İçeriğe geç
Giriş yap
0

Halet Çambel: 1936 Berlin'de eskrim pistinden Karatepe'deki Hitit yazıtlarına uzanan bir hayat

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir eskrimcinin arkeoloğa dönüşmesi

1936 yazında Berlin'de düzenlenen Olimpiyat Oyunları'nın eskrim pistinde, Türkiye'yi temsil eden yirmi yaşında bir genç kadın vardı. Adı Halet Çambel'di. O ve takım arkadaşı Suat Fetgeri Aşani, olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcular olarak tarihe geçti. Bu, Cumhuriyet'in kadınlara açtığı yeni alanların uluslararası arenadaki en görünür örneklerinden biriydi.

Ama Halet Çambel'in asıl hikâyesi, eskrim pistinden çok, Anadolu'nun dağlarında, toprağın altından çıkan taşlarla yazıldı. Hayatının altmış yılından fazlasını adadığı Karatepe-Arslantaş kazısı, Hitit hiyerogliflerinin çözülmesinde belirleyici bir rol oynadı. Kurduğu açık hava müzesi, buluntuların yerinde korunmasının Türkiye'deki ilk büyük örneklerinden biri oldu. Bu yazıda, Cumhuriyet kuşağının bu olağanüstü kadınını anlatıyoruz.
Arkeolog Halet Çambel
Arkeolog Halet ÇambelGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: MICHI abba. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 27 Ağustos 1916 Berlin'de doğum; Cumhuriyet'in ilanından sonra sekiz yaşında Türkiye'ye geliş; Arnavutköy Amerikan Kız Koleji; 1935 Alacahöyük kazısında stajyerlik; Ağustos 1936 Berlin Olimpiyatları'nda eskrim; 1938 Sorbonne'da lisans; 1939 İstanbul'a dönüş ve Bossert'in asistanlığı; 1940 Nail Çakırhan ile evlilik; 1944 doktora; 1946-1947 Karatepe'nin keşfi ve kazının başlaması; 1960 Prehistorya Kürsüsü; 1964 Çayönü kazısı; 1984 emeklilik; 2004 Prens Claus Ödülü; 12 Ocak 2014 İstanbul'da ölüm.

Berlin'de doğan bir Cumhuriyet çocuğu

Halet Çambel, 27 Ağustos 1916'da Berlin'de doğdu. Babası Hasan Cemil Bey, o yıllarda Almanya'da askerî ataşe olarak görev yapıyordu ve Mustafa Kemal'in yakın arkadaşlarındandı. Annesi Remziye Hanım ise Osmanlı'nın Berlin Büyükelçisi ve eski sadrazam İbrahim Hakkı Paşa'nın kızıydı. Dört çocuklu ailenin üçüncü çocuğu olan Halet'in kardeşleri de Cumhuriyet döneminde kendi alanlarında öne çıktı: ablası Leyla Çambel hukukçu ve gazeteci, öbür ablası Perihan Çambel kanser araştırmacısı oldu.

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından gelen mütareke yıllarını ailesiyle birlikte İsviçre'de ve Avusturya'da geçirdi. Cumhuriyet'in ilanından sonra, sekiz yaşındayken Türkiye'ye geldi. Babası Hasan Cemil Bey, Cumhuriyet döneminde Türk Tarih Kurumu'nun kuruluş yıllarında etkin görevler üstlenecek, Atatürk'ün tarih çalışmalarının içinde yer alacaktı.

Halet, ortaokulu ve liseyi Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde okudu. Sanat tarihi öğretmeninin canlı anlatımları ve İstanbul'un tarihî mekânlarına düzenlediği geziler, onu derinden etkiledi. Geçmişin taşlara yazılmış izlerine duyduğu ilgi bu yıllarda filizlendi. Aynı okulda eskrimle tanıştı; çocukluğunda okuduğu şövalye hikâyelerinden esinlenerek başladığı bu sporda kısa sürede ustalaştı.

Sorbonne ve ilk kazı

Liseyi bitirdikten sonra Fransız hükümetinden aldığı bir bursla Paris'e gitti ve Sorbonne Üniversitesi'nde üç yıl arkeoloji okudu. Bu sırada Hititçe ve eski İbranice öğrendi. Arkeolojiye olan ilgisi, Cumhuriyet'in Anadolu'nun eski uygarlıklarına yönelttiği yoğun ilgiyle örtüşüyordu. 1930'larda Türk Tarih Tezi çerçevesinde Anadolu'daki kazılar devlet desteğiyle hız kazanmıştı.

İlk kazı deneyimini 1935'te yaşadı. Türk Tarih Kurumu adına yürütülen Alacahöyük kazısına stajyer olarak katıldı. Alacahöyük, Atatürk'ün özel ilgi gösterdiği ve Türk arkeologların yürüttüğü ilk büyük kazılardan biriydi. Genç Halet, burada bir kazının nasıl planlandığını, buluntuların nasıl kaydedildiğini ve toprağın katman katman nasıl okunduğunu öğrendi.

