İçeriğe geç
Giriş yap
0

Refik Halit Karay (1888-1965): Kirpi imzalı mizahçı, Yüzellilikler ve 1938'de dönüş

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt8 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Beylerbeyi'nden Galatasaray'a

Refik Halit, 15 Mart 1888'de İstanbul'un Beylerbeyi semtinde doğdu. Babası, Bolu Mudurnu'dan İstanbul'a göç etmiş Karakayış ailesinden Maliye Başveznedarı Mehmed Halid Bey, annesi Nefise Ruhsar Hanım'dı. Galatasaray Sultanisi'nde ve Hukuk Mektebi'nde okudu, ardından Maliye Nezareti'nde memur olarak çalıştı.

İkinci Meşrutiyet'in ilanı, onun hayatını değiştirdi. Memurluktan ayrılarak gazeteciliğe başladı. 1909'da Tercüman-ı Hakikat gazetesinde mütercim ve muhabir olarak çalıştı, kısa ömürlü Son Havadis gazetesini kurdu. Fecr-i Âti topluluğuna katıldı ve edebiyat dergilerinde yazmaya başladı.
Servet-i Fünun dergisinde Refik Halit, 18 Eylül 1919
Servet-i Fünun dergisinde Refik Halit, 18 Eylül 1919Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Servet-i Fünun Mecmuası. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 15 Mart 1888 Beylerbeyi'nde doğum; 1909 gazeteciliğe başlangıç; 1913 Sinop sürgünü; 1918 İstanbul'a dönüş; 1919 Memleket Hikâyeleri ve Posta Telgraf Umum Müdürlüğü; 1922 yurt dışına çıkış; 1924 Yüzellilikler listesi; 1938 af kanunu ve Temmuz'da yurda dönüş; 18 Temmuz 1965 İstanbul'da ölüm.

"Kirpi" ve muhalefet

Refik Halit, Meşrutiyet döneminin en keskin kalemli mizahçılarından biri oldu. "Kirpi" imzasıyla Kalem dergisinde yazılar yazdı, Cem dergisinde hem başyazarlık hem de mizah yazarlığı yaptı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na üye oldu ve İttihat ve Terakki yönetimine karşı yazılarıyla tanındı.

1913'te Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesinin ardından muhalefete yönelik kovuşturmalarda Sinop'a sürüldü. Sürgün yeri daha sonra Çorum, Ankara ve Bilecik olarak değiştirildi. İttihatçı yönetimin 1918'de sona ermesine kadar İstanbul'a dönemedi. Bu sürgün yılları, onun Anadolu'yu yakından tanımasını sağladı ve edebiyatının ana kaynaklarından biri oldu.

Memleket Hikâyeleri

1919'da yayımlanan Memleket Hikâyeleri, Refik Halit'i Türk edebiyatında Anadolu'yu konu alan öykücülüğün öncülerinden biri yaptı. Kitaptaki öyküler, sürgün yıllarında gözlemlediği kasabaların insanlarını, memurlarını, eşrafını ve kadınlarını canlı bir dille anlatıyordu. Yatık Emine gibi öyküler, taşra hayatının sert gerçeklerini gösterir. Sade ve akıcı Türkçesi, gözleme dayanan tasvirleri ve canlı portreleri, onu yirminci yüzyılın usta nesir yazarları arasına yerleştirdi.
Aydede dergisinin 1922 tarihli bir sayısının kapağı
Aydede dergisinin 1922 tarihli bir sayısının kapağıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Refik Halid Karay. Dosya sayfası

Mizahın ve İstanbul'un yazarı

Refik Halit'in mizahı, siyasi olayları ve kişileri abartılı portrelerle anlatan, keskin ama zarif bir üsluba dayanıyordu. Kirpinin Dedikleri ve Agop Paşa'nın Hatıraları gibi kitapları, Meşrutiyet döneminin siyasi atmosferini alaycı bir dille yansıtır. Bu yazılarda bürokrasi, yeni zenginler ve siyasi fırsatçılar hedef alınır.

1920'de yayımlanan İstanbul'un İçyüzü, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul'da türeyen vurguncuları ve savaş zenginlerini anlatan bir romandı. Refik Halit'in Anadolu öyküleriyle İstanbul romanları, onun iki farklı dünyayı aynı gözlem gücüyle yazabildiğini gösterir: bir yanda yoksul taşra kasabaları, öte yanda savaşın yıktığı bir başkentte yükselen yeni zenginler. Bu ikili bakış, Cumhuriyet döneminde yazdığı romanlarda da sürdü.

1919: Telgraf meselesi

Mütareke yıllarında Refik Halit, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın genel merkezinde görev aldı. 1919'da Posta Telgraf Umum Müdürlüğü'ne atandı. Bu görev, onu Millî Mücadele'nin ilk aylarında Mustafa Kemal'le doğrudan karşı karşıya getirdi. Anadolu'daki millî teşkilatın haberleşmesi büyük ölçüde telgraf hatlarına dayanıyordu; Refik Halit, Mustafa Kemal'in telgraflarının dolaşımını engellemeye çalışan İstanbul hükûmetinin yanında yer aldı.

Aynı dönemde Alemdar ve Peyam-ı Sabah gazetelerinde, ayrıca kendi çıkardığı Aydede dergisinde Millî Mücadele aleyhine yazılar yazdı. Bu yazılar, onun sonraki yıllardaki kaderini belirledi.
Ek bilgi
Yüzellilikler listesi, Lozan Barış Antlaşması'na bağlı genel aftan yararlanamayacak yüz elli kişiyi belirleyen bir listeydi. Liste 1924'te kesinleşti ve listedeki kişiler Türk vatandaşlığından çıkarılarak ülkeye dönmekten men edildi. Listede İstanbul hükûmetinin yöneticileri, bazı gazeteciler, askerler ve din adamları vardı.

Beyrut ve Halep'te on altı yıl

Millî Mücadele'nin zaferle sonuçlanmasından sonra, 1922'de İstanbul'dan ayrıldı. Sürgün yıllarının büyük kısmını Fransız mandası altındaki Beyrut ve Halep'te geçirdi. Yüzellilikler listesine alınınca dönüş yolu tamamen kapandı. Bu yıllar, edebî açıdan verimli geçti. Gurbet Hikâyeleri adlı kitabı, sürgünün ve Osmanlı'dan ayrılmış Arap şehirlerinin hayatını anlatır.

Sürgünün ilerleyen yıllarında Refik Halit, Cumhuriyet'le uzlaşma yoluna girdi. 1928'den itibaren yazılarında Cumhuriyet'e daha yakın bir tutum aldı ve Hatay meselesinde Türkiye'nin tezlerini destekledi. Mustafa Kemal Atatürk'e yazdığı şiir ve mektuplarla, listedekilerin affedilmesi için çaba gösterdi.
Musavver Hâle dergisinde Refik Halid Bey, 1909
Musavver Hâle dergisinde Refik Halid Bey, 1909Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Musavver Hale Dergisi. Dosya sayfası

1938: Af ve dönüş

1938'de Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği kanunla Yüzellilikler'in vatandaşlıktan çıkarılması kaldırıldı ve ülkeye dönüşlerine izin verildi. Refik Halit, aynı yılın Temmuz ayında, on altı yıllık sürgünün ardından İstanbul'a döndü. Bu dönüş, Atatürk'ün son aylarına denk geldi.

İstanbul'a döndükten sonra özellikle Tan gazetesinde öykü, roman ve fıkralar yayımladı. Yezidin Kızı ve Çete 1939'da, Sürgün 1941'de yayımlandı. Ardından Anahtar, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün, Dişi Örümcek, Yeraltında Dünya Var ve İki Bin Yılın Sevgilisi gibi romanları geldi. 1948-1949'da Aydede dergisini yeniden çıkardı.
Dikkat: yanlış bilinen
Refik Halit'in hayatı, kolay sınıflandırmalara uymaz. Millî Mücadele'ye karşı yazıları gerçektir ve bunun bedelini on altı yıllık sürgünle ödemiştir. Aynı yazar, sonraki yıllarda Cumhuriyet'le uzlaşmış, eski yazılarının bir kısmını gözden geçirmiştir. Onu yalnızca bir muhalif ya da yalnızca bir pişman olarak görmek, bu karmaşık yolun bir kısmını gözden kaçırır.

Son yıllar

Refik Halit Karay, 18 Temmuz 1965'te İstanbul'da, Şişli'deki bir hastanede geçirdiği ameliyatın ardından gelişen komplikasyonlar sonucu yetmiş yedi yaşında hayatını kaybetti ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Ölümünden sonra da yayımlanmamış romanları kitaplaştırıldı.

Bir muhalifin sürgünü ve uzlaşması

Refik Halit Karay'ın hayatı, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'e uzanan siyasi çalkantıların bir yazarın kaderini nasıl biçimlendirdiğini gösterir. İttihatçılara karşı yazdığı için 1913'te Anadolu'ya sürüldü; Millî Mücadele'ye karşı tavrı nedeniyle 1922'den sonra yurt dışında yaşamak zorunda kaldı. İki sürgün, iki farklı yönetim altında yaşandı.

Ama bu sürgünler, Türk edebiyatına önemli eserler kazandırdı. Sinop, Çorum ve Bilecik yılları Memleket Hikâyeleri'ni, Beyrut ve Halep yılları Gurbet Hikâyeleri'ni doğurdu. 1938'deki af ve dönüş, Cumhuriyet'in olgunlaşma döneminde eski muhaliflerle uzlaşma yolunu açtığını gösterir. Refik Halit, sade Türkçesi ve keskin gözlem gücüyle, siyasi geçmişi tartışılan ama edebî değeri geniş kabul gören bir yazar olarak kaldı.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap