı. 29 Ağustos 1526'daki Mohaç Muharebesi'nde Macar Krallığı'nın askerî gücünü kırdı. Macaristan bundan sonra bölündü ve büyük bölümü doğrudan imparatorluğa katıldı. 1529'daki Viyana Kuşatması'nın başarısızlığı ise Avrupa içlerine ilerlemesini durdurdu.Doğu ve deniz
Süleyman, Safevîlerle uzun yıllar savaştı ve Irak'ı Osmanlı topraklarına kattı; Irakeyn Seferi'nde 1534'te Bağdat alındı. 1555'te Safevîlerle Amasya Antlaşması imzalandı. Kuzey afrikaAfrika'da Trablusgarp eyaleti kuruldu; Barbaros Hayreddin Paşa'nın kaptan-ı deryalığıyla Osmanlı donanması Akdeniz'de, 1538 Preveze zaferinden sonra da uzun süre üstünlük kurdu. Osmanlı donanması Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Basra Körfezi'ne kadar denizlere hâkim oldu.
Kanun ve hukuk
İmparatorluğun üst hukuku, padişahın değiştirme yetkisinin dışında kalan şeriattı; ceza hukuku, toprak düzeni ve vergilendirme gibi alanları kapsayan "kanun" ise padişahın iradesine bağlıydı. Süleyman, kendisinden önceki dokuz padişahın hükümlerini topladı, tekrarları ayıkladı ve çelişen hükümler arasında seçim yaparak tek bir kanun düzeni oluşturdu. Bu çalışmada Şeyhülislam Ebussuud Efendi ona destek oldu. Araştırmamız, son biçimine ulaşan kanunların "kanun-ı Osmanî" diye anıldığını ve üç yüz yıldan uzun süre yürürlükte kaldığını gösteriyor. Aynı anlatım, Süleyman'ın 1553 sonu ya da 1554'te Yahudi hekimi Moses Hamon'un önerisiyle, Yahudilere yöneltilen "kan iftirası" suçlamalarını resmen kınayan bir ferman çıkardığını da belirtir.Dikkat: yanlış bilinen
"Kanuni" lakabının ne zaman ortaya çıktığı tartışmalıdır. Batı literatürünün aynı bahsinde iki farklı ifade yan yana bulunur: bir bölümde Süleyman'ın Osmanlı tebaası için "her zaman" Kanuni olduğu yazılırken, başka bir bölümde bu lakabın 16. Ve 17. Yüzyıl Osmanlı kaynaklarında hiç geçmediği ve büyük olasılıkla 18. Yüzyılın başlarından kaldığı belirtilir. İkinci ifade belgelere daha yakındır: çağdaş Osmanlı kaynakları onu daha çok "Sultan Süleyman Han" diye anar. Batı'daki "II. Süleyman" adlandırması da, Fetret Devri'ndeki Süleyman Çelebi'nin meşru padişah sayılması varsayımına dayanan hatalı bir gelenektir.
Hürrem Sultan ve şehzadeler
Süleyman 1534'te, Osmanlı geleneğini bozarak haremindeki etkili bir kadın olan Hürrem Sultan ile evlendi. Araştırmamız, Batı Avrupa'da kızıl saçları nedeniyle Roxelana adıyla anılan Hürrem'in Rutenya kökenli olduğunu ve Ortodoks Hristiyanlıktan İslâm'a geçtiğini gösteriyor. Süleyman'ın varis adayı oğullarından Şehzade Mehmed 1543'te çiçek hastalığından öldü; Şehzade Mustafa 1553'te padişahın emriyle boğduruldu; Şehzade Bayezid ise bir isyandan sonra 1561'de dört oğluyla birlikte idam edildi. Tahta, Hürrem'den doğan II. Selim geçti.Dikkat: yanlış bilinen
Hürrem Sultan'ın Süleyman ile evlenme tarihi kaynaklarda kesin değildir. Araştırmamız 1534 yılını verir; Türk literatürünün Hürrem Sultan bahsi ise kesin bir yıl vermez; nikâhın, Vâlide Hafsa Sultan'ın ölümünden ve Mahidevran Sultan'ın Şehzade Mustafa'nın yanına Manisa'ya gönderilmesinden sonra, cariyelerle nikâh zorunluluğu olmadığı hâlde kıyıldığını gösteriyor. Aynı anlatım, Hürrem'in büyüyle padişahın gönlünü kazandığı iddiasının elçi Busbecq gibi bazı çağdaş kaynaklarda aktarıldığını belirtir. Ayrıca Hürrem'in "Kadınlar Saltanatı" dönemini başlattığı görüşü bir yorumdur; bu kavram ve sınırları tarihçiler arasında tartışmalıdır. Şehzade Mustafa'nın idamında Hürrem'in ve Rüstem Paşa'nın rolüne ilişkin anlatılar da büyük ölçüde dönemin Avrupalı elçi raporlarına ve sonraki kroniklere dayanır.
Son sefer ve ölüm
Süleyman, 72 yaşında, yaklaşık 13 yıllık aradan sonra 1 Mayıs 1566'da on üçüncü seferi olan Zigetvar seferine çıktı. Ordu 27 Haziran'da Belgrad'a ulaştı ve Yanoş Zsigmond Zápolya'nın kuvvetleriyle birleşti; 2 Ağustos'ta Zigetvar önlerine vardı. Padişah 5 Ağustos'ta kuşatmaya katıldı ve kuşatmanın görülebildiği bir tepedeki çadırına yerleşti. Zigetvar'ın düşmesinden bir gün önce çadırında öldü. Ölümü, askerlerin savaşı bırakmasından korkulduğu için büyük bir gayretle gizlendi; bu gizlilik 48 gün sürdü.
Dikkat: yanlış bilinen
Ölüm tarihi kaynaklarda farklıdır: Türk literatürü 7 Eylül 1566, Batı literatürü 6 Eylül 1566 tarihini verir. Fark, ölümün 6'yı 7'ye bağlayan gece gerçekleşmesinden ve Hicrî günün akşamla başlamasından kaynaklanıyor olabilir. Yaşı için de Türk literatürü 71, Batı literatürü sefere çıkışında 72 ifadesini kullanır; doğum yılı 1494 kabul edilirse ölüm anında 71 yaşındaydı.