1936 Berlin: olimpiyat pistinde

Paris'teki öğrenciliği sırasında boş vakitlerini eskrim, masa tenisi ve binicilikle değerlendiren Çambel, 1936 Berlin Olimpiyatları'nda kadınlar bireysel flöre yarışmasında Türkiye'yi temsil etti. Takım arkadaşı Suat Fetgeri Aşani ile birlikte, olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcular oldular. Müslüman bir toplumdan gelen kadın sporcuların olimpiyat pistine çıkması, uluslararası basının da dikkatini çeken bir olaydı.

Pistteki sonuç parlak değildi; Çambel yaptığı beş maçın hepsini kaybetti. Ama bu katılımın anlamı, madalya tablosunun çok ötesindeydi. Henüz on üç yıllık bir Cumhuriyet, kadınlarının dünya sporunun en büyük sahnesinde yer almasını sağlamıştı. Kadınlara 1934'te milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanındığı bir dönemde, iki genç kadının olimpiyat pistine çıkması, toplumsal dönüşümün sembolik bir göstergesiydi.
Ek bilgi
Olimpiyatlar sırasında Çambel ve takım arkadaşı Suat Fetgeri Aşani'ye, Adolf Hitler ile görüşmeleri için bir davet iletildi. İki genç kadın bu daveti siyasi gerekçelerle geri çevirdi. Çambel'in kendi anlatımına göre, hükümetinin izni olmadan böyle bir görüşmeye gitmeyeceğini bildirmişti. Bu ret, onun hayatı boyunca taşıdığı bağımsız ve ilkeli duruşun erken bir örneği olarak sık sık hatırlanır.

Savaş yılları ve Bossert'in yanında

1938'de Sorbonne'da lisans eğitimini tamamladı ve doktoraya başladı. 1939 yazında İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü'nün Yazılıkaya'daki Midas Şehri kazısına katılmak için Türkiye'ye geldi. Ama İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle Fransa'ya dönemedi. Bu zorunlu kalış, onun hayatının yönünü belirledi.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde, 1933 üniversite reformuyla Türkiye'ye gelmiş olan Alman arkeolog Helmuth Theodor Bossert'in asistanı oldu. Bossert, Hitit dili ve kültürü üzerine çalışan önemli bir bilgindi. Üniversitede kadro bulunmadığı için Çambel bir süre Haydarpaşa Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Doktora çalışmasını İstanbul Üniversitesi'nde sürdürdü ve Türk Tarih Kurumu adına Kırşehir'deki Hashöyük'te bir kontrol kazısı yürüttü. 1944'te bu Tunç ve Demir Çağı yerleşimi üzerine yazdığı teziyle doktorasını tamamladı.

1940'ta gazeteci ve şair Nail Çakırhan ile evlendi. Aileler bu evliliğe karşı çıkmıştı, ama çift yetmiş yıla yakın bir süre, 2008'de Çakırhan'ın ölümüne kadar birlikte yaşadı. Mimarlık eğitimi almamış olan Çakırhan, ileride Karatepe'deki müze yapılarını inşa edecek ve 1983'te Ağa Han Mimarlık Ödülü'nü kazanacaktı.

Karatepe: iki yazının buluştuğu yer

1946'da Bossert ile birlikte Kayseri ile Adana arasındaki bölgede Hitit eserlerini araştırmak için çıktıkları gezide, Toros Dağları'nın eteklerindeki Karatepe'de kalıntılara ulaştılar. 1947'de başlayan kazılar, Geç Hitit dönemine ait bir kale şehrini gün ışığına çıkardı. Bu şehrin kurucusu, yazıtlarda adı Azatiwada olarak geçen bir yerel hükümdardı.

Karatepe'yi dünya bilim tarihinde önemli kılan, kapı aslanlarının ve kabartmaların üzerindeki yazıtlardı. Aynı metin, hem Anadolu hiyeroglifleriyle hem de Fenike alfabesiyle yazılmıştı. Fenike yazısı okunabildiği için, bu çift dilli yazıt, Luvi hiyerogliflerinin çözülmesinde belirleyici bir anahtar oldu. Mısır hiyerogliflerini çözdüren Reşit taşına benzer bir rol oynayan bu yazıt, Anadolu'nun eski yazısını okunur hale getirdi.
Karatepe-Arslantaş'ta güney kapısına giden yol
Karatepe-Arslantaş'ta güney kapısına giden yolGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Bossert'in başlattığı kazının başkanlığını 1952'den sonra Halet Çambel üstlendi. Ömrünün sonuna kadar Karatepe'de çalışmayı sürdürdü. 1999'da Karatepe-Arslantaş yazıtlarını, Luvi hiyeroglif yazıtlarının uluslararası külliyatının bir cildi olarak yayımladı. Elli yılı aşkın bir emeğin ürünü olan bu yayın, alanın başvuru kaynaklarından biri oldu.

Buluntuları yerinde korumak

Çambel'in arkeolojiye en özgün katkılarından biri, buluntuların bulundukları yerde korunması fikriydi. 1950'lerde hükümet, Karatepe'deki eserleri bir müzeye taşımak istedi. Çambel buna karşı çıktı; kabartmaların ve yazıtların ait oldukları mimari bağlam içinde anlam taşıdığını savundu. Sonunda hükümet ikna oldu ve Karatepe-Arslantaş Açık Hava Müzesi kuruldu.

Müzenin projesi mimar Turgut Cansever'e aitti; uygulamasını ise Nail Çakırhan yürüttü. Taş restorasyonu konusunda Türkiye'de yeni yöntemler uygulandı. Bu müze, Türkiye'nin ilk açık hava müzelerinden biri olarak, arkeolojik mirasın korunmasında örnek bir model haline geldi.

Çambel, Ceyhan Nehri üzerine yapılması planlanan baraj projesine karşı da mücadele etti. Barajın su seviyesi, pek çok arkeolojik alanı sular altında bırakacaktı. Çambel'in çabalarıyla planlanan su seviyesi düşürüldü ve alanlar kurtarıldı. Keban Barajı'nın yapımı sırasında da su altında kalacak alanların taranması için 1966'da başlayan çalışmalara öncülük etti.
Karatepe-Arslantaş açık hava müzesinden bir görünüm
Karatepe-Arslantaş açık hava müzesinden bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
1960 askerî müdahalesinden sonra Halet Çambel, üniversitelerden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında yer aldı. Bir süre Almanya'da Saarbrücken Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra görevine iade edildi ve İstanbul Üniversitesi'nde Prehistorya Kürsüsü'nü kurdu. Bu kesinti, onun bilimsel çalışmalarını durdurmadı.

Çayönü ve tarımın doğuşu

1964'te Chicago Üniversitesi'nden Robert J. Braidwood ve Linda S. Braidwood ile birlikte Diyarbakır Ergani'deki Çayönü höyüğünde kazılara başladı. Bu kazılar, insanlığın avcı-toplayıcılıktan yerleşik tarıma geçişine ilişkin dünyanın en önemli kanıtlarından bazılarını ortaya çıkardı. Kurulan İstanbul-Chicago Üniversiteleri ortak projesi çerçevesinde Urfa'da ve Diyarbakır'da başka kazılar da yürütüldü. 1976'da TÜBİTAK bünyesinde bir arkeometri biriminin kurulmasına katkıda bulundu.

1984'te emekli oldu, ama kazılara ve yazmaya devam etti. 2004'te ailesinden kalan Arnavutköy'deki Kırmızı Yalı'yı bir araştırma merkezi olarak kullanılmak üzere Boğaziçi Üniversitesi'ne bağışladı. Aynı yıl Hollanda'nın Prens Claus Ödülü'ne layık görüldü; 2010'da Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü aldı. 12 Ocak 2014'te İstanbul'da, doksan yedi yaşında öldü ve Akyaka'da eşinin yanına defnedildi.

Taşları kendi yerinde konuşturmak

Halet Çambel'in hayatı, Cumhuriyet'in ilk kuşağından yetişen kadınların bilim ve kamu hayatında nasıl iz bıraktığının en parlak örneklerinden biri. 1936'da olimpiyat pistine çıkan genç kadın, sonraki altmış yılda Anadolu'nun en eski yazılarından birinin okunmasına katkı sağlayan bir bilim insanına dönüştü.

Onun yaklaşımında dikkat çekici olan, bilimsel titizlikle toplumsal sorumluluğu bir arada taşımasıydı. Karatepe'deki eserlerin bir müze deposuna taşınmasına karşı çıkması, onların ait oldukları yerde, dağın ve ormanın içinde anlam kazandığına inanmasından kaynaklanıyordu. Barajlara karşı yürüttüğü mücadele, kalkınmanın geçmişin izlerini silmeden de gerçekleşebileceğini gösterme çabasıydı.

Atatürk döneminde başlayan Anadolu arkeolojisi atılımı, onun kuşağının elinde bir bilim geleneğine dönüştü. Alacahöyük'te stajyer olarak başlayan Çambel, bu geleneği Karatepe'de, Çayönü'nde ve İstanbul Üniversitesi'ndeki kürsüsünde yeni kuşaklara aktardı. Bugün Karatepe-Arslantaş'ı ziyaret edenler, kapı aslanlarının yanında yalnız bir Geç Hitit hükümdarının değil, bu taşları yerinde konuşturmayı başaran bir Cumhuriyet kadınının da izini görüyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap