İçeriğe geç
Giriş yap
0

Adam Mickiewicz İstanbul'da: Polonya'nın milli şairinin Kırım Savaşı'ndaki son yolculuğu

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Adam Mickiewicz (1798–1855), Polonya'nın milli şairi kabul edilen, Pan Tadeusz destanının yazarıdır. Hayatının son aylarında, Kırım Savaşı sırasında Rusya'ya karşı savaşacak bir Leh birliği kurmak umuduyla İstanbul'a geldi. 26 Kasım 1855'te İstanbul'da, bugün Beyoğlu'nun Tarlabaşı semtinde kaldığı evde öldü. Bu ev, bugün Adam Mickiewicz Müzesi olarak ziyarete açıktır. Polonya'nın en büyük şairinin hayatının İstanbul'da sona ermesi, iki ülke arasındaki kültürel hafızanın en dokunaklı sayfalarından biridir.
İstanbul'daki Adam Mickiewicz Müzesi'nin bulunduğu yapı
İstanbul'daki Adam Mickiewicz Müzesi'nin bulunduğu yapıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0, yazar: Henri Musielak. Dosya sayfası

Vilnius'tan sürgüne: bir şairin yolu

Mickiewicz, 24 Aralık 1798'de bugün Belarus sınırları içinde kalan Zaosie ya da Navahrudak çevresinde doğdu. Vilnius Üniversitesi'nde okurken Rus yönetimine karşı gizli öğrenci derneklerine katıldı. 1823'te tutuklandı ve 1824'te Rusya'nın iç bölgelerine sürgün edildi. Sürgün yıllarında Odessa, Kırım ve Moskova'da bulundu. Kırım gezisinden doğan Sonety krymskie (Kırım Soneleri, 1826), Bahçesaray'ı, Akkerman bozkırlarını ve Kırım dağlarını anlatan ünlü bir şiir dizisidir. Bu soneler, Leh edebiyatında Doğu temasının en güzel örneklerinden biri sayılır.

1829'da Rusya'dan ayrılan Mickiewicz, 1830–1831 Kasım Ayaklanması sırasında Avrupa'daydı ve ayaklanmaya katılamadı. Ayaklanmanın yenilgisinden sonra Paris'e yerleşti ve Büyük Göç'ün en önemli isimlerinden biri oldu. 1834'te yayımlanan Pan Tadeusz, Litvanya'daki bir soylu köyünün hayatını anlatan bir destan olarak Polonya'nın milli eseri kabul edildi. 1840'ta Collège de France'ta Slav edebiyatları kürsüsüne getirildi.

1855: İstanbul'a gelişin nedeni

Kırım Savaşı başladığında Mickiewicz, Rusya'ya karşı savaşan Osmanlı, Britanya ve Fransa ittifakının Polonya için bir fırsat olduğuna inandı. Fransız hükümetinin de desteğiyle, Osmanlı ordusu içinde bir Leh lejyonu kurulması için çalışmak üzere İstanbul'a gitmeye karar verdi. 1855 Eylül'ünde İstanbul'a ulaştı.

İstanbul'da Mickiewicz, Sadık Paşa adıyla Osmanlı ordusunda Kazak Alayı'na komuta eden Michał Czajkowski ile birlikte çalıştı. Leh gönüllülerden oluşan birliklerin kampını ziyaret etti. Aynı zamanda Leh askerler arasında bulunan Yahudi gönüllülerden oluşan ayrı bir birlik kurulması fikrini destekledi. Bu fikir, Mickiewicz'in Polonya'nın farklı inanç topluluklarını ortak bir dava etrafında birleştirme düşüncesinin bir yansımasıydı.
Ek bilgi
Tarlabaşı'ndaki ev Mickiewicz'in İstanbul'da kaldığı ve öldüğü ev, Beyoğlu'nda, bugün Tarlabaşı olarak bilinen bölgededir. Şairin ölümünden sonra ev yıkılmış, yerine yeni bir bina yapılmıştır. 1955'te, ölümünün yüzüncü yılında, bu binanın bodrum katında şaire ait bir anı odası düzenlendi. Zamanla bu oda genişletilerek müzeye dönüştürüldü. Müzede Mickiewicz'in hayatını anlatan belgeler, mektup kopyaları, portreler ve eserlerinin çeşitli dillere çevirileri sergilenir.
Walenty Wańkowicz'in Adam Mickiewicz'i Ayu-Dağ kayalığında gösteren portresi
Walenty Wańkowicz'in Adam Mickiewicz'i Ayu-Dağ kayalığında gösteren portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Walenty Wańkowicz. Dosya sayfası

