Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü, Bosna-Hersek'in Vişegrad kasabasında Drina nehri üzerinde, 1577'de tamamlanan on bir kemerli bir Osmanlı taş köprüsüdür. Köprüyü, Osmanlı'nın en büyük mimarı Mimar Sinan, sadrazamSokollu Mehmed Paşa için inşa etti. Köprü, Yugoslav yazar İvo Andrić'in 1945'te yayımlanan ve ona 1961'de Nobel Edebiyat Ödülü kazandıran "Drina Köprüsü" (Na Drini ćuprija) romanıyla dünya çapında tanındı. 2007'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Bu yazıda, köprünün yapımını, Sokollu'nun hikâyesini ve köprünün Andrić'in romanında nasıl bir tarih anlatısına dönüştüğünü ele alıyoruz. Vişegrad'daki Sokollu Mehmed Paşa KöprüsüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Pudelek (Marcin Szala). Dosya sayfası
Sokollu, doğduğu bölgeye büyük bir köprü yaptırmak istedi. Drina, Bosna ile Sırbistan arasındaki önemli bir geçit noktasıydı; ancak nehri geçmek için yalnızca sallar ve kayıklar kullanılıyordu. Sokollu'nun köprüsü, Saraybosna'dan İstanbul'a giden yolun önemli bir halkası oldu. Ayrıca Sokollu'nun kardeşi Makarije Sokoloviç, 1557'de yeniden kurulan İpek Patrikhanesi'nin ilk patriği olmuştu; bu durum, Sokollu ailesinin hem Müslüman hem Ortodoks dünyada etkili olduğunu gösterir.
Sinan'ın eseri
Köprü, 1571–1577 yılları arasında inşa edildi. Mimar Sinan'ın eserleri listelerinde yer alan köprü, yaklaşık 180 metre uzunluğunda ve on bir kemerlidir. Kemerlerin açıklıkları 11 ile 15 metre arasında değişir. Köprünün ortasında, nehrin üzerinde, "kapı" adı verilen genişletilmiş bir sofa bulunur; bu sofada oturma yerleri ve bir kitabe yer alır. Andrić'in romanında bu sofa, kasabanın insanlarının buluştuğu, sohbet ettiği ve olayların geçtiği bir mekân olarak önemli bir yer tutar.
Köprünün inşası, döneminin mühendislik açısından zorlu işlerinden biriydi. Drina'nın akıntısı hızlıydı ve sık sık taşkın oluyordu. Köprünün ayakları, nehrin akıntısını kırmak için sivri uçlu olarak tasarlandı. Taşlar, yakındaki taş ocaklarından çıkarıldı ve yerinde işlendi. Köprünün yapımında binlerce işçinin çalıştığı ve bir kısmının angarya ile çalıştırıldığı bilinir.
Ek bilgi
Kervansaray ve vakıfSokolluMehmedPaşa, köprünün yanına bir kervansaray da yaptırdı. Kervansaray, yolcuların ve kervanların konaklaması için ücretsiz hizmet veriyordu. Köprü ve kervansarayın bakımı, Sokollu'nun vakfının gelirleriyle sağlandı. Ancak 17. yüzyılda vakıf gelirlerinin azalmasıyla kervansaray bakımsız kaldı ve zamanla yıkıldı. Andrić'in romanında bu kervansarayın çöküşü, Osmanlı döneminin sonunun bir simgesi olarak anlatılır.
Andrić'in romanı
İvo Andrić, 1892'de Bosna'da doğdu ve çocukluğunun bir kısmını Vişegrad'da geçirdi. "Drina Köprüsü" romanını İkinci Dünya Savaşı sırasında, Belgrad'da işgal altında yazdı. Roman, köprünün yapımından 1914'te Birinci Dünya Savaşı başlangıcında kısmen yıkılmasına kadar yaklaşık dört yüz yıllık bir dönemi, Vişegrad kasabasının insanlarının hikâyeleri üzerinden anlatır.
