İstanbul'da Boğaz'ın Avrupa yakasında, Beşiktaş ile Ortaköy arasında Çırağan Sarayı bulunur. Saray, Sultan Abdülaziz tarafından yaptırıldı ve 1871 civarında tamamlandı. Kısa tarihinde saray, bir padişahın sürgün yeri, başarısız bir darbe girişiminin sahnesi ve Osmanlı Meclisi'nin toplantı yeri oldu. 19 Ocak 1910'da çıkan büyük bir yangında saray büyük ölçüde yandı. Yıllarca harabe halinde kalan saray, 20. yüzyılın sonunda restore edilerek otel olarak kullanılmaya başlandı.
Bu yazıda sarayın yapıldığı alanın tarihini, inşasını, V. Murad'ın sarayda geçen yıllarını, Çırağan Baskını'nı, sarayın meclis binası olarak kullanılmasını ve büyük yangını anlatıyoruz. Çırağan Sarayı'nın renklendirilmiş eski bir fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 4.0, yazar: Gargarapalvin. Dosya sayfası
Çırağan adı
Sarayın yapıldığı alanın adı, 18. yüzyıla dayanır. Lale Devri'nde III. Ahmed'in sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahimPaşa, bu alanda bir yalı yaptırmıştı. Bu dönemde Boğaz kıyısında düzenlenen ve meşalelerle aydınlatılan eğlencelere "çırağan" adı verilirdi. Alanın adı, bu eğlencelerden gelir.
19. yüzyılın başında II. Mahmud, bu alanda ahşap bir saray yaptırdı. Abdülmecid, bu eski sarayı yıktırarak yerine taştan yeni bir saray yaptırmaya karar verdi. Ancak sarayın inşası, Abdülmecid'in ölümünden sonra, Abdülaziz döneminde gerçekleştirildi.
Sarayın inşası
Çırağan Sarayı'nın inşası, 1863'te başladı. Sarayın mimarı, Balyan ailesinden Nikoğos Balyan ve Sarkis Balyan olarak anılır. Saray, Dolmabahçe Sarayı gibi Avrupa üsluplarıyla Osmanlı geleneğini birleştiren bir yapıydı; ancak cephelerindeki süslemelerde İslam mimarisinin motifleri daha belirgindi. Sarayın iç süslemelerinde değerli taşlar, sedef ve renkli mermerler kullanıldı.
Ek bilgi
Abdülaziz döneminde inşa edilen sarayların maliyeti, devletin artan dış borçlarıyla birlikte ağır eleştirilere hedef oldu. 1875'te Osmanlı, dış borçlarının ödemelerini durdurmak zorunda kaldı. Bu mali kriz, Abdülaziz'in 1876'da tahttan indirilmesine giden süreçte önemli bir rol oynadı.
Çırağan Sarayı'nın renklendirilmiş bir başka eski fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 4.0, yazar: Gargarapalvin. Dosya sayfası
Saray hayatı
Abdülaziz, Çırağan Sarayı'nı kendi zevkine göre döşetti. PadişahınAvrupa'ya yaptığı 1867 yolculuğunda gördüğü saraylar, Çırağan'ın iç düzenini de etkiledi. Sarayın büyük salonlarında yabancı konuklar ağırlandı, Boğaz'a bakan rıhtımında saltanat kayıkları beklerdi. Ancak Abdülaziz, sarayın tamamlanmasından sonra burada uzun süre yaşamadı; çoğu zaman Dolmabahçe'yi tercih etti. Çırağan, bu nedenle daha çok bir yazlık ve tören sarayı olarak kullanıldı.
Abdülaziz'in son günleri
30 Mayıs 1876'da Abdülaziz, bir darbe ile tahttan indirildi. Tahttan indirildikten sonra Çırağan Sarayı'na götürüldü. 4 Haziran 1876'da Abdülaziz, Çırağan Sarayı'nda ölü bulundu. Ölümü, resmî açıklamada intihar olarak duyuruldu; ancak bu açıklama, o dönemde ve sonraki yıllarda tartışma konusu oldu.
Dikkat: yanlış bilinen
Abdülaziz'in ölümünün intihar mı yoksa cinayet mi olduğu, Osmanlı tarihinin en tartışmalı konularından biridir. 1881'de II. Abdülhamid döneminde Yıldız Sarayı'nda kurulan bir mahkeme, Midhat Paşa başta olmak üzere bazı devlet adamlarını Abdülaziz'i öldürmekle suçladı. Ancak bu yargılamanın adil olup olmadığı da tartışmalıdır. Konuyla ilgili belgeler, farklı yorumlara açıktır.
V. Murad'ın sürgünü
Abdülaziz'in yerine tahta çıkan V. Murad, sadece üç ay sonra, akıl sağlığının bozulduğu gerekçesiyle tahttan indirildi. 31 Ağustos 1876'da yerine kardeşi II. Abdülhamid tahta çıktı. V. Murad, ailesiyle birlikte Çırağan Sarayı'na gönderildi. Burada 1904'teki ölümüne kadar yaklaşık yirmi sekiz yıl boyunca gözetim altında yaşadı.