26 Kasım 1855: Ani ölüm

Mickiewicz, İstanbul'a gelişinden yaklaşık iki ay sonra, 26 Kasım 1855'te aniden öldü. Ölüm nedeni olarak o dönemde İstanbul'da görülen kolera salgını gösterildi. Bazı Leh yazarlar ise ölümün başka sebeplerden olabileceğini ileri sürdü; ancak bu iddialar kanıtlanmadı. Şairin ölümü, Leh göçmen topluluğunu ve Kırım Savaşı'nda Osmanlı saflarında savaşan Leh askerleri derinden sarstı.

Mickiewicz'in naaşı önce İstanbul'da geçici olarak muhafaza edildi, ardından Fransa'ya götürüldü ve 1856'da Paris yakınlarındaki Montmorency'deki Leh mezarlığına defnedildi. 1890'da ise Polonya'ya taşınarak Krakow'daki Wawel Katedrali'nin krallar mezarlığına konuldu. Wawel, Polonya kralları ve milli kahramanlarının gömüldüğü kutsal bir mekândır; Mickiewicz'in buraya taşınması, onun milli şair olarak kabulünün en güçlü göstergesidir.
Dikkat: yanlış bilinen
Polonya'da İstanbul hafızası Polonya'da Mickiewicz'in İstanbul'daki ölümü, şairin "son ana kadar vatanı için çalıştığı" imgesinin bir parçasıdır. Okul kitaplarında, şairin Osmanlı topraklarında bir Leh lejyonu kurmaya çalışırken öldüğü anlatılır. Türk anlatısında ise Mickiewicz, daha çok İstanbul'daki müze aracılığıyla tanınır. Varşova'daki Mickiewicz Edebiyat Müzesi ve Paris'teki Polonya Kütüphanesi, şairin İstanbul yolculuğuna ait mektupları ve belgeleri korur. Bu belgeler, Kırım Savaşı'nda İstanbul'daki Leh göçmen hayatını anlamak için önemli bir kaynaktır.

Türkiye'de Mickiewicz'in izleri

Mickiewicz'in eserleri Türkçeye çevrildi; Pan Tadeusz ve Kırım Soneleri Türk okurlarına ulaştı. İstanbul'daki müze, Polonya ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkilerin önemli bir merkezidir. Polonya'dan gelen resmî heyetler, öğrenci grupları ve turistler müzeyi ziyaret eder. Ayrıca müzede düzenlenen etkinlikler, iki ülkenin yazarlarını ve akademisyenlerini bir araya getirir.

Mickiewicz'in İstanbul'daki son günleri, Polonezköy (Adampol) ile birlikte anılır. Polonezköy, Leh sürgünlerin kurduğu bir köy olarak Mickiewicz'in yaşadığı dönemin canlı bir tanığıdır. İki mekân, İstanbul'daki Leh hafızasının iki ayrı yüzünü oluşturur: biri bir şairin son evi, diğeri bir halkın sürgün köyü.

Mickiewicz'in eserleri ve Leh edebiyatındaki yeri

Adam Mickiewicz, Leh edebiyatının en büyük şairi olarak kabul edilir. 1834'te yayımlanan "Pan Tadeusz" adlı destansı şiiri, Polonya'da milli destan olarak okunur ve okullarda okutulur. Şiir, 19. yüzyılın başında Litvanya'daki bir Leh soylu ailesinin hayatını anlatır ve Polonya'nın kaybedilen bağımsızlığına duyulan özlemi dile getirir. Eserin ilk dizeleri, Polonya'da hemen herkesin ezbere bildiği satırlardır.

Mickiewicz'in "Atalar" (Dziady) adlı oyunu da Leh edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Oyun, Rus yönetimine karşı duyulan öfkeyi ve Leh halkının acılarını anlatır. Mickiewicz ayrıca "Kırım Soneleri" adlı şiir dizisinde, 1825'te yaptığı Kırım yolculuğunu anlattı. Bu sonelerde Bahçesaray'daki Han Sarayı'nı, Kırım'ın dağlarını ve denizini ve Kırım Tatarlarının hayatını şiirleştirdi. Böylece Mickiewicz, İstanbul'a gelmeden yıllar önce de Türk-İslam dünyasının bir parçasını eserlerine taşımıştı.

Mickiewicz, Paris'te Collège de France'ta Slav edebiyatı dersleri verdi. Bu dersler, Avrupa'da Slav kültürünün tanınmasına katkıda bulundu. Paris'teki Leh sürgünlerinin önde gelen isimlerinden biri olarak, Polonya'nın bağımsızlığı için siyasi faaliyetlerde de bulundu. 1848'de İtalya'da bir Leh lejyonu kurdu.

Mickiewicz'in naaşı, ölümünden sonra Fransa'ya götürüldü ve Montmorency'deki Leh mezarlığına defnedildi. 1890'da naaşı, Krakov'daki Wawel Katedrali'ne taşındı ve Leh krallarının ve milli kahramanlarının yanına gömüldü.
Mickiewicz'in İstanbul'daki çalışma arkadaşı Michał Czajkowski (Sadık Paşa)
Mickiewicz'in İstanbul'daki çalışma arkadaşı Michał Czajkowski (Sadık Paşa)Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
24 Aralık 1798: Adam Mickiewicz doğar.
1823–1824: Tutuklanır ve Rusya'ya sürgün edilir.
1826: Kırım Soneleri yayımlanır.
1834: Pan Tadeusz yayımlanır.
1840: Collège de France'ta Slav edebiyatları kürsüsüne getirilir.
Eylül 1855: İstanbul'a gelir.
26 Kasım 1855: İstanbul'da ölür.
1856: Montmorency'de defnedilir.
1890: Naaşı Krakow'daki Wawel Katedrali'ne taşınır.
1955: İstanbul'da anı odası açılır.

Bir şairin son durağı olarak İstanbul

Mickiewicz'in İstanbul'daki ölümü, 19. yüzyılda Osmanlı başkentinin Avrupa'nın sürgünleri için ne kadar önemli bir sığınak ve buluşma yeri olduğunu gösteriyor. Leh, Macar ve İtalyan sürgünler, Rusya'ya ve Avusturya'ya karşı mücadelelerini İstanbul'dan sürdürdü. Mickiewicz, bu sürgünlerin en tanınmış ismi olarak İstanbul'a geldi ve burada öldü.

Bugün Tarlabaşı'ndaki müze, şehrin kalabalık sokakları arasında sessiz bir hafıza köşesi gibi duruyor. Bu müzeyi ziyaret etmek, İstanbul'un yalnızca Osmanlı'nın başkenti değil, aynı zamanda farklı milletlerin umutlarının ve acılarının kesiştiği bir şehir olduğunu hatırlatır. Mickiewicz'in hikâyesi, kültürel mirasın sınırları aşan doğasının da güzel bir örneğidir: Bir Leh şairin hatırası, bugün İstanbul'un kültürel dokusunun bir parçasıdır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap