Darülfünun, "fenlerin evi" anlamına gelen ve Osmanlı Devleti'nde modern anlamda bir üniversite kurmak için XIX. yüzyılın ortasından itibaren yapılan girişimlere verilen addır. Darülfünun kurma fikri ilk kez 1846'da gündeme geldi ve Sultanahmet'te bir bina inşa edilmeye başlandı. İlk halka açık dersler 1863'te verildi. 20 Şubat 1870'te ise Darülfünun-ı Osmani adıyla daha kapsamlı bir kurum resmen açıldı; ancak bu kurum, bir konferansta yaşanan tartışma ve siyasi gelişmeler nedeniyle 1871'de kapatıldı. 1874'te Galatasaray'da Darülfünun-ı Sultani adıyla yeni bir deneme yapıldı. Sonunda 31 Ağustos 1900'de, Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkışının yıl dönümünde Darülfünun-ı Şahane açıldı ve bu kurum kesintisiz olarak yaşamaya devam etti. 1933'te yapılan üniversite reformuyla bu kurum, İstanbul Üniversitesi adını aldı. Sultanahmet'te Darülfünun için inşa edilen eski binanın görünümüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
İlk adım: 1846 ve Sultanahmet'teki bina
Tanzimat'ın ilk yıllarında, devletin modern bilgilerle donanmış memurlara ihtiyacı arttı. 1845'te kurulan Meclis-i Maarif-i Muvakkat, eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi için öneriler hazırladı. Bu önerilerde ilkokul, ortaokul ve yükseköğretim kademelerinden oluşan bir sistem öngörülüyordu. Yükseköğretimin en üst kademesinde ise bir darülfünun bulunacaktı.
1846'da Sultanahmet'te, Ayasofya'nın yakınında darülfünun için büyük bir binanın inşaatına başlandı. Binanın mimarı, Ayasofya'nın onarımında da görev alan İsviçreli mimar Gaspare Fossati idi. Ancak inşaat, mali sıkıntılar ve Kırım Savaşı nedeniyle uzun yıllar sürdü. Bina, tamamlandığında bir süre başka amaçlar için de kullanıldı.
Ek bilgi
Halka açık dersler: 1863'te Sultanahmet'teki binada, kamuya açık ilk dersler verildi. Bu derslerde fizik, kimya, tarih ve coğrafya gibi konular anlatılıyordu. Derslerin bir kısmı deneylerle destekleniyordu. Bu dersler, İstanbul'da büyük ilgi gördü ve dinleyiciler arasında devlet adamları, memurlar ve meraklı halk bulunuyordu. Ancak bu dersler, düzenli bir öğretim programına sahip değildi ve kısa süre sonra sona erdi.
1870: Darülfünun-ı Osmani
1869'da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi, darülfünunun hukuki çerçevesini çizdi. Bu nizamnameye dayanarak 20 Şubat 1870'te Darülfünun-ı Osmani resmen açıldı. Açılış törenine SadrazamÂli Paşa ve birçok devlet adamı katıldı. Kurumun müdürü, döneminin önde gelen bilim adamlarından Hoca Tahsin Efendi idi. Darülfünun'da üç bölüm kurulması planlanıyordu: Hikmet ve Edebiyat, Ulum-ı Tabiiye ve Riyaziye (doğa bilimleri ve matematik) ve Hukuk.
Darülfünun'un ilk aylarında dersler yanında halka açık konferanslar da düzenlendi. Bu konferanslardan biri, büyük bir tartışmaya yol açtı. Konferansçı Cemaleddin Efgani'nin sanat ve meslekler üzerine verdiği bir konferansta peygamberliği bir sanata benzeten ifadeler kullandığı ileri sürüldü. Bu ifadeler, ulema çevrelerinde büyük tepkiye neden oldu. Tartışma büyüyünce Efgani İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldı. Hoca Tahsin Efendi de görevinden alındı. 1871'de ise Darülfünun-ı Osmani kapatıldı. Beyazıt'taki İstanbul Üniversitesi giriş kapısının bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Medelam. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Kapanışın sebepleri: Darülfünun-ı Osmani'nin kapanmasında Efgani konferansının etkisi sık sık vurgulanır. Ancak bu olay tek başına kapanışı açıklamaz. Âli Paşa'nın1871'deki ölümü, kurumun en önemli destekçisini kaybetmesine neden oldu. Ayrıca mali sıkıntılar, öğrenci sayısının azlığı ve yeterli hazırlığa sahip öğretim üyesi bulmanın zorluğu da kurumu zayıflatıyordu. Kapanış, bu etkenlerin bir araya gelmesinin sonucuydu.
1874: Galatasaray'daki Darülfünun-ı Sultani
1874'te Maarif Nazırı Saffet Paşa'nın girişimiyle Galatasaray'daki Mekteb-i Sultani bünyesinde yeni bir yükseköğretim kurumu açıldı. Darülfünun-ı Sultani adı verilen bu kurumda hukuk, mühendislik ve edebiyat bölümleri kuruldu. Eğitim dili Fransızcaydı. Ancak bu kurum da uzun süre yaşamadı; 1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı'nın yarattığı mali sıkıntılar nedeniyle kapandı. Hukuk bölümü ise ayrı bir okul olarak devam etti ve 1880'de Mekteb-i Hukuk adıyla yeniden açıldı.
1900: Darülfünun-ı Şahane
Sultan II. Abdülhamid döneminde, mülkiye, hukuk, tıp ve mühendislik gibi alanlarda yüksekokulların açılmasıyla darülfünun kurma fikri yeniden gündeme geldi. 31 Ağustos 1900'de, padişahın tahta çıkışının yirmi beşinci yıl dönümünde Darülfünun-ı Şahane açıldı. Kurumda Ulum-ı Aliye-i Diniye (yüksek din bilimleri), Ulum-ı Riyaziye ve Tabiiye (matematik ve doğa bilimleri) ve Edebiyat bölümleri bulunuyordu. Tıp ve hukuk mektepleri de zamanla darülfünuna bağlandı.
II. Meşrutiyet'ten sonra Darülfünun'un yapısı genişletildi. 1912'de adı İstanbul Darülfünunu olarak değiştirildi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman profesörler davet edilerek bazı bölümlerde ders verdiler. 1914'te kadınlar için ayrı bir bölüm olan İnas Darülfünunu açıldı. Bu, Osmanlı'da kadınların yükseköğretime erişmesinin önemli bir adımıydı. Darülfünun Edebiyat Şubesi mezunları ve hocaları, 1911Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Bina ve mekân
Darülfünun, zaman içinde farklı binalarda faaliyet gösterdi. Sultanahmet'teki Fossati binası, Çırağan Sarayı, Zeynep Hanım Konağı ve Bayezid'deki Seraskerlik binası bu mekânlar arasındaydı. Çırağan Sarayı, 1910'da Meclis-i Mebusan olarak kullanılırken yandı. Darülfünun'un bugünkü merkezi olan Beyazıt'taki bina ise Osmanlı döneminde Harbiye Nezareti, yani Seraskerlik binası olarak kullanılıyordu. Cumhuriyet döneminde bu bina üniversiteye devredildi.
Tarih notu
Kronoloji: 1845: Meclis-i Maarif-i Muvakkat kurulur. 1846: Sultanahmet'te darülfünun binasının inşaatına başlanır. 1863: Halka açık ilk dersler verilir. 1869: Maarif-i Umumiye Nizamnamesi. 20 Şubat 1870: Darülfünun-ı Osmani açılır. 1871: Darülfünun-ı Osmani kapatılır. 1874: Galatasaray'da Darülfünun-ı Sultani açılır. 31 Ağustos 1900: Darülfünun-ı Şahane açılır. 1912: Adı İstanbul Darülfünunu olur. 1914: İnas Darülfünunu açılır. 1933: İstanbul Üniversitesi kurulur.
Elli dört yıllık sabır
Darülfünun'un hikâyesi, bir fikrin gerçekleşmesi için ne kadar uzun bir sabır gerekebileceğini gösteriyor. 1846'da atılan ilk adımdan 1900'de kalıcı bir kurumun açılmasına kadar elli dört yıl geçti. Bu süre içinde açılan ve kapanan kurumlar, yalnızca mali sıkıntıların değil, aynı zamanda yeni bilgilere karşı farklı tutumların, siyasi değişimlerin ve kurumsal deneyim eksikliğinin de bir yansımasıydı.
Ancak her başarısız girişim, bir sonrakine deneyim kazandırdı. Halka açık dersler, kısa ömürlü kurumlar ve yüksekokullar, Osmanlı toplumunda yükseköğretime karşı bir ilgi ve bir kadro birikimi yarattı. Bugün İstanbul Üniversitesi, Türkiye'nin en köklü yükseköğretim kurumlarından biri olarak bu uzun yolculuğun mirasını taşıyor. Beyazıt'taki büyük kapıdan geçen her öğrenci, farkında olmadan, yüz seksen yıla yakın bir arayışın son halkasında yürüyor.