V. Murad'ın sarayda geçen yılları, sıkı bir gözetim altında geçti. Saraydan dışarı çıkması yasaktı ve dış dünyayla iletişimi sınırlıydı. Bu dönemde V. Murad'ın yanında bulunan aile üyelerinin ve hizmetkârların hatıraları, sarayda geçen hayatı anlatan önemli kaynaklardır.
Çırağan Baskını
20 Mayıs 1878'de, gazeteci ve siyasetçi Ali Suavi liderliğindeki bir grup, Çırağan Sarayı'nı bastı. Baskının amacı, V. Murad'ı saraydan kurtararak yeniden tahta çıkarmaktı. Ali Suavi'nin çevresinde, 1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı'ndan sonra İstanbul'a gelen Balkan göçmenleri de bulunuyordu. Ancak baskın başarısız oldu. Beşiktaş muhafızı HasanPaşa'nın müdahalesiyle Ali Suavi öldürüldü ve baskıncıların bir kısmı hayatını kaybetti. Çırağan Sarayı'nın Boğaz'dan bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: flowcomm. Dosya sayfası
Ali Suavi kimdi?
Ali Suavi, 19. yüzyılın en renkli Osmanlı aydınlarından biriydi. Medrese eğitimi almış, vaizlik yapmış ve Genç Osmanlılar hareketine katılarak Avrupa'da gazetecilik yapmıştı. Londra ve Paris'te çıkardığı gazetelerde Osmanlı yönetimini eleştiren yazılar yayımladı. İstanbul'a döndükten sonra bir süre Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nin müdürlüğünü yaptı. Çırağan Baskını, onun hayatının son ve en çarpıcı eylemi oldu. Baskının ardından II. Abdülhamid'in saray çevresindeki güvenlik önlemleri daha da sıkılaştırıldı.
Gözetim altındaki aile
V. Murad'ın sarayda geçen yıllarında yanında eşleri, çocukları ve hizmetkârları bulunuyordu. Aile üyelerinin saraydan ayrılması da sıkı kurallara bağlıydı. V. Murad'ın kızlarının evlilikleri bile saray çevresinin izniyle yapılabiliyordu. Bu yıllarda V. Murad'ın musikiyle uğraştığı, piyano çaldığı ve beste yaptığı anlatılır. Aile üyelerinden bazılarının sonraki yıllarda yazdığı hatıralar, sarayda geçen bu uzun yalnızlığın ayrıntılarını aktarır.
Meclis binası ve büyük yangın
V. Murad'ın ölümünden sonra saray bir süre boş kaldı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanının ardından Osmanlı Meclis-i Mebusanı yeniden toplanmaya başladı. 1909'da meclis, Çırağan Sarayı'na taşındı. Ancak meclisin bu sarayda toplanması kısa sürdü. 19 Ocak 1910'da çıkan büyük bir yangın, sarayı büyük ölçüde yaktı. Yangında sarayın değerli eşyalarının ve kütüphanesinin önemli bir kısmı da yok oldu.
Yangından sonra saray uzun yıllar harabe halinde kaldı. Cumhuriyet döneminde sarayın bahçesi bir süre futbol sahası olarak kullanıldı. 1980'lerin sonunda saray, bir turizm şirketi tarafından restore edildi ve 1990'ların başında otel olarak açıldı.
Çırağan Sarayı'nın hikâyesi, Osmanlı'nın son döneminin çalkantılı siyasi tarihini tek bir yapının üzerinden anlatır. Abdülaziz'in görkemli bir saray olarak yaptırdığı bina, kısa süre içinde onun son günlerinin geçtiği yer oldu. Ardından bir padişahın yirmi sekiz yıllık sürgününe sahne oldu. Ali Suavi'nin başarısız baskını, sarayın duvarlarında yaşanan siyasi dramın en çarpıcı anlarından biriydi.
Sarayın meclis binası olarak kullanılması ise Osmanlı'nın meşruti yönetime geçişinin sembolik bir anıydı. Bir padişahın sürgün edildiği saray, halkın temsilcilerinin toplandığı yer haline geldi. Ancak bu dönüşüm, 1910 yangınıyla birlikte yarım kaldı.
Sarayın bugün otel olarak kullanılması, tarihî yapıların korunması ve yeniden kullanılması konusundaki tartışmaların da bir örneğidir. Yangından sonra yıllarca harabe halinde kalan saray, restorasyon sayesinde yeniden ayağa kalktı. Ancak sarayın tarihî kimliği ile bugünkü kullanımı arasındaki ilişki, hâlâ farklı biçimlerde değerlendiriliyor. Boğaz'dan geçen vapurların yolcuları, bugün sarayın parlak cephesine bakarken burada yaşanan sürgünü, baskını ve yangını çoğu zaman bilmiyor; oysa bu cephenin arkasında Osmanlı'nın son yarım yüzyılının en çalkantılı sayfaları saklı.