İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kadılık: Osmanlı kazasının yargıcı ve yöneticisi

Arda Yamaçlı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Arda YamaçlıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı Devleti'nde kadı, yalnızca bir yargıç değildi. Kadı, görev yaptığı kaza adı verilen idari birimin hem mahkemesini yürütür hem de yönetimin pek çok işini görürdü. Evlenme ve boşanmalardan miras paylaşımına, vakıfların denetiminden vergilerin dağıtımına, padişah fermanlarının duyurulmasından çarşıda fiyatların belirlenmesine kadar uzanan geniş bir alan, kadının sorumluluğu altındaydı. Bu nedenle kadılık, Osmanlı taşrasında devletin en çok görünen yüzlerinden biriydi. Bu yazıda kadılık kurumunun ortaya çıkışını, kadıların yetişme yolunu, görevlerini, kadı sicillerini ve kurumun on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki dönüşümünü anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: KADI — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: İlber Ortaylı. Tarih: 2001.
Osmanlı döneminde bir kadıyı gösteren resim
Osmanlı döneminde bir kadıyı gösteren resimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Kuruluş döneminde kadılık

Osmanlı kaynaklarına göre ilk Osmanlı kadısı, Osman Gazi döneminde Karacahisar'a atanan Dursun Fakih idi. Bu rivayet, kurumun devletin kuruluşuyla birlikte ortaya çıktığını gösterir. Orhan Gazi ve I. Murad dönemlerinde fethedilen şehirlerin her birine kadılar atandı. Bursa, İznik ve Edirne gibi büyük şehirlerin kadıları, devletin önde gelen bilginleri arasından seçildi.

I. Murad döneminde, Çandarlı Kara Halil ilk kadıasker olarak atandı. Kadıasker, ordunun yargıcıydı ve aynı zamanda kadıların atanmasında söz sahibiydi. Daha sonra kadıaskerlik ikiye ayrıldı: Rumeli kadıaskeri ve Anadolu kadıaskeri. Bu iki makam, Divan-ı Hümayun'un üyeleri arasında yer aldı ve kadıların atamalarını yönetti.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Dursun Fakih'in ilk Osmanlı kadısı olduğu bilgisi, on beşinci yüzyılda yazılmış Osmanlı kroniklerine dayanır. Bu kroniklerin kuruluş dönemine dair anlatıları, olaylardan bir buçuk asır sonra kaleme alınmıştır ve menkıbevi unsurlar içerir. Bu nedenle Dursun Fakih'in rolü, kesin bir tarihî bilgiden çok kuruluş geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Kadıaskerliğin kuruluş tarihi de kaynaklarda farklı verilir.

Medreseden kadılığa

Kadılar, medreselerde yetişirdi. Medrese eğitimini tamamlayan bir öğrenci, mülazemet adı verilen bir sürece girerdi. Bu süreçte adayın adı, kadıaskerin tuttuğu bir deftere kaydedilir ve atanma sırası beklenirdi. Bu sıra bazen yıllarca sürebilirdi.

On altıncı yüzyılda ilmiye yolu iki dala ayrılmıştı: müderrislik ve kadılık. Müderrisler, medreselerde ders verir ve yükselerek büyük şehirlerin kadılıklarına geçebilirdi. Kadılık yoluna giren adaylar ise küçük kazalardan başlayarak daha büyük kazalara atanırdı. Mevleviyet adı verilen büyük kadılıklar, yani İstanbul, Edirne, Bursa, Mekke, Medine, Kudüs, Şam ve Kahire gibi şehirlerin kadılıkları, ilmiye mesleğinin en yüksek basamaklarındandı. Bu basamakların en üstünde kadıaskerlik ve şeyhülislamlık vardı.

Kadının görevleri

Kadının ilk görevi, mahkeme yürütmekti. Kadı, şeriat hükümlerine ve padişahın çıkardığı kanunlara göre davalara bakardı. Mahkemeye gelenler arasında Müslümanlar kadar gayrimüslimler de bulunurdu. Gayrimüslimler, kendi cemaat mahkemelerine başvurabilseler de miras, alım satım ve borç gibi konularda sık sık kadı mahkemesini tercih ederdi; çünkü kadının verdiği belgeler, devlet nezdinde daha güçlü bir geçerliliğe sahipti.

Kadı, mahkeme görevinin yanında pek çok idari iş de görürdü. Vakıfların gelir ve giderlerini denetler, yetimlerin ve dulların mallarını korur, vergilerin kaza halkına nasıl dağıtılacağını belirler ve narh, yani fiyat belirleme toplantılarına başkanlık ederdi. Merkezden gelen fermanlar kadıya hitaben yazılır, kadı da bunları mahkemesinde okutur ve sicile kaydederdi. Böylece kadı, merkez ile taşra halkı arasındaki ana iletişim kanalı oldu.
Ek bilgi
Büyük kazalarda kadının yanında naib adı verilen yardımcı yargıçlar görev yapardı. Naibler, kazaya bağlı nahiyelerde ya da büyük şehirlerin farklı semtlerindeki mahkemelerde davalara bakardı. Ayrıca kassam adı verilen görevliler miras paylaşımlarını, muhzır ve kâtipler ise mahkemenin günlük işlerini yürütürdü.
Bolu'daki Kadı Camii
Bolu'daki Kadı CamiiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Kadı sicilleri

Kadının mahkemesinde görülen davalar, verilen kararlar ve gelen fermanlar, şer'iye sicili ya da kadı sicili adı verilen defterlere kaydedilirdi. Bu defterler, Osmanlı toplum tarihinin en değerli kaynakları arasındadır. Siciller sayesinde bir şehrin esnafının hangi sorunlarla uğraştığı, ailelerin nasıl miras paylaştığı, fiyatların nasıl değiştiği ve hangi suçların işlendiği ayrıntılı biçimde izlenebilir.

Bugün Türkiye'de ve Osmanlı Devleti'nin eski topraklarında on binlerce sicil defteri korunmaktadır. Bu defterlerin önemli bir kısmı Ankara'daki Millî Kütüphane'de, İstanbul'daki İslam Araştırmaları Merkezi'nin koleksiyonlarında ve Arap ülkelerinin arşivlerinde bulunur. Bursa, Kayseri, Konya, Halep, Şam ve Kudüs sicilleri, araştırmacıların en çok kullandığı serilerdendir.

Atama, süre ve azil

Kadılar, genellikle belirli bir süre için atanırdı. On yedinci yüzyıldan itibaren bu süre, çoğunlukla yirmi ay civarındaydı. Süre bitince kadı görevden alınır ve mazuliyet adı verilen bir bekleme dönemine girerdi. Bu dönemde yeni bir atama beklenirdi. Kadıların sayısının kazaların sayısından fazla olması, bekleme sürelerini uzatıyordu.

Kadıların geliri, büyük ölçüde mahkeme harçlarından gelirdi. Nikâh, miras paylaşımı ve belge düzenleme gibi işler için alınan bu harçlar, kadının geçimini sağlıyordu. Bu düzen, zaman zaman kadıların harçları artırma eğilimine ve halktan şikâyetlere yol açtı. Merkez, bu tür şikâyetler üzerine kadıları uyaran ya da azleden fermanlar gönderirdi.
Ek bilgi
DOĞRUSU
On yedinci yüzyıldan itibaren yazılan nasihatname ve ıslahat risalelerinde, kadıların rüşvet aldığı ve kadılıkların ehil olmayan kişilere verildiği sıkça yazılmıştır. Bu eleştiriler, kurumun gerçek sorunlarını yansıtır; ancak aynı zamanda bir yazın geleneğinin parçasıdır. Sicil çalışmaları, birçok kadının işini düzenli ve kurallara uygun biçimde yürüttüğünü de gösterir. Bu nedenle bozulma anlatısı, genelleştirilmeden okunmalıdır.

Tanzimat ve sonrası

Tanzimat döneminde kadıların idari görevleri giderek azaltıldı. Vergi toplama, güvenlik ve belediye işleri yeni kurulan idari birimlere devredildi. 1864 Vilayet Nizamnamesi ve ardından kurulan nizamiye mahkemeleri, ceza ve ticaret davalarının önemli bir kısmını şer'iye mahkemelerinin elinden aldı. Kadılar, giderek yalnızca aile hukuku, miras ve vakıf gibi konularla ilgilenen yargıçlara dönüştü.

1917'de çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi, aile hukukunu da yeni bir düzenlemeye kavuşturdu. Cumhuriyet'in ilanından sonra 8 Nisan 1924'te çıkarılan kanunla şer'iye mahkemeleri kaldırıldı ve kadılık kurumu sona erdi.
Bolu Kadı Camii'nin bir başka görünümü
Bolu Kadı Camii'nin bir başka görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
14. yüzyıl başı: Kuruluş geleneğinde ilk kadı atamaları
14. yüzyıl ikinci yarısı: Kadıaskerliğin kurulması
16. yüzyıl: İlmiye yolunun kadılık ve müderrislik dallarına ayrılması
17. yüzyıl: Kadılık sürelerinin yirmi ay civarına inmesi
1864: Vilayet Nizamnamesi ve nizamiye mahkemelerine geçiş
1917: Hukuk-ı Aile Kararnamesi
8 Nisan 1924: Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması

Sicilin sayfasında bir şehrin hafızası

Kadılık, Osmanlı Devleti'nin taşrayı yönetmesindeki en dayanıklı kurumlardan biriydi. Askerî yöneticiler sık sık değişir, sancakbeyleri ve valiler gelip giderken, kadı mahkemesi şehrin gündelik hayatının sürekliliğini sağlardı. Halk, sorunlarını çoğu zaman önce kadıya götürürdü; merkez de taşraya ulaşmak için öncelikle kadıyı kullanırdı.

Kurumun güçlü yanı, hukuk ile yönetimi tek bir makamda birleştirmesiydi. Bu birleşme, kadıya geniş bir etki alanı tanıdı; ancak aynı zamanda onun yükünü ağırlaştırdı ve keyfî uygulamalara kapı açabildi. Mazuliyet ve kısa görev süreleri, kadıların bulundukları şehirleri tanımasını zorlaştırıyordu.

Bugün kadılığın en büyük mirası, geride bıraktığı sicillerdir. Bu defterler, sıradan insanların hayatlarını, isimlerini ve dertlerini kaydeden ender kaynaklardandır. Bir esnafın şikâyeti, bir kadının miras davası ya da bir köyün vergi itirazı, sicillerde yüzyıllar sonra bile okunabilir. Bu yüzden kadılık, yalnızca bir yargı kurumu değil, Osmanlı şehirlerinin hafızasını bize taşıyan bir kurum olarak da hatırlanmalıdır. Sicilleri okumak, bir bakıma kadının mahkemesine yüzyıllar sonra yeniden konuk olmaktır. Bu konukluk, devletin büyük kararlarının sıradan insanların hayatına nasıl dokunduğunu da gösterir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap