Aralık 1925'in ortasında Ankara için kötü bir haber Cenevre'den geldi: Milletler Cemiyeti Konseyi Musul meselesinde İngiltere'nin lehine karar veriyordu. Ertesi gün ise Türkiye, uluslararası alanda kendisi gibi yalnız kalmış bir başka devletle, Sovyetler Birliği ile bir dostluk ve tarafsızlık antlaşması imzaladı. İki olay arasındaki bir günlük fark tesadüf değildi; kaynaklar ikisini açıkça birbirine bağlıyor. Sovyet Dışişleri Halk Komiseri Georgiy Çiçerin, 1920'lerGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Yalnızlık duygusu
Türkçe Vikipedi maddesi arka planı şöyle anlatır: Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin önündeki önemli sorunlardan biri uluslararası alandaki yalnızlıktı. Bu sırada Batılı devletler kendi aralarında Locarno Antlaşması'nı imzalamıştı. Musul sorununun yeniden gündeme gelmesi ve Milletler Cemiyeti'nin Musul'u İngiltere himayesindeki Irak'a bırakması Türkiye'de büyük tepki yarattı.
Madde, Sovyetler Birliği'ni de "uluslararası arenadaki diğer yalnız ülke" olarak tanımlar. İngilizce Sovyetler Birliği-Türkiye ilişkileri maddesi de aynı gözlemle başlar: iki hükümet savaştan sonra büyük güçlerin dışında kalmış, bu yüzden birbirine yaklaşmıştı.
16 ve 17 Aralık
İngilizce madde olayların sırasını gün gün verir. 16 Aralık 1925'te Türk hükümeti heyetini geri çekti; Milletler Cemiyeti Konseyi de tartışmalı Musul bölgesinin mandasını Türkiye'nin onayı olmadan İngiltere'ye verdi. Madde, Mustafa Kemal'in bu diplomatik geri dönüşe 17 Aralık'ta Sovyetler Birliği ile bir saldırmazlık paktı yaparak karşılık verdiğini yazar. Türkçe madde ise antlaşmanın 17 Aralık 1925'te Paris'te imzalandığını belirtir.
Dikkat: yanlış bilinen
Antlaşmanın adı kaynaklarda farklı geçiyor. Türkçe maddenin başlığı "Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması" diyor; aynı maddenin metni ise bir yerde "Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması" ifadesini kullanıyor. İngilizce ilişkiler maddesi önce "saldırmazlık paktı" (non-aggression pact), kaynakçasında ise "1925 Tarafsızlık Antlaşması" (Neutrality Treaty) diyor. Maddelerin aktardığı içerik, yani bir taraf saldırıya uğrarsa ötekinin tarafsız kalması, "tarafsızlık" adına daha uygun düşüyor. Biz konu başlığında Türkçe maddenin başlığını kullandık.
Antlaşma ne getiriyordu?
Türkçe maddeye göre maddeler üç ana taahhütten oluşuyordu:
[ul]
[li]Taraflardan biri saldırıya uğrarsa öteki tarafsız kalacaktı.[/li]
[li]İki taraf da başka devletlerle birbirinin aleyhine bir ittifak ya da siyasi içerikli bir anlaşma yapmayacaktı.[/li]
[li]Başka devletlerin imzacı ülkelerden birine karşı giriştiği düşmanca bir eyleme katılmayacaklardı.[/li]
[/ul]
Bu maddeler, 1921Moskova Antlaşması'nın kurduğu dostluğu yeni koşullara uyarlıyordu. 1921'de iki taraf da savaş içindeydi ve dayanışma daha çok askerî ve mali yardım biçimindeydi. İngilizce madde, Sovyet belgelerine göre 1920-1922 arasında yapılan yardımın 39.000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon tüfek mermisi, 147.000 top mermisi, 2 devriye botu, 200,6 kilogram külçe altın ve 10,7 milyon Türk lirasını bulduğunu yazar. 1925'te ise mesele, barış zamanında birbirine karşı bir ittifaka girmeme sözüydü. 1925'te Dışişleri Bakanı olan Tevfik Rüştü (Aras)Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Agence de presse Meurisse. Dosya sayfası
1925'in Ankara'sı: yeni dışişleri bakanı
Antlaşma, Türkiye'nin dış politikasında yeni bir dönemin ilk işlerinden biriydi. Tevfik Rüştü (Aras) Bey, Türkçe maddesine göre 4 Mart 1925'te III. İnönü Hükûmeti'nde Dışişleri Bakanı olmuş ve Atatürk'ün ölümüne kadar bütün hükümetlerde bu görevde kalmıştı. Hem Türkçe hem İngilizce biyografisi onun, komşularla iyi ilişkilere ve başka ülkeler üzerinde baskı kurmaya karşı çıkmaya dayanan dış politikanın kilit ismi olduğunu yazar. Türkçe madde, Aras'ın Sovyet Dışişleri Komiseri Maksim Litvinov'un davetlisi olarak 1926'da Odessa'da Sovyet ileri gelenleriyle görüştüğünü de belirtir; bu görüşme antlaşmanın hemen ertesi yılına denk gelir.
Ek bilgi
Kaynaklarımız Paris'teki imza töreninde Türk ve Sovyet heyetlerini kimlerin temsil ettiğini yazmıyor. Bu yüzden imzacıların adını vermiyoruz. Fotoğraflardaki kişiler, antlaşma döneminde iki ülkenin dış ilişkilerini yöneten isimlerdir: Sovyet tarafında Dışişleri Halk Komiseri Georgiy Çiçerin, Türk tarafında ise 1925'te göreve gelen Tevfik Rüştü Bey.
Uzatmalar: 1929, 1931, 1935
Antlaşma üç yıllığına yapılmıştı. Türkçe maddeye göre sonraki yıllarda, 1929 ve 1931'de imzalanan protokollerle sürdürüldü ve 7 Kasım 1935'te son kez on yıl süreyle uzatıldı. İngilizce madde de antlaşmanın değiştirilip uzatıldığını ve 7 Kasım 1935'te on yıl daha uzatıldığını yazar. Aynı madde, iki ülke ilişkilerinin bu dönemdeki en önemli olayı olarak Temmuz 1936'daki Montrö Sözleşmesi'ni gösterir: Türkiye bu sözleşmeyle Boğazlar üzerindeki denetimi geri aldı ve bölgeyi yeniden silahlandırma hakkı kazandı.
Sonu: 19 Mart 1945 notası
Antlaşmanın sonu İkinci Dünya Savaşı'nın son aylarında geldi. Türkçe maddeye göre Sovyetler Birliği, Boğazlar krizinin büyümesi üzerine 19 Mart 1945'te Türkiye'ye bir nota verdi ve 7 Kasım 1945'te süresi dolacak olan antlaşmanın bu tarihten sonra geçersiz olacağını bildirdi.
İngilizce madde bu notanın arkasını daha açık anlatır. Sovyet Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov, Türkiye'nin Moskova büyükelçisine Sovyetler Birliği'nin 1925 antlaşmasından tek taraflı olarak çekildiğini bildirdi. Türk hükümeti yeni bir anlaşmanın hangi şartlarla yapılabileceğini sorunca Molotov, Boğazlarda üs istemenin yanında doğu Türkiye'nin bir kısmı üzerinde de hak iddia etti; bunun Kars, Artvin ve Ardahan'ı kastettiği anlaşıldı.
Tarih notu
Antlaşma 17 Aralık 1925'te imzalandı, üç yıllıktı, 1929 ve 1931 protokolleriyle sürdü, 7 Kasım 1935'te on yıl uzatıldı ve 19 Mart 1945 notasıyla 7 Kasım 1945'ten sonrası için geçersiz ilan edildi. Atatürk döneminde yürürlükte kalan bu antlaşma, ölümünden yedi yıl sonra sona erdi.
Bir günün anlamı
17 Aralık 1925 antlaşması, Musul'da yaşanan kaybın ardından Ankara'nın yalnız olmadığını göstermek için atılmış bir adım olarak okunabilir. İçerik olarak bir ittifak değildi; iki tarafa yalnızca birbirine karşı cephe almama yükümlülüğü getiriyordu. Ama 1920'lerin Türkiye'si için bu bile, Batı'daki Locarno düzeni karşısında bir denge unsuru oldu ve yirmi yıl boyunca iki ülke ilişkilerinin hukuki zeminini oluşturdu.