Eyüp'ten İzmir'e
Halit Ziya, 1866'da İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Uşşâkîzâdeler diye anılan, bir kolu İzmir'e yerleşerek halı ticaretiyle uğraşan Uşaklı bir aileye mensuptu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, annesi Behiye Hanım'dı. Mahalle mektebinden sonra Fatih Askerî Rüştiyesi'ne devam etti. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlamasıyla babasının işleri bozulunca aile İzmir'e yerleşti.İzmir'de önce İzmir Rüştiyesi'nde, ardından Ermeni Katolik rahiplerinin açtığı yatılı bir okulda okudu. Burada Fransızcasını geliştirdi ve Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Henüz öğrenciyken çeviri denemeleri yaptı ve ilk yazılarını yayımlamaya başladı. İlk edebî yazısı olan "Aşkımın Mezarı" başlıklı mensur şiir, 23 Nisan 1883'te Tercüman-ı Hakikat'te çıktı.

Tarih notu
Kronoloji: 1866 Eyüp'te doğum; 1883 ilk edebî yazı; 1885 Fransız edebiyatı tarihi kitabı; 1886 İzmir'de Hizmet gazetesi; 1893 Reji başkâtipliği; 1897 Mai ve Siyah; 1898-1900 Aşk-ı Memnu; 1901 Servet-i Fünun'un kapatılması; 1909-1912 Mabeyn başkâtipliği; 1911 Âyan üyeliği; 26 Eylül 1932 Birinci Türk Dili Kurultayı'nda bildiri; 1937 oğlunun ölümü; 27 Mart 1945 İstanbul'da ölüm.
İzmir yılları: Hizmet gazetesi
1885'te yayımlanan ilk kitabı, Türkçede basılan ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliğini taşır. İstanbul'da hariciyeye girmek için yaptığı başvuru kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İzmir Rüştiyesi'nde ve ardından yeni açılan İzmir İdadisi'nde Fransızca ve Türk edebiyatı öğretmenliği yaptı, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda çalıştı.1886'da arkadaşı Tevfik Nevzat ile birlikte Hizmet adlı bir gazete çıkardı. Gazete, şehrin kültür hayatına canlılık getirdi ve Halit Ziya'ya geniş bir yazı alanı açtı. Nemide, Bir Ölünün Defteri ve Ferdi ve Şürekâsı gibi ilk romanları bu gazetede tefrika edildi. Mensur şiirleri de ilgi gördü; Recaizade Mahmut Ekrem, Hizmet'e gönderdiği bir yazıyla genç yazarı destekledi. Halit Ziya bu yıllarda dünya edebiyatı ve tiyatro tarihi üzerine yazı dizileri hazırladı.
1889'da Paris'teki Uluslararası Sergi'yi görmek için iki aylık bir yolculuğa çıktı. Aynı yıl Âyan Reisi Emin Ali Efendi'nin kızı Fatma Memnune Hanım'la evlendi. Bu evlilikten altı çocuğu oldu; ancak bunların üçünü küçük yaşta kaybetti.
Servet-i Fünun ve büyük romanlar
1893'te İstanbul'da Reji Genel Müdürlüğü'nden gelen başkâtiplik teklifini kabul etti ve bu görevi on altı yıl sürdürdü. Recaizade Mahmut Ekrem aracılığıyla Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı ve topluluğun en önemli isimlerinden biri oldu.1897'de Servet-i Fünun dergisinde tefrika ettiği Mai ve Siyah, onu topluluğun tartışmasız en önemli romancısı yaptı. Roman, edebiyat tutkusuyla yanıp tutuşan genç Ahmet Cemil'in hayallerini ve hayal kırıklıklarını, dönemin basın dünyası içinde anlatır. Mai ve Siyah, bir anlamda Edebiyat-ı Cedide kuşağının beyannamesi oldu.

1898-1900 arasında tefrika ettiği Aşk-ı Memnu, ilk büyük Türk romanı olarak kabul edilir. Roman, Boğaziçi'ndeki bir yalıda yaşayan zengin Adnan Bey'in genç karısı Bihter'in yasak bir aşka sürüklenişini, olayların psikolojik nedenleri üzerinde durarak anlatır. Kişilerin iç dünyalarının bu derinlikte işlenmesi, Türk romanında yeni bir dönemi başlattı.
Ek bilgi
Servet-i Fünun dergisi, 1901'de Hüseyin Cahit'in Fransızcadan çevirdiği "Edebiyat ve Hukuk" başlıklı yazı nedeniyle kapatıldı ve topluluk dağıldı. O sırada Halit Ziya'nın Kırık Hayatlar romanı dergide tefrika edilmekteydi. Bu olaydan sonra Halit Ziya uzun bir süre edebiyat hayatından uzak kaldı ve Ayastefanos'ta, bugünkü Yeşilköy'de yaptırdığı köşke çekildi.
Meşrutiyet ve saray yılları
İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla Halit Ziya yeniden yazmaya başladı. Abdülhamid döneminin son yıllarını anlatan Nesl-i Ahir adlı romanını Sabah gazetesinde tefrika etti; Darülfünun'da Batı edebiyatı tarihi ve estetik dersleri verdi. Sultan Reşad'ın tahta çıkmasından sonra, 1909'da İttihat ve Terakki hükûmeti tarafından Mabeyn başkâtipliğine getirildi. 1911'de Âyan üyesi oldu. Saraydaki görevi sırasında yazmayı uygun görmediği için yazılarına ara verdi. Görevi 1912'de sona erdi ve Darülfünun'a döndü.Bu yılların hatıraları, çok sonra, 1940-1942'de yayımlanan Saray ve Ötesi adlı eserinde anlatıldı. Eser, Osmanlı sarayının son döneminin iç yüzünü bir tanığın gözünden aktaran önemli bir kaynaktır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya'ya inceleme gezilerine katıldı ve izlenimlerini Tanin gazetesinde yayımladı.
Cumhuriyet ve dil devrimi
Millî Mücadele yıllarında İkdam gazetesine dil ve edebiyat üzerine yazılar gönderdi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi. 1930'larda ise yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yayımlanan hatıra türündeki yazılarıyla yeniden güncel bir isim hâline geldi.Dil devrimine gönülden bağlanan Halit Ziya, 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı'nda bir bildiri sundu. Atatürk'ün de izlediği kurultayda okunan bu bildiri, Türkçenin geçirdiği evreleri ve yazarın dil sevgisini sanatkârane bir üslupla anlatıyordu ve büyük ilgi gördü. Servet-i Fünun'un ağır ve süslü nesrinin en büyük ustası sayılan bir yazarın sade Türkçeyi savunması, dil devriminin edebiyat çevrelerinde kabul görmesine önemli bir katkıydı. Halit Ziya bazı eserlerini sadeleştirerek Latin harfleriyle yeniden yayımladı.

Dikkat: yanlış bilinen
Halit Ziya'nın romanlarının sonradan sadeleştirilmesi, edebiyat tarihçileri arasında tartışma konusu olmuştur. Bir kesim bu sadeleştirmeyi eserlerin yeni kuşaklara ulaşmasını sağlayan bir adım olarak görürken, bir başka kesim özgün metinlerin dil ve üslup özelliklerinin korunması gerektiğini savunur. Bugün eserlerin hem özgün hem de sadeleştirilmiş baskıları okunmaktadır.
Son yıllar
1937'de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat'ın otuz üç yaşında intihar etmesi, Halit Ziya'yı derinden sarstı. Acısını yazarak hafifletmeye çalıştı; oğlu için "Bir Acı Hikâye" adlı kitabı yazdı. Daha önce küçük yaşta kaybettiği çocukları için de Kırık Oyuncak ve Kırık Hayatlar başlıklı eserler kaleme almıştı. Uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945'te öldü ve Bakırköy Mezarlığı'nda oğlunun yanına defnedildi.Türk romanının ustası
Halit Ziya Uşaklıgil, altmış yılı aşan yazı hayatında Türk romanına Batılı bir kimlik kazandıran yazarların başında gelir. Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu, kişilerin iç dünyalarını derinlemesine işleyen, olay örgüsünü sağlam bir yapıyla kuran ilk büyük Türk romanlarıdır. İzmir'de bir gazete çıkaran genç öğretmenden Reji başkâtipliğine, oradan saray başkâtipliğine uzanan hayatı, Osmanlı'nın son döneminin edebiyat ve devlet dünyasını yakından tanımasını sağladı.Cumhuriyet döneminde ise bu usta romancı, dil devriminin önemli bir destekçisi oldu. 1932'deki kurultay bildirisi, ağır Osmanlıca nesrin en büyük temsilcilerinden birinin sade Türkçeye geçişi benimsediğini göstermesi bakımından simgesel bir değer taşır. Atatürk döneminin dil politikası, Halit Ziya gibi isimlerin desteğiyle edebiyat çevrelerinde geniş bir kabul buldu.