Roman, Osmanlı döneminin farklı evrelerini, Avusturya-Macaristan yönetimini ve Balkanlar'daki etnik ve dinî ilişkileri ele alır. Romanın en ünlü bölümlerinden biri, köprünün yapımı sırasında işçileri kışkırttığı gerekçesiyle kazığa oturtulan bir Sırp köylünün hikâyesidir. Bu bölüm, romanın en çarpıcı ve en çok tartışılan sahnelerinden biridir. Drina üzerindeki köprünün kemerleriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Bojana Wiki PG. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Bir roman, birden çok okuma Andrić'in romanı, Sırp, Boşnak, Hırvat ve Türk okurlar tarafından farklı biçimlerde okunur. Sırp milliyetçi çevreler, romanı Osmanlı yönetiminin zulmünü anlatan bir eser olarak öne çıkarır. Boşnak eleştirmenler ise romanın Müslüman karakterleri olumsuz ve tek boyutlu tasvir ettiğini, Osmanlı dönemini karanlık bir dönem olarak gösterdiğini eleştirir. Türk okuyucu için roman, Osmanlı'nın Balkanlar'daki varlığının bir edebî yansıması olarak değerlidir; ancak kazığa oturtma sahnesi gibi bölümlerin edebî kurgu olduğu ve doğrudan tarihî belgeye dayanmadığı unutulmamalıdır. Köprünün kendisi ise bütün bu farklı okumaların ötesinde, Sokollu'nun ve Sinan'ın ortak eseri olarak ayakta durmaktadır.
Savaşlar ve hasarlar
Köprü, tarihi boyunca birçok kez hasar gördü. 1914'te Birinci Dünya Savaşı başında Avusturya-Macaristan ordusu, geri çekilirken köprünün bir kemerini havaya uçurdu. İkinci Dünya Savaşı sırasında da köprünün kemerleri tahrip edildi. Her iki savaştan sonra köprü onarıldı.
1990'lardaki Bosna savaşı sırasında köprü, trajik olaylara sahne oldu. 1992'de Vişegrad'da Boşnak sivillere yönelik katliamlar yaşandı; bu olayların bir kısmı köprünün üzerinde gerçekleşti. Eski YugoslavyaUluslararası Ceza Mahkemesi, Vişegrad'daki suçlarla ilgili davalar görüldü ve sorumlular mahkûm edildi. Bu olaylar, köprünün tarihine acı bir sayfa ekledi.
UNESCO ve restorasyon
Köprü, 2007'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Ancak 20. yüzyılda yapılan onarımlar ve nehir üzerindeki hidroelektrik barajının yarattığı su seviyesi değişiklikleri, köprünün yapısına zarar vermişti. 2011–2013 yıllarında, Türkiye'nin TİKA aracılığıyla sağladığı destekle kapsamlı bir restorasyon yapıldı. Restorasyonda köprünün ayakları güçlendirildi, hasarlı taşlar değiştirildi ve özgün görünümü korunmaya çalışıldı.
Bugün köprü, Vişegrad'ın en önemli turistik mekânıdır. Andrić'in romanının etkisiyle, köprüyü görmek için dünyanın farklı yerlerinden ziyaretçiler gelir. Vişegrad'da Andrić'in adını taşıyan bir turistik kompleks de inşa edildi. Köprünün ortasındaki kapı ve sofaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Bojana Wiki PG. Dosya sayfası
Sokollu MehmedPaşa Köprüsü, devşirme bir çocuğun sadrazam olup doğduğu topraklara bıraktığı bir armağandır. Mimar Sinan'ın ustalığı, Drina'nın hırçın sularını on bir kemerle aştı. Köprü, dört yüz yılı aşkın bir süre boyunca bölgenin insanlarını birbirine bağladı; savaşlarda yaralandı, onarıldı ve yeniden ayağa kalktı.
Bize göre bu köprü, Osmanlı'nın Balkanlar'daki mirasının hem yapıcı hem de tartışmalı yönlerini bir arada taşır. Andrić'in romanı, köprüyü edebiyatın ölümsüz eserlerinden biri yaptı; ama romanın anlatısı ile tarihî gerçekliği ayırt etmek gerekir. Köprünün kendisi, bütün yorumların ötesinde, Sinan'ın ve Sokollu'nun ortak eseri olarak Drina üzerinde durmaya devam ediyor.